Geçen hafta bir tören öncesi hayli kalabalık bir iş adamı sohbetine tanıklık ettim. Gözlemlerimi size de aktarmak istiyorum. Sonra da bana sorulan bir soru üzerine verdiğim cevabı yazacağım.
1- Bir yıl öncesine kadar iktidarın politikalarını beğenen ya da en azından eleştirmeyenler sıkı muhalifler gibi olmuş.
2- Daha önceleri eleştirilere burun kıvıranlar şimdi mutlaka kendi yaşadıklarından örnekler vermeye çalışıyor.
3- Geçen yıla kadar iktidarın hışmına uğrayan iş adamlarına sırtını dönenler şimdi kendi başlarına gelenleri üzüntülü sözlerle anlatıyor.
4- 2007 seçimlerinden önce CHP-MHP koalisyonuna “felaket” diye bakanlar şimdi “Neden olmasın?” demeye başlamış.
5- Eskiden “Yok canım Türkiye’de hukuk var” diyenler şimdi iktidarın gücünü nasıl kullandığının farkına varmış gözüküyor.
6- Eskiden siyasi tartışmalarda sessiz kalanlar şimdi ateşli birer hatip gibi.
Bu konuşmaları izlerken iş adamlarından biri bana dönerek “Sizi ilgiyle okuyor ve televizyonlarda izliyoruz” dedi ve şöyle devam etti: “Doğruları hiç eğip bükmeden söylüyorsunuz. Ama çare ne, bu kaostan nasıl çıkacağız?”
Ben de şu cevabı verdim: “Söylediğiniz tavrımı kim bilir kaç yıldır sürdürüyorum ama bugüne kadar pek dinlemiyordunuz bile. Şimdi çıkış yolu arıyorsunuz. Bunun tek yolu var, o da taşın altına elinizi koymanızdır.”
Tabii soru anında geldi: “Ne yapacağız yani, siyasete mi gireceğiz?” Ben de “O da mümkün ama kastım o değil” dedim ve devam ettim: “Yüzde 10 barajı çoğunluğu temsil etmeyen siyasi partilere tek başına iktidar yolu açıyor. Bugün bu yolla AKP iktidarda, yarın belki başkası olacak. Ama küçük oyla büyük güç sağlayan her parti iktidarda böyle davranacak.”
Biraz soluklanıp sözlerimi sürdürdüm: “Örneğin, barajın altında kalmaları muhtemel partileri, sadece bir seçim için birlik olmaya zorlayabilirsiniz. Nasıl zamanında Erdoğan’a evlerinizde yemekler verdiyseniz, şimdi de bunu yapabilir ve birlik için ikna edebilirsiniz. Sonuçta bir parti daha barajı aşarsa küçük oylarla tek başına iktidar dönemi sona erer. Durum normalleşince herkes tekrar kendi yoluna gider.”
Çiçek bile giremiyor
Televizyonda Sırrı Sakık, Mehmet Ali Birand’ın sorularını yanıtlarken “GATA’ya bırakın türbanlıyı, çiçek bile giremiyor” dedi. Birand da espri yaparak “Herhalde renklerinden ötürüdür... Çiçeklerde hâkim renk sarı-kırmızı-yeşil ya...” karşılığını verdi.
Sırrı Sakık’ın derdini anlayamadım ama Mehmet Ali Bey’e de şaşırdım. Çünkü en azından pek de hoş olmayan o espriden sonra “Artık hastanelerin çoğuna çiçek alınmıyor, çünkü çiçekler ve yaprakları hijyenik kurallara uygun olmayabilir, ayrıca çiçeklerdeki polenler pek çok hastaya da zarar veriyor” demesi gerekirdi.
Mehmet Ali Bey’in bunu bilmemesi mümkün değil, çünkü daha geçenlerde bir hasta ziyareti için Amerikan Hastanesi’ndeydi ve bu hastane çiçeği hasta yanına çıkarma yasağını ilk başlatan hastane.
Para Türkiye’de kalsın istiyorduk
Free shop’lardaki satın alma sınırlaması yurt dışından gelen birçok kişiyi çok rahatsız ediyor. Bu arada hemen yaptığım bir maddi hatayı düzelteyim, free shop’lardan iki değil ancak bir şişe içki alabiliyorsunuz.
Yurt dışından gelen bir okurum yazısında diyor ki, “Biz bindiğimiz havalimanlarından da içki, sigara veya başka şeyleri alabiliriz ama hiç olmazsa parayı bizim ülkemizin insanı kazansın istiyoruz.”
Gerçi satılan mallar ithal ama sonuçta kârı bizde kalmış oluyor.
Yine söylemek istiyorum. Bu dükkânlarda satılan mallara bu kadar kısıtlama getirmenin anlamı yok. Sonuçta kimse mal depolamıyor, alt tarafı birkaç eşin dostun gönlünü almak istiyor.
Melekler uçar mı?
Fıkra Yıldırım Tuna’dan: Küçük kız annesine sormuş “Anne, melekler uçar mı?” diye. “Evet yavrum, uçarlar” diye cevap vermiş annesi:
- Bütün melekler mi?
- Evet yavrum.
- Bizdeki hizmetçi kız neden uçmuyor o zaman?
- Aaa, ne alaka? Neden o uçsun yavrum?
- Ama babam ona her zaman “Meleğim” diyor.
- O zaman birazdan nasıl uçuyor göreceksin yavrum.
Eflatun’dan
Okurlardan Erol Fıçıcı, Eflatun’un aslında bilinen bir sözünü göndermiş. Bilen için de bilmeyen için de ders dolu bir söz:
“İnsanlarda gözlemlediğiniz ve sizi en çok şaşırtan davranışlar nelerdir?”
Eflatun şöyle yanıtlar:
“Çocukluktan sıkılırlar, büyümek için acele ederler; sonra çocukluklarını özlerler...
Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler, ardından sağlıklarını geri almak için para öderler...
Yarından endişe ederken bugünü unuturlar, dolayısıyla ne bugünü ne de yarını yaşarlar.
Böylece hiç ölmeyecek gibi yaşarlar; ama hiç yaşamamış gibi ölürler!..”
Etin en pahalı olduğu ülke Türkiye’ymiş. Yani; koyun, kuzu, dana vatandaşın mutfağını TEĞ-ET geçiyor!
(Gani Yıldız)

