“İlişkiler gerilebilir ama İsrail Türkiye’den asla vazgeçmez”

Sedat Sertoğlu’nu mutlaka tanırsınız. Meslekte neredeyse 40 yılını dolduran Sertoğlu’nun dış politika konusundaki haber ve yazıları kimbilir kaç kere Türkiye’nin gündemine oturmuştu

Haberin Devamı

Sedat Sertoğlu’nu mutlaka tanırsınız. Meslekte neredeyse 40 yılını dolduran Sertoğlu’nun dış politika konusundaki haber ve yazıları kimbilir kaç kere Türkiye’nin gündemine oturmuştu.

Sertoğlu’nun yazdığı “Yazsam Olay Olur” kitabı bir süre önce piyasaya çıkmıştı. Bu kitabı bir solukta heyecanla okuyup bitirdim. Sertoğlu kitabında meslek yaşamı boyunca kimi devlet kurumlarından gelen gizli ricaların bir kısmını nasıl yerine getirmek zorunda kaldığını bir kısmını da nasıl savuşturduğunu çok akıcı bir dille anlatıyor.

Kitabı okurken bazı bölümlerde kendi kendime “Vay canına, bu sırada biz Sedat’la Zihni bara gitmiştik. Meğer o sırada başından neler geçiyormuş da haberimiz yokmuş” dediğim oldu.

Ortadoğu, İsrail ve Amerika konularında son derece bilgi olan Sedat Sertoğlu ile dün Türk-İsrail ilişkilerindeki son durumu konuştuk. Daha doğrusu bir uzman olarak ben sordum o da cevaplaladı.

Öncelikle Türkiye-İsrail ilişkilerinin son zamanlarda gerilip gerilmediğini sordum. Sertoğlu “Bir gerginlik görünüyor, ama Türkiye İsrail için çok önemli bir ülke. Çünkü bu bölgede başı sıkıştığında destek isteyebileceği tek ülkeyiz. Bu nedenle İsrail Türkiye’den asla vazgeçmez” dedi.

Ben de “Peki İsrail Başbakanı Olmert gelmeden bir gün önce Erdoğan Mesci-i Aksa konusunda bir çıkış yaptı, bu görüşmelere ne kadar yansımıştır” dedim.

Sertoğlu gülerek cevapladı: “Dün gece Amerika’daki bazı Yahudilerle konuştum. Onlara göre bu Tayyip Erdoğan’ın iç politik kaygılar nedeniyle yaptığı bir çıkış. Zaten baş başa görüşmede de bunu söylemiş.”

“Ama iki buçuk saate yakın baş başa görüştüler?”

Sertoğlu buna da şöyle cevap verdi “O konuşmanın büyük bölümü Hamas’la ilgiliymiş. Bizim Başbakan ısrarla Hamas’la ilişki kurulmasını istemiş. Olmert de bunun neden olamayacağını anlatmış.”

Sertoğlu’na Ermeni tasarısı konusunda Yahudi Lobisi’nin bu kez isteksiz davranmasının nedenini de sordum. Aldığı bilgileri şöyle aktardı:

“Amerika’da tek bir Yahudi lobisi yoktur. Bunlar aralarında bölünmüşler. Bir kesim artık Türkiye’ye destek verilmesini istemiyormuş. Ama destek verilmesini isteyenler oylama gününe doğru baskılarını artıracakmış. Yahudiler bu konuda, İsrail yanlısı olan Tom Lanton’u izliyorlar. Onun davranışı herkese ışık tutacak.”

Peki Tom Lanton’un tavrı ne, işte herkes bunu bekliyormuş zaten.

Sertoğlu, Amerikalı Yahidiler’den aldığı bir izlenimi de şöyle aktardı: “Türkiye’yi anlamıyoruz. Çünkü her şey iyi giderken, Erdoğan öyle bir şey yapıyor ki, ilişkiler kopma noktasına geliyor diyorlar. Yanlış da değil hani.”

***

Küçümsemekle Olmuyor
Çok değil 17 yıl önce komşumuz Bulgaristan Sovyet sistemi içindeydi. Avrupa’ya karadan gidiş gelişlerde bu ülkeyi de geçmek zorunda olan pek çok kişiden benzer hikayeler duymuşuzdur.

Bir naylon çoraba hayat kadınlığı yapan gencecik kızlar, bir portakalı rüşvet kabul edip ceza yazmayan trafik polisleri anılarımızda duruyor.

Daha sonra bu ülkenin diktatör yönetimi Türkler’e baskı politikası uygulayınca onbinlerce soydaşımız akın akın Türkiye’ye gelmişti.

O yıllarda Bulgaristan’a içimiz sızlayarak bakar, biraz da onları küçümserdik.

Oysa o Bulgaristan şimdi Avrupa Birliği üyesi oldu, biz hâlâ bekleme odasındayız.

Dün Bulgaristan’dan göç eden ama Türk vatandaşı da olmayan bir okurdan ilginç bir mesaj aldım. Bir hafta önce Bulgaristan Anayasası’ndaki 4 maddede değişiklik yapıldığını ve milletvekili dokunulmazlıklarının kürsü hariç kaldırıldığını bildiriyor.

Sonra da haklı bir öfke duyarak “Biz Türkler bunu neden başaramıyoruz” diye soruyor.

İşte dün acıdığımız, küçük gördüğümüz Bulgaristan bugün böyle. Biz kendi halimize mi yanalım?

***

Güvenliği beceremiyoruz
Bir şey çok canımı sıkıyor. Bilmiyorum siz de aynı görüşü paylaşır mısınız?

Başta İstanbul olmak üzere pekçok büyüm ilimizde, otellere, alışveriş merkezlerine ya da büyük binalara girerken elinizdeki çantaları x-ray cihazına bırakıyorsunuz, siz de silah taraması yapan cihazın içinden geçiyorsunuz, genellikle bununla yetinmeyen güvenlik görevlileri üzerinizi elle arıyorlar.

Bu uygulamaya, terörden çok çekmiş bir ülkenin vatandaşları olarak pek ses çıkarmıyoruz.

Ama biz ses çıkarmadıkça, bu ilkel güvenlik önlemleri giderek artıyor. Ortaya çıkan dev bir güvenlik sektörü, neredeyse bizlere sokakta bile nefes aldırmaz hale geliyor.

Her büyük binanın, alışveriş merkezinin veya otelin önünde, etrafında özel giyimli güvenlik görevlileri duruyor.

Bu son derece rahatsız edici bir görüntü bence.

Ve anlamadığım da şu.

Tarihin en büyük terör saldırısına uğrayan Amerika’da otellerin, alışveriş merkezlerinin girişinde bu tür ilkel güvenlik önlemleri yok. Avrupa’da da yok.

Peki bu nasıl oluyor?

Onların otelleri, alışveriş merkezlerine üzerinde silah olan kişi giremez mi? Elbette girer. O halde onlar nasıl bir güvenlik önlemi alıyorlar? Herhalde bir yöntemi var değil mi?.

Bizdeki güvenlik uzmanlarının da artık bu ilkellikten vazgeçip daha çağdaş önlemlere yönelmeleri gerekir. Çünkü sayıları çok artan bu kontrol noktalarında tatsız olaylar yaşanıyor.

Örneğin geçenlerde büyük bir alışveriş merkezinin girişinde genç bir kızın çantasını açıp yere döktüler. Kadınlıkla ilgili bazı özel eşyalar da ortalığa saçıldı. Kızcağız utancından hüngür hüngür ağladı.

Bu büyük alışveriş merkezleri ve oteller, arama yetkisini bizzat valilikten aldıklarını belirtiyorlar. Valilik de işin kolayına kaçıp bu yetkiyi o kadar kolay vermemeli.

Konuya önümüzdeki gönlerde örneklerle devam etmek istiyorum.

***

Gericilik
Kültür ve Turizm Bakanı İstanbul Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi’nin yakılıp yenisinin inşa edilecek olmasına karşı çıkanlara “gerici” damgası vurmuş. Çünkü bakan bey yapılan işin çok ilerici ve çağdaş bir şey olduğunu iddia ediyor.

Gerçekten öyle mi? Yeni Atatürk Kültür Merkezi’nin projesi tam olarak açıklanmadı ama, öğrendiğime göre yeni bina çok katlı olacak. İçinde alışveriş merkezi ve beş yıldızlı bir otel bulunacak. Binanın üç katı da tiyatroya ayrılacak.

Dünyanın hiçbir çağdaş ülkesinde alışveriş merkezi ve otel arasında kültür merkezi olmaz.

Sanata, özel olarak tiyatro, opera ve baleye saygı duyan ülkelerdeki bu tür yapılar tamamen bağımsız olur. Biz uzun yıllar önce bunu başarmışız, ama şimdiki iktidar, sırf para ve kar hırsıyla bu anlayışı “gericilik” olarak nitelendiriyor.

Kimileri sözde “demokratlık” adına AKP iktidarına hiç toz kondurmuyor. Ama tüm değerlerimiz birer birer elimizden kayıp gidiyor.

Yarın bu günleri bile mumla arayacağız. Tayyip beyin sevdiği deyimle “Bunu da böyle bilin.”

DİĞER YENİ YAZILAR