AKP iktidarının temel bir özelliği var. Türkiye ilk kez gerçek anlamda halkın temel görüşleri doğrultusunda bir iktidara sahip oldu. AKP bunu başardı.
Ama bu iyi bir gelişme mi?
Yoksa aslında Türkiye’yi geriye götürecek bir tercih mi?
Soruyu sadece Türkiye açısından da sormayalım. Diğer ülkelerde de durum aynı mı?
Amerika’daki iktidar halkın gerçek temsilcilerinden mi oluşuyor? Ya da Avrupa Birliği ülkelerinde durum bu mu?
Karşı çıkılamayacak kadar doğru, ama asla gerçek olmayan kavramlardan biri “halkın iradesi”dir.
Tarih boyunca iktidarlar güçlerini hep halktan almışlardır ama halkı ne kadar yansıttıkları konusunda fikir birliği içinde olmamız pek mümkün değildir.
Çünkü ister geçmiş dönemleri ister günümüzün çağdaş demokrasisini ele alın, “halkın iradesi” sözü kandırmadan öte bir kavram değildir.
Konuyu “elitist” açıdan ele almak istemiyorum. Ama tarih boyunca iktidarlar, her türlü hile ve desiseye rağmen daima halkın bir ya da birkaç adım önünde olmuşlardır. Ki bu eğer böyle olmasaydı dünyanın gelişmesi de mümkün olamazdı.
Bu nedenle görünmeyen bir el, isteyen buna sağduyu ve akıl da diyebilir, halka dayanarak ama asla halkla aynı çizgide durmadan, onun önünde olmuş ve ülkeler gelişmelerini böyle sağlamışlardır.
Ne kadar iddialı olur bilemem ama diyorum ki “Eğer iktidarlar halkın çizgisinde olsalardı medeniyet şu anda sıfırlı yılların düzeyinde olurdu. Bilimsel, fikirsel sanatsal gelişmelerin hiçbiri olmazdı. Çünkü bir toplumun veya ülkenin kaderi o toplumu oluşturan tüm bireylerin düzeyine indirgenirse ilerleme asla sağlanamaz.”
İktidarlar mutlaka toplumun önünde olmak zorundadır ki gelişme sağlanabilsin.
Şimdi bazıları “bugüne kadar hangi iktidar toplumun önündeydi?” diye sorabilir. Cevabımı hemen vereyim “Hepsi, Ama AKP iktidarı hariç. Bu iktidar halkın önünde değil, Halkla aynı çizgide. İşte bu yüzden Türkiye’nin gelişmesi mümkün değildir.”
Ancak çok doğal olarak dünyanın geldiği aşamada Türkiye de teknolojik alanda ve görsel olarak ileri gidiyor görünecektir. Buna karşın bilimde, sanatta, toplumsal hayatın ince zevklerinde, davranışlarda, uygulamalarda geriye doğru gitmemiz kaçınılmazdır.
Çünkü “halk böyle istiyor.” Ve ilk kez bir iktidar gerçekten halkın bağrından çıktı. İktidardaki yöneticilerle sıradan bir vatandaşın görüş, fikir, beklenti ve anlayışında fazla fark yok.
Geniş halk kitleleri üretmez, taklit eder. İşte bu nedenle türban takmaya zorlanan genç kızlar rock konserlerinde tıpkı eleştirdikleri kesimler gibi kendilerinden geçmekte, kadınlar haşema denilen tuhaf giysilerle ille de denize girmek istemekte, erkekler lüks otellerin barlarında “alkolsüz kokteyllere” bayılmakta. Biliyor musunuz İran’da en çok içilen meşrubatın adı “alkolsüz bira”dır. İyi de neden bira da başka bir şey değil bunun adı.
Bu iktidar da gücünü halktan aldığı savıyla aslında üretmemekte sadece taklit etmektedir.
Alın ekonomiyi; yeni bir şey var mı, yok, sadece çağdaş ülkelerin ekonomik dinamizmini taklit ediyorlar. Bu nedenle de büyük sermaye çevreleri tarafından şimdilik destekleniyorlar çünkü bu onların çok işine geliyor.
Bilimde bir gelişme var mı, yok, sadece olanı tatbik etmek ve parlatmak o kadar. Para kaynağı bulup olanı getirmek hepsi bu.
Peki nereye kadar? Türkiye nasıl gelişecek, ilerleyecek?
Ne yapalım, “halk böyle istiyor” işte.
Seferi olmak
Dinimiz insan hayatını sıkıntıya sokan değil rahatlatan bir dindir. Bu nedenle ibadette bile zorlama olmaz. Örneğin Ramazan ayında rahatsız olanlar oruç tutmayabilir. Eğer zorunlu bir seyahate çıkıyorsanız yine o günü oruçsuz geçirebilirsiniz. Buna seferi denir. Çünkü İslamiyetin çıktığı yıllarda seyahatler kervanlarla yapılırdı. Kervanlar da ancak su bulunan yerlerde dururlardı. Bu durumda oruç tutanlar su yerine gelene kadar beklemek zorunda kalırdı. Seferilik bu nedenle düşünülüp konulmuş. Günümüzde ise ulaşım daha kolay olduğu için din adamları 90 kilometre yolu seferilik için yeterli bulurlar. Peki, şu ya da bu nedenle Amerika’ya gittiniz. Tamam yolda seferi sayalım, ama Amerika’da geçirdiğiniz günlere seferi denilebilir mi? Hayır denmez. Çünkü bir Müslüman vardığı yerin koşullarına göre orucunu tutar.
“Amerika’dayım o halde seferiyim” diyerek yemekli davetlere katılmak seferi olmakla açıklanamaz. Buna takıyye denir.
AKP’ye oy vermediler, sel zararı nedeniyle hiç yardım alamadılar
Ankara’da taa 1980 yılından beri tanıdığım sevdiğim Bedii - Çağlayan Su ailesinden geçen hafta sonunda bir mektup aldım. Önce birkaç yıldır görmediğim için mektubu sevinçle okumaya başladım. Ancak daha ilk cümleden itibaren yüzüm asıldı, canım sıkıldı. Çünkü, Su ailesinin başına gelenler Türkiye’de “siyasi amaçla adam kayırma”ya tipik örneklerinden biriydi.
İsterseniz mektubu birlikte okuyalım, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız:
“Sevgili Can;
Başımız yine dertte. Biliyorsun 21 yıldır SSK Blokları’nda beri oturuyoruz. 6 Ağustos 2007 tarihinde saat 21.40’ta ASKİ nin hatalı uygulamaları nedeni ile ana su borularından biri fazla basınç nedeni ile patladı ve evimiz sel suları altında kaldı. Büyükşehir Belediyesi, Başkanı ve birçok yetkilisi: Zararı olan vatandaşların tüm mağduriyetlerinin; önleneceğini, çeşitli vesilelerle medya yolu ile beyan etmelerine rağmen; zararlarımız halen karşılanmadı.
Bizler olayın hemen ertesinde 11. Sulh Hukuk Mahkemesinden bilirkişi talep ederek zararımızı tespit ettirdik. Bu raporda 10.778.- YTL zararımız olduğu belirtildi. Muhatabımız Büyükşehir Belediyesidir. Söz konusu rapor kendilerine de iletilmiş olmasına rağmen bizleri hiçbir şekilde muhatap almadıkları gibi herhangi bir zarar tazmininde de bulunmamışlardır. Mahallemizde 90 kusur mağdur evin zararları malzeme temini ile giderilmiş olmasına rağmen bizim zararlarımız sürekli göz ardı edilmektedir. Aldığımız bazı duyumlara göre: Kendi yandaşları olmadığımız için böyle bir tutum sergilemektedirler.
Yine başını ağrıttık, bizlere yardımcı olabilir misin? Sevgiler.”
İşte mektup böyle. Nasıl yardım edebilirim? Ancak böyle yazarak tabii ki. Ankara Büyükşehir Belediyesi bu iddianın altında kalmamalıdır, kendi hatası yüzünden mağdur olan vatandaşlara parti ayırımı yaparak yaklaşmadığını göstermelidir.
Şimdi olayın takipçisi olacağım. 10 gün bekleyeceğim. Durumu tekrar yazacağım.

