İnsanların hapse girmesinden mutluluk duyanların hezeyanı

Haberin Devamı

Çetin Doğan tedavisini yarıda kesti ve hakkındaki “yeniden tutuklanması” talebinin yerine gelmesi için gidip teslim oldu. Paşa şu anda hapiste.

Mahkeme “tutuklama” kararı aldıysa buna kimsenin direnme gücü olamaz. Paşa da olsa gidecek ve hapse girecek, bunda garip bir şey yok.

Benim anlamakta zorluk çektiğim, kimi AKP’lilerin ve yandaşları maskeli faşistlerin bir hezeyan halinde “tutuklayın da tutuklayın” diye çığlıklar atması.

Birinin hapse girmesini bu kadar iştahla istemek acaba ne anlama geliyor.

Bir kişinin eğer suç işlediyse ceza görmesini istemek farklı, henüz hiçbir şey kanıtlanmadığı halde ille de hapse girmesini ve özgürlüğünden mahrum kalmasını talep etmek farklı.

Elbette tutuklanan sadece Çetin Doğan değil. Ancak bu maskeli faşist güruh hemen her tutuklamayı aynı vahşi ihtirasla destekledi ve hatta tesadüfün dışarıda kalan ya da tutuklanmasına gerek duyulmayanlar hakkında da aynı şeyleri söyledi.

Adalet sadece tutuklanma ile sağlanmaz. Adaleti sağlamak için herkesi ikna edecek delillerin de ortaya konması gerekir. Oysa “tutuklayın” bağırışlarının kurbanı olanların pek çoğu hakkında yeterli deliller olmadığı gibi, neyle suçlandıkları konusunda bile ikna edici belgeler yok.

Bir taraftan “hukuk” nutukları atarken diğer taraftan “Nasıl olsa bizden değil, o halde çeksinler” mantığı ile davranmak, aynı zamanda kötü bir yolun açılmasına olanak da sağlamaktadır.

Çok anlamlı bir deyişimiz vardır “Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner” deriz. Gün gelir gerçekten devran değişir.

O zaman iktidara gelenler, açılan yoldan yürür ve “Nasıl olsa bu yönteme kimse karşı çıkmıyor” diyerek aynı şeyleri yapmaya kalkarsa ne olacak?

Bugün iktidar gücünü ve medya desteğini arkasına alanlar yarın öbür gün aynı durumla karşı karşıya kaldıklarında, unutmasınlar ki yine tek desteği hukuk ve demokrasiden yana olan bu ülkenin çağdaş aydınlık insanlarından alacaklardır.

*****


İnsan “Acaba 23 Nisan’da büyüklerimizin koltuğuna oturan çocuklar hiç kalkmasalar, halimiz bundan daha kötü olur muydu?” diye sormadan edemiyor! (Gani Yıldız)

*****


Vah paşam vah

Anlatanların yalancısıyım. AKP ve özellikle yandaşları tarafından çok sevilen ve “demokrasi kahramanı” ilan edilen emekli bir orgeneral önceki hafta yanında eşiyle birlikte İzmir’deki orduevlerinden birine gitmiş.

Ya yemek yiyecek ya da bir akşamüstü kahvesi içecek.

Emekli paşa ve eşi içeri girmişler, amiral ve generallere ayrılan bölüme doğru yürümüşler.

Bu sırada salonda çok sayıda emekli amiral ve general aileleri, yakınları oturuyorlarmış. Paşa’nın geldiğinin görülmesi üzerine önce bir sessizlik olmuş sonra da salonda oturanlar birer ikişer kalkmaya başlamışlar.

Bir süre sonra salonda sadece emekli paşa ve eşi kalmış.

Allah kimsenin başına vermesin böyle bir şeyi.

*****


Modern dolandırıcılıklar

Bugün sizlere yeni öğrendiğim, “çok can yakmayan” ama dikkatli olmanız gereken “modern dolandırıcılık” konularında bilgi vermek istiyorum.

Kapınız çalınıyor, “genellikle” alımlı ve güzel bir genç kız “üniversite öğrencisi olduğunu, yeni bir deterjanı tanıtmak istediği” söylüyor.

Genç kız “ürünün bedava olduğunu” özellikle belirttikten sonra “ancak” diyor “verdiğimiz ürünü hemen boşaltın, belki içinden hediye çıkar.”

Asıl golü ise bu cümleden sonra atıyor: “İki hediyemiz var. Biri cep telefonu biri de elektrikli tıraş makinesi. Ancak hediye kazanırsanız sizden 50 lira rica edeceğim. Ama bu para doğrudan öğrencilere burs olarak gidecek.”

Öğrendiğime göre bu yöntemle yüzlerce evden bu tür para toplanmış. Tamam sonuçta bir hediye veriliyor belki ama o da Çin malı, piyasadan 10 liraya bile alırsınız.

Yardım konusunda o kadar duygusalız ki, iki tatlı dilden sonra ayaklarımızın bağı çözülüyor ve makbuz bile istemeden parayı veriyoruz.

Bu arada bu yolla para toplayanlardan birinden makbuz istemiş bir vatandaş. O da elimde. Üzerinde sadece Aral Ticaret yazıyor. Ne adres ne telefon numarası...

İkinci modern dolandırıcılık yöntemi ise şöyle: Yine üniversiteli olduğunu söyleyen bir genç kapıları çalıyor. Elinde süslü bir paket. “Falanca yoksullara yardım derneği adına kermes düzenledik. Annelerimiz tatlılar yaptılar. Bağış karşılığı veriyoruz.”

Gerçekten pakette tatlı var. Vatandaş bir yardım yapmanın huzuru ile bunları alıyor. Bu paketlerden çıkan “tel kadayıfını” gördüm geçen gün. Tamam tel

kadayıfı ama, şerbet yerine musluk suyu kullanmışlar.

Dedim ya, çok can yakmıyor bu yeni dolandırıcılık türü ama yine de dikkatli olun derim.

*****


3 bin çocuk denizle tanıştı

Gitmeye kararlıydım ama bugün Antalya’da katılacağım bir program, iki randevu ve yazılması gereken iki günlük yazı nedeniyle zaman ayıramadım. Nereye mi gidecektim. Deniz Temiz Derneği geçen yıl olduğu gibi bu yıl da İstanbul’da oturan ama çoğu belki denizi hiç görmemiş ya da deniz kenarına gitme olanağı olmayan 3 bin çocuğa Boğaz gezisi yaptırdı.

Binlerce çocuk birer çiçek gibi doluştukları İDO motorlarında iki saatlik Boğaz turuna çıktılar. Derneğin Genel Müdürü Levent Ballar gezi biter bitmez çektikleri fotoğrafları göndermiş. Bayıldım ve keşke ben de orada olabilseydim diye hayıflandım. Geziye Sultanbeyli, Sultangazi, Sancaktepe, Arnavutköy ve Beyoğlu’nda yaşayan çocuklar gelmişler. İstanbul 2010 ajansı, Sütaş, Borsa Lokantaları, Banat ve Hamidiye su sponsorluk yapmış ve çocuklara çeşitli armağanlar dağıtmışlar. Gezi boyunca poğaça, simit yiyen, ayran içen çocuklara Deniz Temiz Derneği yöneticileri deniz temizliğinin ve çevre duyarlılığının önemini anlatmışlar.

Geziye katılan İDO Genel Müdürü Ahmet Paksoy ve Milli Eğitim Müdürü Dr. Muammer Yıldız da çocuklar gibi bir gün geçirmişler.

DİĞER YENİ YAZILAR