Irak’taki Türkmenler korku içinde

Haberin Devamı

Salı günü Türkmeneli Partisi Başkan Yardımcısı Ahmet Yılmaz gazetede ziyarete geldi. Kendisinden ayrıntılı biçimde Irak’taki Türkmenler’in durumu ile ilgili bilgi aldım. Açık söyleyeyim Yılmaz’ı dinlerken içim burkuldu.

Çünkü Türkmen lider Kürtler’in baskısıyla yapılacak bir referandum sonunda bölgedeki varlıklarının tamamen silinmesinden endişeli. Çünkü Kürtler son birkaç yıldır yüz binlerce Kürt’ü bölgeye yerleştirmişler. Buna işgalci Amerikan kuvvetleri de destek vermiş tabii. Şimdi kalkıp “Burada bir nüfus sayımı yapalım ve halkın kimi istediğine de referandumla karar verelim” diye ortaya çıkmanın oyundan öte olmadığını söylüyor Türkmen lider.

Ama asıl içimi burkan, Irak’taki Türkmenlerin çok uzun yıllar boyunca nasıl yalnız başlarına bırakılmış olduklarını birinci ağızdan dinlemem. Türkiye Saddam döneminde Türkmenler’i adeta yok saymış. Türkmen topluluğu Türkiye’den sadece MİT’in ilgi alanına giriyormuş. O da belli istihbarat amaçlı. Yoksa Türkmenler’e yardım düşünülmüyormuş.

Türkmenler Irak’a yapılan ilk saldırıdan sonra bir parça dikkat çekmişler. Ancak Amerika Saddam’ı yerinde bırakınca Türkmenler yine unutulmuş.

İkinci harekâta ise Türkiye’nin 1 Mart tezkeresi ile destek vermemesi Türkmenler’in bölgedeki varlığını iyice tehlikeye sokmuş. Çünkü Türkiye tezkereye hayır diyerek Irak üzerinde söz söyleme hakkını kaybedince Türkmenler de kendi başlarına kalmışlar.

Türkmenler’in yaşadığı bölgeler Irak’ın en önemli petrol alanları. Amerika zaten Irak parlamentosundan çıkarttığı yasa ile petrol üzerinde egemenlik kurmuş durumda. Ancak bu bölgenin kontrolü için de Kürtler’e güveniyor. Bu nedenle yakın bir gelecekte sorun çıkmaması için şimdiden tüm önlemlerini alıyor.

Bu önlemlerin en önemlisi bölgedeki nüfus yapısını yeniden oluşturmak. Türkmenler’in bir sorun yaratmaması için de bölgeye çok sayıda Kürt göçmen gönderildi. Sonunda nüfus dengesi Türkmenlerin ve Araplar’ın elinden çıkıp Peşmergeler’e geçti. Ahmet Yıldız diyor ki “Bu referandum oyununu mutlaka durdurmamız gerekiyor. Aksi takdirde bizi iyice azınlığa düşürüp yok edecekler. Zaten her gün evlerimize bırakılan tehdit mektupları nedeniyle halkımız çok huzursuz. Ama bu işe yasal kılıf da uydurulursa yapacağımız hiçbir şey kalmaz.”

Türkiye’yi yönetenler herhalde bu gerçeği çok daha iyi biliyorlar. Ama ısrarla söylediğim ve merak ettiğim gibi Türkiye’nin elinde net bir Irak politikası yok. Böyle olunca da işleri diğer konulardaki gibi “olacağına” bırakıyoruz.

*****

Bir “şeriat mahallemiz” eksikti, onu da tamamlıyoruz

Bahreynli bir banka Türkiye’de konut yapmak için 90 milyon dolarlık yatırım bankası kurmuş. Bu banka Arap ülkelerinde yaşayanlar için başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin çeşitli yerlerinde konuta elverişli arsalar alacakmış. Buralara “İslami yaşam biçimine uygun yönetilecek” siteler kurulacakmış.

Demek ki artık iş bu noktaya gelip dayandı. Yakında “Şeriat mahallelerimiz de” olacak anlaşılan.

Peki nasıl oluyor da Arap ülkeleri böyle bir yatırıma cesaret edebiliyor? Kimse buna “Sana ne, parasını verir evini yapar oturur” gibi sığ bir mantıkla karşı çıkmasın. Burası Türkiye Cumhuriyeti. Belli kuralları, anayasa ile güvence altına alınmış yasaları var.

Böyle bir girişime “Türkiye para kazanacak” mantığı ile bakmak asla hoşgörü ile karşılanamaz. Ancak görülüyor ki bugünkü iktidar kendi zihniyetindeki çevrelere öylesine bir güven vermiş ki, bugüne kadar Türkiye’de tatil yapmayı bile düşünmeyenler şimdi “şeriat mahalleleri” kurmaya kalkıyor.

Demek ki biz ne kadar laik demokratik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti mücadelesi versek de Türkiye’nin dışarıdan görünüşü İslam Devleti hüviyetine bürünmüş.

Türkiye’de “şeriat mahallesi” kurma girişiminin hayalden öteye geçemeyeceğini söyleyebilirim. Ama işin sonunda bu noktaya kadar dayanması da herkesi düşündürmeli.

*****

EDS trafik magandalarını öyle güzel hizaya sokuyor ki!

İstanbullu sürücüler biliyor, başta çevre yolları olmak üzere bazı yerlerde, yere kocaman harflerle EDS yazmışlar. Açık adı galiba Elektronik Denetim Sistemi. Sistem çok basit. Yolu görecek biçimde kamera yerleştirilmiş. Eğer sürücülerden biri bir trafik hatası yaparsa fotoğraf çekiliyor. Suçun karşılığı ne kadar para cezasıysa makbuz, fotoğraf eşliğinde sürücüye gönderiliyor. Şu anda İstanbul’da 10 noktada bu fotoğraf çekme sistemi var. Ama kameralar konduğundan bu yana tam 70 bin kişiye ceza kesilmiş. İnanılmaz bir sayı değil mi.

Demek ki 70 bin kişi ya kırmızı ışıkta geçmiş, ya emniyet şeridini kullanmaya kalkmış ya da hatalı araç kullanmış.

Örneğin bir kavşak uygulamasının sonucuna göre, sistemin başladığı ilk günlerde günde 800 araç kırmızı ışığa rağmen yoluna devam ediyormuş. Ama sistem devreye girdikten sonra bu sayı giderek azalmış ve benim bilgi aldığım gün itibarıyla kırmızı ışık ihlali 30’a inmiş.

Ne zamandır trafikle ilgili de yazılar yazmaya çalışıyorum. Burada cezaların önemini de belirtiyordum. Alman ya da İngiliz halkı Türk halkından daha akıllı değil. Onlar trafik kurallarına uyarken bizi neden uymuyoruz? Çünkü onlar yaptıkları her hatanın bedelini ödüyor. Biz de ise ceza var yaptırım yok. EDS sistemi sayesinde trafik polisi ile vatandaş karşı karşıya gelmekten kurtuldu artık. Trafik polisleri ekranın başında yolu izliyor. Hatayı gördükleri an durumu fotoğrafla sabitleyip sürücüye ceza makbuzuyla birlikte gönderiyor. Sürücünün kaçma şansı yok. Üstelik, insan karakterinden yararlanıp rüşvet vermeye de kalkışamaz çünkü bunun imkânı yok.

Ayrıca bu sistemde “Sen benim kim olduğumu biliyor musun” babalanması da yapılamıyor. Çünkü trafik polisi ile sürücü asla karşı karşıya gelmiyor. Ceza direk ruhsata gittiği için, en azından araba satışı sırasında istersen cezayı ödeme!

Şu anda 10 olan EDS kamerası sayısı yakında 100’ü geçecekmiş. İnanın İstanbul trafiği eskisi gibi olmayacaktır. Yapanların eline sağlık.

DİĞER YENİ YAZILAR