İlk kez canlı yayındaydım

Haberin Devamı

Başlığa bakıp da “Bugüne kadar katıldığın televizyon programları canlı değil miydi?” diyebilirsiniz. Haklısınız da biraz şaşırtmak için öyle yaptım. Yoksa katıldığım canlı yayınların sayısını bilmem mümkün değil.

Ama bu başkaydı. İlk kez bir siyasi ya da ekonomik tartışma dışında, bir şov programının canlı yayınına katıldım. Üstelik bu canlı yayında konuk da değildim, bir tür “figüranlık” yaptım.

Belki yayın sırasında görenler olmuştur. Show TV’de yayınlanan sevgili Ferhat Göçer’in sunduğu “Biri bana gelsin” programının final gününü “canlı yayın figüranı” olarak canlı canlı izledim.

Tiplemeleriyle herkesi kırıp geçiren Yeni Asır yazarı Besim Kazado, “Bu akşam Ferhat Göçer’in programının finali var. Emel Sayın konser verecek, ben de Muazzez Abacı tiplemesi yapacağım, gelir misin?” diye sordu. Bir tarafta sesine bayıldığım Ferhat Göçer, diğer taraftan da bitmeyen hayranlığımın olduğu Emel Sayın olunca “tamam” dedim.

Canlı yayın deyince, ister istemez aklıma benim katıldığım canlı yayınlar geliyor.

Stüdyoya geliriz, alnımızdaki, burnumuzdaki parlaklığı gidermek için makyaj adı altında pudra sürülür, sonra yerimizi alırız, konuşuruz da konuşuruz.

Ama şov programları, hele seyircili olanları öyle değilmiş.

Millet böyle bir konseri izlemek için birbirini ezerek içeri girmeye çalışıyor bir kere. Yayından bir iki saat önce yerler doluyor, bekleyiş başlıyor.

Sonra stüdyo yönetmeni uyarıları sıralıyor: “Cep telefonları kapansın, yayında ayağa kalkmak yok, sanatçılarla fotoğraf çektirmek için sahneye koşmak yok, yayında çıkıp gitmek yok, reklam arasında sahneyi sarmak yok, işaret verilince alkışlayacaksınız, işaret verilince susacaksınız, dağıtılan çiçekleri birbirinize verin, sanatçı çıkınca herkes atmaya başlayacak. Öyle bedava konser yok, seyirci de çalışacak.”

Şaka bir yana bu tür canlı yayıncılığı kıskandım. Aslına bakarsanız tartışma ve haber programlarının dışında, kadınlara yönelik sabah veya öğleden sona programları yapabilirim. Bir kere ağzım laf yapıyor, iyi kötü magazinden anlarım. Kadınlarla sohbeti de bilirim. Üstüne üstlük pek çok konuda bilgim olduğu için bunları doğru biçimde ama eğlenerek izleyiciye aktarabilirim. (Bir tür reklam gibi oldu ama, bakarsınız kulvar değiştiririm. Gerçi bunu söyleyince TV’ciler gülüyor. Olmaz gibi geliyor onlara galiba. Denemeden nasıl bilirler ki.)

Gelelim konsere, yani canlı yayına. Emel Sayın olağanüstüydü. 15 yıldır böyle bir konser vermemiş. Ama inanın 30 yıl önce sahnede izlediğim Emel Sayın neyse yine o. Aynı güzellik, aynı insanın içini ısıtan gülüş ve bakışlar, aynı ses, aynı sahne performansı.

Yayın 4 saat sürdü. Emel Sayın dört saat sahnede, uzun topuklu ayakkabı ve tuvaletler içinde ayakta durdu. İnanılmazdı.

Besim Kazado ise Muazzez Abacı ve Zeki Müren tiplemeleriyle müthiş bir gösteri yaptı. Böyle bir yetenek az bulunur.

Ferhat Göçer için söyleyecek bir şey yok. Yine müthiş başarılı, yine enerji dolu. Ama galiba final dediği sezon finali değil programın finaliymiş. Yazık olur bu program kalktıysa.

Bu arada Emel Sayın, Ferhat Göçer’le 17 Ağustos’ta büyük depremin 10’uncu yılında, o yıl doğan ve annesiz babasız kalan çocuklara yardım için birlikte bir konser verecekler. Konserin tüm geliri bu çocuklar için harcanacakmış. Konser Kuruçeşme Arena’da.


***



Les Ottomans uluslararası oluyor

Perşembe günü Vatan’ın ekonomi sayfasında İstanbul Kuruçeşme’deki Les Ottomans Oteli’ne verilen 4 uluslararası ödülün haberi vardı. Turizmin Oscarları olarak bilinen World Travel Awards’ın dört önemli ödülü “Avrupa’nın en iyi butik oteli, Türkiye’nin en iyi butik oteli, Avrupa’nın en iyi SPA Resort’u ve Avrupa’nın en iyi butik Resort’u” ödüllerini kazanan Les Ottomans’ın sahibesi Ahu Aysal 17 Ekim’de Portekiz’de yapılacak törene katılacak.

Haberi okuduktan birkaç saat sonra tamamen tesadüf eseri Ahu Aysal’ı gördüm. Ödülleri nedeniyle kendisini kutlayınca “Daha güzel bir haberim var” dedi.

Les Ottomans, Türkiye’nin Avrupa’da isim hakkını kullandıracak ilk oteli olacakmış. Fransa’nın en önemli turizm merkezlerinden Limoges’teki Chateau Beaupre’un sahipleri içinde gölleri ve şelaleleri de bulunan arazisindeki şatonun “Les Ottomans” adıyla hizmet vermesi için Ahu Aysal’la anlaşmışlar.

Ahu Aysal 14 Ağustos’ta yapılacak imza töreninden sonra Chateau Beaupre’nun İstanbul’daki Les Ottomans kalitesiyle ve Osmanlı kültürünün naif ürünlerinin kullanımıyla hizmete gireceğini söyledi.

Ahu Aysal, Fransa’daki isim kullandırma anlaşmasının bir başlangıç olduğunu belirterek “Umuyorum Türk kültür ve zevkini dünyaya tanıtacak başka anlaşmalar da yapacağız” dedi.


***



Belediyenin tam karşısı

Can Bey iyi günler ben Gökmen Güzel. Unkapanı’nda çalışmaktayım. Bilirsiniz Vefa’da Reşat Nuri Sahnesi var ve yanında su kemeri. Ama burası artık balici ve sarhoşların affedersiniz ama tuvaleti oldu inanın. Gündüz veya gece fark etmiyor sıkışan kemere koşuyor, artık herkes şikâyetçi. Yetkililer ne bekliyor anlamıyorum. Büyükşehir Belediyesi karşısı ama inanın rezalet bir durum. Turist bir çift resim çekecekti, adam karşılarında ihtiyacını görüyor, ben şahsen utandım. “Neden buraya yapıyorsun?” diye sorunca bana cevabı “Sana ne sen kimsin” oldu. Bir gün geçerseniz eğer kemere bir bakın; simsiyah. Tarihimizi bu şekilde bozmaya kimsenin hakkı yok. Umarım bu yazıyı okur ve yetkililerin bir şeyler yapmasına vesile olursunuz.


***



Sağlıklı yaşamın formülü: Kefir

Nail Keçili ile karşılaştık, “Biliyor musun” dedi “Geçirdiğim o çok zor ve korkunç günlerin ağırlığını ve verdiği hasarları nasıl atlattım?” Doğal olarak “Vallahi bilemem, ben henüz atlatamadığım için çareyi de bilmiyorum” dedim.

“Kefir kullanıyorum artık” diye sürdürdü, “Her gün bir Kefir hapı alıyorum, şimdi dünyanın en mutlu insanlarından biri gibi hissediyorum kendimi.”

Kefir dediği aslında 2000 yıldır kullanılan, özellikle Kafkas halkının uzun yaşam formülü olarak bilinen bir doğal besin. Vücudun bağışıklık sistemini düzenleyen Kefir, Türkiye’nin en tanınmış beslenme uzmanlarından Dr. Ender Saraç tarafından da hararetle tavsiye ediliyor.

Peki konunun yeni tarafı ne? Kefir bugüne kadar likit olarak elde edilebiliyor ve çok hızlı tüketilmesi gerekiyordu. Oysa şimdi hap haline getirilmiş. Böylelikle uzun süre saklamak ve kullanmak mümkün hale gelmiş.

Kefir’i Türkiye’de Almanya ile ortak çalışan Farmaroyal firması üretip piyasaya sürmüş.

Nail Keçili diyor ki “Her gün bir tane alın, farkı hemen göreceksiniz, hayatınızın rengi değişecek.”

İşin tanığı böyle söyleyince bir şey diyemem tabii. Sağlık çok başka bir şey.

DİĞER YENİ YAZILAR