İlk kez sandığa gitmeyeceğim

Haberin Devamı

Yarın anayasa değişikliği konusunda referandum yapılacak. Sandık başına neden gidildiğini ve ne için oy kullanacağımızı dört başı mamur bilen var mı?

Pek sanmıyorum. Ama bu elbette vatandaşın suçu değil. Böyle karmaşık ve akla uygun olmayan bir referandumun nedenini kimsenin bilmemesi son derece normal.

Seçmen yaşım tuttuğu günden bu yana her seçimde ve referandumda oyumu kullandım.

Seçimlerde oyum her seferinde aynı partiye gitmedi. Hatta yerel seçimlerde aynı anda farklı partilere bile oy verdim. Her seferinde vicdanımın sesini dinledim, kazanıp kazanmama faktörüne hiç takılmadan ne düşünüyorsam o yönde oyumu kullandım.

Ayrıca gazetecilik hayatım boyunca da her seçimde oy kullanmanın bir yurttaşlık görevi olduğunu belirterek herkesi oy kullanmaya çağırdım.

Ülke geleceği için yapılan oylamada bulunmamanın ağır bir sorumluluk olduğunu da üstüne basarak anlatmaya çalıştım.

Hiçbir seçimde “Buna karşı şu partiyi destekleyin, oylarınızı aynı yerde toplayın” gibi öneriler de getirmedim. Herkesin bir oyu olduğunun bilinciyle “Oyunuzu nasıl kullanırsanız kullanın, ama Türkiye’nin yönetimine ortak olun” mesajını vermeye çalıştım.

Oysa yarın, seçmenlik yaşamım boyunca ilk kez sandık başına gitmeyecek ve oyumu kullanmayacağım.

Bu bir protestodur elbette. Ancak aynı zamanda böyle bir anayasa değişikliği referandumuna da inanmadığımı göstermek istiyorum.

Yarın sandıktan kesinlikle “evet” çıkacaktır. Bunun ilk günden beri söylüyorum. Eğer soru “Cumhurbaşkanı’nı halk mı seçsin yoksa meclis mi?” şeklinde olursa, her koşulda bunun cevabı “evet” olacaktır.

Cumhurbaşkanı’nı halkın seçmesine elbette karşı değilim. Elbette bu makamın belirlenmesinde de bizim oylarımız geçerli olmalı.

Ancak bu referandumun amacı bu değil. AKP iktidarı, mayıs ayındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde uğradığı hayal kırıklığının acısını tüm yönetim sistemimizden ve demokratik geleneklerimizden çıkarmak için Türkiye’nin böğrüne bir hançer sokmaya karar verdi.

Büyük ihtimalle ilk seçimlerde böyle bir zafer kazanacaklarını ummuyorlardı ve “O halde bizden sonra tufan, ayıklayın bakalım pirincin taşını” mantığı ile o günkü meclis aritmetiğini kullanarak bu anayasa değişikliğini yaptılar.

Ama hesapları tutmadı. Seçimden başarıyla çıktılar, alelacele Cumhurbaşkanı’nı seçtiler. Buna karşın başlattıkları mekanizma zorunlu olarak çalıştı.

Ortaya bu kez “Halk değişikliğine nasıl olsa evet diyecek, peki o zaman Gül’ün durumu ne olacak?” sorunu çıktı. Yine kurnazca bir yöntemle ve MHP payandasını kullanarak Gül’ü kurtardılar.

Aslında konunun kapanması gerekiyordu. Ama AKP kurmayları referandumdan vazgeçmenin bu kez bir zayıflık olarak nitelenmesinden çekinerek “Gittiği yere kadar” mantığı ile şimdi halkı sandık başına götürüyor.

Bir taraftan yepyeni bir anayasa yazma çalışmaları sürerken, öte taraftan halkı hiçbir anlamı olmayan referanduma sürüklemek göz boyamadan ve israftan öte bir şey değildir.

Ben de bu oyuna alet olmak istemiyorum. Sandık başına gitmeyeceğim.

*****

Fatih Terim

Milli maçı büyük üzüntü ile izledim. Elbette oyuncular büyük stres altındaydı. Böyle bir maça çıkmak gerçekten kalbi bile çok zorlar.

Ama şunu da söylemek gerek; sonuçta bu futbolcuların hepsi profesyonel insanlar. Streslerini ilk 15 dakika içinde üzerlerinden atmaları gerekti. Üstelik inanılmaz bir seyirci desteği de vardı.

Şimdi umudumuz Norveç maçına kaldı. Gerçi o maç daha stresli olacak ister istemez, ama ben futbolcularımıza güveniyorum, inşallah Avrupa Şampiyonası vizesi alacaklar.

Bu arada Fatih Terim’e yönelik eleşirilerin de aşırıya kaçtığını düşünüyorum. Bir kere her kötü sonuçtan sonra tribünlerin “istifa” diye çığlıklar atması en azından vefasızlık örneği. Bu takım Fatih Terim’le pek çok başarı da kazandı. En azından 4-1’lik Yunanistan maçını asla unutmayın. Önümüzde kaldı bir maç. Artık o güne kadar da sabretmek lazım. Bugün Terim’e “istifa” diye bağırmak Norveç maçını da tehlikeye sokar.

*****

Bana karşı çıkanlar da var ve haklı olabilirler

Günlerdir hem çok sayıda mesaj alıyorum hem de tanıyanlar sürekli soruyorlar. tahmin edersiniz soru şu: “Referandumda ne yapmak lazım. Katılıp hayır oyu mu verelim, yoksa hiç katılmayalım mı?”

Bunlara cevabım aynı diğer yazıdaki gibi oluyor. Diyorum ki; “ben katılmıyorum, katılmamayı doğru buluyorum, çünkü bu oyuna alet olmak istemiyorum.”

Alet olmak istemediğim oyunu da şöyle anlatıyorum; “Tayyip Bey referandumlara alışmamız gerektiğini söylüyor. Bu başka konularda da sık sık referanduma gidebileceğimizin sinyalidir. Bu iktidar sözde demokrasi adına ve sihirli (halkın iradesi) sloganına sarılarak (halk böyle istiyorsa tabii ki değişecek) mantığı ile akla hayale gelmeyecek konuları referanduma sunabilir. Tayyip Bey de bu referandumun anlamsız olduğunu biliyordur mutlaka. Ama o geleceği düşünerek yatırım yapıyor.”

Benim bu görüşüme katılanların bile bazıları “Bu oyunu bozmanın yolu sandıktan kaçmak değil, tam tersine gidip hayır oyu kullanmaktır” görüşünü savunuyor.

Örneğin dün görüşlerine değer verdiğim bir akademisyen “referanduma katılsak da katılmasak da evet oyu çıkacağı kesin. Zaten halkın önemli bir bölümü oylamaya katılmayacak. Yani katılım 22 Temmuz’un çok altında olacak. Bizler sandığa gidersek hayır oylarının oranı da yüksek çıkar. Aksi takdirde AKP alacağı yüksek orandaki evet oylarına dayanarak halkın büyük çoğunlukla kendisini desteklediğini iddia edebilecek” dedi.

Haklı görüş olabilir de ben yine de sandığa gitmiyorum.

*****

Katılım yüzde 50’nin altı olursa...

Bazı çevrelerde “Oylamaya gitmeyelim, katılım yüzde 50’nin altında kalsın, o zaman referandum iptal olur” görüşünün konuşulduğunu duydum.

Bu yanlış. Katılım ne olurnsa olsun, oylamanın kesin sonucu katılanların kullandığı oylara göre belirleniyor. Yani katılımın yüzde 40 olduğunu düşünün. Evetler yüzde 51’i tutturduğu an sonuç evet olarak açıklanacak.

Ancak katılımın çok düşük olmasının siyasi bir mesajı olabilir. AKP iktidarı halkın yarıdan fazlasının bu tür bir referanduma karşı çıktığını anlamış olur.

Bu arada son genel seçimlerde katılım yüzde 80’di. Daha öncekiler de aşağı yukarı böyle. Demek ki zaten halkın yüzde 20’si ne olursa olsun seçimlere katılmamayı adet haline getirmiş. Bu kez katılmayan daha da fazla olacak. Onu da yüzde 20 olarak düşünseniz bile demek ki bu seçimlerde katılım en fazla yüzde 60 olur. Ki ben bunun çok daha altında olacağını tahmin ediyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR