İnanmış bir adamın büyük hayal kırıklığı

Hafta sonu Kıbrıs’taydım. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat davet etti. Bugüne kadar hiç karşılaşmamıştık. Rauf Denktaş’tan sonra onun politikalarına karşı çıkan bir Cumhurbaşkanı’ndan Kıbrıs sorununu dinlemek bana çok ilginç geldi

Haberin Devamı

Hafta sonu Kıbrıs’taydım. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat davet etti. Bugüne kadar hiç karşılaşmamıştık. Rauf Denktaş’tan sonra onun politikalarına karşı çıkan bir Cumhurbaşkanı’ndan Kıbrıs sorununu dinlemek bana çok ilginç geldi.

Hemen söyleyeyim; Mehmet Ali Talat’ı hiç sandığım gibi bulmadım. Ben daha katı, asık yüzlü (bazıları buna soğukkanlı diyor) biraz nobran olduğunu sanıyordum. Yanılmışım. Son derece güler yüzlü, açık sözlü, samimi bir cumhurbaşkanı ile karşılaştım.

Talat bir buçuk saati aşan sohbetimiz sırasında Kıbrıs sorunu ile ilgili pek çok ayrıntı anlattı. Ancak bunların içinde en belirgin olanı uğradığı hayal kırıklığı bana göre.

Mehmet Ali Talat Türkiye’de “Rum yanlısı” olarak algılanıyor birçok çevrede. Bunu açıkça kendisine de söyledim, buraya böyle bir izlenimle geldiğimi de belirttim.

Çünkü Mehmet Ali Talat Cumhurbaşkanı olmadan önceki söylemlerinde “Kıbrıs’ın bir bütün olduğunu, Türklerle Rumların aslında kardeşçe bir arada yaşamak istediğini, ama gerek Kıbrıs Türk tarafı yöneticilerinin, gerekse Türkiye’nin bunu anlamadığını, iktidara geldiğinde çözümü kısa sürede gerçekleştireceğini” söylüyordu.

Annan Planı için yapılan referandumda bayrak açarak birleşmeyi hararetle savunması “Yes be annem” sloganı ile 1964 ve 74 yıllarındaki acı günleri adeta yok sayması bu tanımlamanın pekişmesine neden olmuştu.

Ancak sohbetimiz sırasında gördüm ki, Mehmet Ali Talat büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor.

Çünkü o, Rum tarafının Komünist Partisi olan AKEL’in sözlerine gerçekten inanmış. ODTÜ’de okuduğu yıllarda hızlı bir solcu olan, bu solcu zihniyetini de hâlâ sürdüren Talat, o yıllarda çok moda olan “Solcular yalan söylemez, namusludurlar, sözlerini eridirler” düşüncesinin kurbanı olmuş bir anlamda.

AKEL’in “Barış ve bir arada yaşama” prensibini gerçekten savunduğunu sanmış. Türk tarafının lideri olarak da sorunu çözeceğine gerçekten inanmış.

Ancak iktidara geldikten sonra bunun böyle olmadığını görmüş. Çünkü çok güvendiği Rum Komünist Partisi iktidarın eteğini bırakmamak için Papadopulos’un politikasını şiddetle desteklediği gibi bırakın “Barış içinde birlikte yaşama” ilkesini savunmayı, bunun tam tersini söylemeye ve adeta “Türklere ölüm” demeye bile başlamış.

Talat AKEL’in Komünist adını tırnak içinde söylemek gerektiğini belirterek “Gericiliği, şovenizmi destekleyen bir komünist parti dünyada yok” diyerek yaşadığı hayal kırıklığını dile getiriyor. Talat’la bundan sonraki süreçten Lokmacı barikatına, askerle ilişkilerden Kıbrıs’ın izolasyonuna kadar pek çok konuyu konuştuk. Bunları önümüzdeki günlerde bölümler halinde sizlere de aktarmak istiyorum. Ayrıca Kıbrıs’la ilgili bazı gözlemlerimi de sizlerle paylaşacağım. Bugünlük bu kadar.

*****

Talat’a “Tayyip Bey Cumhurbaşkanı olmaz” dedim, çok şaşırdı
Mehmet Ali Talat’la Kıbrıs’taki Cumhurbaşkanlığı konutunda yaptığımız sohbette elbette Türkiye de konuşuldu. Talat “Cumhurbaşkanı seçimi sizce nasıl olur?” diye sordu.

Ben de “Meslekteki 31’inci yılım. Bu kadar uzun süre içinde pek çok tecrübe edindim. Ayrıca 1071’de Türkler’in Anadolu’ya girişinden bugüne geçen tarihi de çok iyi bildiğimi sanıyorum. Cumhuriyet tarihini de çok inceledim. Bütün bunlara dayanarak Tayyip Erdoğan’ın ya da göstereceği bir kişinin Cumhurbaşkanı olabileceğini sanmıyorum” cevabını verdim.

Bu sözlerim üzerine Talat’ın gözleri açıldı ve “Allah Allah ilk kez böyle bir şey duyuyorum” dedi. Ben de “Duymamanız çok normal. Çünkü kimse bu konuda riske girmek istemiyor. Söylediğinin çıkmamasından endişe ediyor pek çok kişi. Ama ben inandığımı söylüyorum” dedim.

Talat da “Bu sözlerinizi hiç unutmayacağım. Bakalım çok az kaldı, doğru bir görüş mü, göreceğiz” dedi. Başıma iş aldım yani.

*****

Kıymayın bu kızlara
Manken kızlara ciddi soru sorup abuk cevap almak moda oldu. Herkes bu cevaplara gülüyor. Son örnek manken Ece Gürsel’in başına geldi.

Gazeteci, Cumhurbaşkanlığı konusunu sormuş Gürsel’e. O da cevaplamış: “Ben bunlardan anlamam, ama cumhurbaşkanlığı seçimine herkes katılmalı ve oyunu vermeli!” Ne yapsın bilmiyor ki kızcağız. Bu cehaleti gördükçe içim eziliyor, üzülüyorum. Sormayın şu kızlara bu tür soruları ne olur.

*****

Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu
Duydum ki Harbiye’deki Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu yıkılıyormuş. Elmadağ’dan Lütfi Kırdar Salonu’na kadar olan bölüm tarih ve kültür alanı kapsamında yeniden yapılandırılacakmış. Olabilir.

Ama yıkımın öncelikle bir tiyatro sahnesinden başlaması biraz garip ve manidar.

Sordum, bu bina yıkıldığında, tiyatronun geçeceği başka bir yer hazırlanmamış. Oysa Muhsin Ertuğrul Sahnesi için önce bir yer bulunmalı, orası hazırlanmalı, bina ondan sonra yıkılmalıydı. Ama her işte ne kadar yenilikçi ve ilerici olduğunu söyleyen iktidar sözde iyi bir şey adına üzerinde Türk tiyatrosunun en büyük ismi yazan bir binayı aldığı ani bir kararla yenisini yapmadan yıkmaktan çekinmiyor. Bir siyasi zihniyeti ortaya koyması açısından çarpıcı bir örnek bana göre.

DİĞER YENİ YAZILAR