İlker Paşa, kişisel görüşünü mü “kurumsal görüşü” mü açıkladı?

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt Amerika gezisi sırasında bir soru üzerine “Barzani ve Talabani ile görüşmeyeceğini” söylemiş ve konunun siyasetçileri ilgilendirdiğini belirterek “Biz askeriz, onlarla ne görüşeceğiz, ama siyasetçiler görüşür, onlara karışmak da haddimiz değildir” demişti

Haberin Devamı

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt Amerika gezisi sırasında bir soru üzerine “Barzani ve Talabani ile görüşmeyeceğini” söylemiş ve konunun siyasetçileri ilgilendirdiğini belirterek “Biz askeriz, onlarla ne görüşeceğiz, ama siyasetçiler görüşür, onlara karışmak da haddimiz değildir” demişti.

Yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimi nedeniyle askerin her sözünden ürken, arkasının gelmediğini görünce de demokrasi kahramanı kesilip “Asker otursun oturduğu yerde, bu işlere karışmasın” fetvası verenler için Büyükanıt’ın konuşması tam bir maden olmuştu.

AKP yandaşı sözde aydın-demokrat kalemler ve sözcüler Genelkurmay Başkanı’nın siyasete çok bulaştığını, Amerika’da bir komutan gibi değil muhalefet partisi lideri gibi konuştuğunu ileri sürmüşlerdi.

Başbakan Erdoğan da bu rüzgârdan etkilenip “Paşa kurumsal değil kişisel görüşünü açıklamıştır. Zaten bu görüş Genelkurmay’ın kurumsal görüşü olursa kaos olur” demişti.

Genelkurmay ise anında bir cevap vererek “Büyükanıt’ın sözlerinin kurumsal görüşü yansıttığını” vurgulamıştı.

Sonra? Sonrası yok. Kaos çıkmadı tabii. Andıç çıktı.

Pekiiiii, Genelkurmay Başkanı’nın “Talabani ve Barzani ile görüşmeyiz” sözleri “siyasete müdahale” olarak niteleniyorsa Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ’un “Gerekirse Kuzey Irak’a müdahale ederiz” sözleri siyasete müdahale olmuyor mu? Bu sözler kurumsal mıdır, kişisel midir? Bu sorgulanıyor mu?

Ama bakıyorum, İlker Paşa’nın ne kadar önemli bir noktaya parmak bastığını yazan ve bundan dersler çıkarılması gerektiğini anlatan birkaç yazar dışında, o anlı şanlı sözde aydın-demokratların hiçbiri bu konuşmayı eleştirmedi.

Neden eleştirmedi? Çünkü Paşa Tayyip Bey’in Cumhurbaşkanı olmasını önleyecek bir şey söylemedi.

Bu durumda bizim sözde aydın demokratların refleksleri çalışmadı. Çünkü onların aklı fikri Tayyip Bey’i Çankaya’ya taşımak. Bundan başka bir şey görmüyorlar ki...

*****

Yine Bulgaristan örneği
Geçenlerde Bulgaristan’da milletvekili dokunulmazlığının kaldırıldığını yazmış ve “Bir dönem alay ettiğimiz Bulgaristan her konuda bizi geçiyor işte” demiştim. Bugün yine Bulgaristan’dan iki örnek vermek istiyorum. Şu anda faal bir Avrupa Birliği üyesi olan Bulgaristan’ın Dışişleri Bakanı ülkesinin topluluğa kabul edildiği 31 Aralık 2006’da “Artık Avrupa’nın doğudaki güvenlik sınırı Bulgaristan’dır” demişti. Buna hiç tepki göstermedik. Avrupa Birliği üyeleri de ağızlarını açmadı.

Son elli yıldır NATO nedeniyle Avrupa’nın Doğu’daki güvenlik sınırı olan Türkiye böylelikle sessiz sedasız Avrupa’dan dışlanmış oldu.

Yine Bulgaristan Meclis’e geçen hafta “Avrupa Birliği ülkelerinde oturmayan Bulgar vatandaşları seçimlerde oy kullanamaz” kararı aldı. Demokrasiye de insan haklarına da aykırı olan bu kararın alınma gerekçesi herhalde tahmin edersiniz, Türkiye. Çünkü Bulgaristan’ın Avrupa Birliği üyesi ülkeler dışında yoğun şekilde vatandaşlarının yaşadığı tek ülke Türkiye. Bulgaristan Türkiye’yi bu yolla da devre dışı bırakıyor.

Biz ne yapıyoruz peki?

*****

Vakıfbank belgesi nerede?
Baykal’ın şu anda Başbakanlık Örtülü Ödeneği’nin başında olan Maksut Serim ile ilgili iddiası eğer bir belgeye ulaşılırsa çok büyüyecek. Çünkü yıllardır söylenen ama ulaşılamayan bir belgenin Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanlığı dönemindeki en büyük yolsuzluk olayının kanıtı olduğu ileri sürülüyor. İddialara göre Belediye’nin tüm parası off shore hesaplarda faizlendirilmiş ve aradaki fark başka hesaplara aktarılmıştı. Bu belgenin Kıbrıs’taki çok önemli bir devlet adamının kasasında olduğu da iddialar arasında. Maksut Serim, Tayyip Erdoğan’ın Belediye Başkanlığı döneminde Vakıfbank Valideçeşme Şubesi’nin müdürüydü. Belediye’nin büyük miktardaki parası da bu şubede tutuluyordu.



++++++



İnanca dayalı destek

Sabah yazarı Ergun Babahan New York’ta konuştuğu Amerikalıların görüşlerini aktarırken Tayyip Erdoğan ile Bush arasındaki ilginç bir gönül bağından söz ediyor. Babahan “Askerin Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına karşı çıkmasına Amerika’dan yeşil ışık yanmadığını” belirterek etkili bir Amerikalı’nın sözlerini şöyle nakletmiş:

“Erdoğan seçimden önce gelip Başkan Bush’la konuştuğunda (ikimiz de inançların insanıyız) dedi. (İkimiz de demokratik usullerle seçildik ama inançlarımıza daha fazla önem veriyoruz) dedi. Bu sözler Bush’u derinden etkiledi. Bütün olup bitene rağmen Tayyip Erdoğan’ın, Bush’un gönlünde önemli bir yeri var.”

Düşünebiliyor musunuz, Amerikalı etkili siyasetçiye göre Türk- Amerikan ilişkileri bir anlamda iki ülkenin liderinin inançlarına bağlı.

Ve etkili bir Amerikalı, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasına karşı çıkamayacağını çünkü Amerika’dan bu yönde yeşil ışık yanmadığını rahatlıkla söyleyebiliyor.

Bu inanç desteği bizim adımıza çok onur kırıcı değil mi?

*****

Araba çekme
İstanbul’da Trafik Vakfı aracılığı ile haksız yere insanların arabalarının çekildiğini çok kere yazdım. Israrla söylüyorum, bu tür caydırıcı önlemlere asla karşı değilim, ama bunun adaletli yapılmadığını ve hiçbir önlem alınmadığını söylüyorum.

İşte bir örnek daha. Geçenlerde Etiler Akmerkez’in arkasındaki sokaklardan birindeki ofise uğramam gerek. Trafik Vakfı’na ait bir çekici, yol geçişini asla engellemeyen, hatta bir sıra daha olması halinde bile geçişe zarar vermeyecek geniş bir alandaki iki otomobili çekip götürüyor.

Bir saat sonra çıktığımda, araç çekilen yerde bu kez iki sıra park olduğunu gördüm.

O zaman bir saat önce aracı çekilenlerin günahı ne? Polis araç çektiği yerde bile 10 dakika içinde suçun tekrar işlenmesini engelleyemiyorsa ne işe yarar?

Burada önemli olan suçu işletmemek hele hele tekrarına asla müsaade etmemektir.

DİĞER YENİ YAZILAR