ANALİZ
Arap dünyasında başlayan isyan hareketleri ile CHP’nin “direniş çağrısı” aynı zaman dilimine denk gelince iktidarın kimyası bozuldu biraz.
Orta Doğu’daki halk hareketlerinden kendine pay çıkarmaya çabalayan iktidar, benzer bir durumun Türkiye’de olması ihtimali karşısında tam bir telaş içinde.
Yandaş medya büyük bir gayretle Orta Doğu’daki gelişmelerden Erdoğan’ın zaferle çıkacağını yaymaya çalışıyor. Erdoğan’ın Mübarek’e “çekil” anlamında çağrı yapması, bu konuşmanın El Cezire’den naklen yayınlanması, Tahrir meydanındaki bazı kişilerin Erdoğan lehine sloganlar atmaları “zafer çığlıkları” ile duyuruluyor Türk halkına.
“Erdoğan git dedi, Mübarek gidiyor” söylemi kulağa hoş gelse de ne kadar doğru acaba? Erdoğan gündüz 12.00’de bu çağrıyı yaptı, Mübarek gece 23.30’daki konuşmasında “Şu anda gitmiyorum, ama aday olmayacağım” dedi. Mısır ordusu da dün “Talepler anlaşıldı, gereği yerine getirilecek, artık sakin olun” çağrısında bulundu.
Bütün bunlara rağmen Mübarek’in yerini uzun bir süre koruması mümkün mü? Değil. O halde Erdoğan’ın “çekil” çağrısı bilinen gerçek üzerinden prim yapmaya çalışmaktan başka bir şey değildir.
Orta Doğu’ya ayar vermeye ve kendini Orta Doğu’nun lideri ilan etmeye çalışan Erdoğan her nasılsa sıra Türkiye’ye gelince bir anda değişiyor.
İşçiler bugün Ankara’da Torba Yasa’ya karşı bir eylem yapacak. Ama daha eylem başlamadan Ankara Valiliği yasak koydu bile.
Üstelik işçiler uyarılıyor ve gösterilerin “ne pahasına olursa olsun engelleneceği” açıkça ilan ediliyor.
Nedir bu telaş, nedir bu korku? İleri demokrasilerde protesto hakkı kaldırıldı da bizim mi haberimiz yok acaba?
Anlaşıldığı kadarıyla, çok heyecanlı ve sert konuşmalarına rağmen Erdoğan “kitle gösterileri hazırlığından” hayli endişeli.
Her ne kadar CHP “direniş” kavramını sokağa dökülmek değil de halkın bilgilendirilmesi ve örgütlenmesi olarak açıklasa da, iktidar bunu “sokak savaşı” gibi tercüme etmeye ve halkın bir bölümünü etkilemeye çalışıyor.
Bu korku ve telaş, iktidarı daha da sert önlemlere yöneltebilir, saldırganlık artabilir. Herkesin çok dikkatli olması gerek.
MERAK ETTİKLERİM
Bu da sehvendir
Durup dururken ortaya atılan “Erdoğan’a suikast” haberi daha ilk günden fos çıktı. Başbakan’ın Üsküdar tarafındaki evine yakın ne sarı bina bulundu, ne çıkarılmış iki tuğla, ne suikast emri veren emekli albay.
Belli ki birileri Ergenekon olayını daha da “vahim” hale getirebilmek için bir plan yapmış. Bir ihbar yapılmış, MİT harekete geçmiş, Ergenekon Mahkemesi de bilgi istemiş.
Ama görünen o ki oyun tutmamış. Ki zaten İçişleri Bakanı “Spekülatif bir haber gibi görünüyor” diyerek şaşırtmıştı.
Ergenekon ve çevresinde koparılan fırtınalar bir bir tersine dönüyor. Yapılan hukuksuzluklar, hazırlanan tuzaklar, telefon kayıtlarında oynamalar teker teker ortaya çıkıyor.
Hepsine de “sehven” damgası yapıştırılıveriyor.
Demek ki MİT de “sehven” böyle bir rapor tutmuş.
CANIMI SIKAN ŞEYLER
Linç kampanyası
Posta Gazetesi’nin yazarı Candaş Tolga, ucu bucağı açık, her türlü spekülasyona hazır bir yazı yazdı. Yanlış bir yazıydı. Yazılmamalıydı.
Ancak bu yazıyla birlikte başlatılan “linç kampanyasını” da görmezden gelemeyiz.
Candaş Tolga’nın muhalif görünmesi, tüm yandaşları harekete geçirdi. Kimi “kalemi kırılmalı” diyor, kimi “hemen atılmalı” talebini dile getiriyor, kimi direkt patrona seslenerek “Sen de mi öyle düşünüyorsun?” diyerek tahrik ediyor.
Yaratılan bu ortam çok tehlikelidir. Elinde medya gücünü tutan ve bunu iktidarın bekası için kullanmaktan zerrece çekinmeyen kişilerin ısrarla sürdürdükleri linç kampanyasını nefretle kınamak istiyorum.
Bir genç gazetecinin yaptığı hatayı, neredeyse canıyla ödemesini talep edecek kadar gözü dönmüşlerin yuvalandığı bir medyanın halkı bilgilendirme görevini yaptığını söyleyemeyiz.
Hele sırtını iktidara dayayıp her türlü güvenceyi kendilerinde hak görenlerin, Başbakan’ı taklit ederek herkese ayar vermeye çalışmaları ise utanç verici bir durumdur.
CANIMI SIKAN ŞEYLER
THY intikam aldı
Uçağa ilk kez 55 yıl önce bindim. 40 günlükmüşüm, Diyarbakır’dan İstanbul’a gelmişim. İkinci kez 4 yaşında bindim. Hatırlıyorum, pervaneli uçaktı, midem çok bulanmıştı. Sonra ilkokuldayken bindim. Orta ve lisede de bindim. Ardından gazeteciliğe başladıktan sonra kaç kez uçağa bindiğimin hesabını tutamam.
Bir kere bile uçak kaçırmadım. Son Ankara seyahati hariç.
Biliyorsunuz cuma günleri Beyaz TV yayını için Ankara’ya uçuyorum. Programı tehlikeye atmamak için 16.40 uçağına biniyorum genellikle. Geçen hafta da hep yaptığım gibi tam bir saat önce alana gittim, biniş kartımı aldım, hatta her seferinde ertesi günkü dönüş kartımı da alıyorum ki kolaylık olsun.
Ekranda uçağa çağrı anonsunu görünce salona gittim, oturdum, kitap okudum, sık sık da anonsları dinliyorum ve ekrana da bakıyorum. Nihayet son çağrı yazdı, kalktım, kapıya yürüdüm, kartımı uzattım, görevli “kapılar kapandı” dedi. “Nasıl olur daha 12 dakika var” dedim. “Kural böyle 15 dakika önce kapı kapanıyor” cevabını verdiler.
Oysa uçak körükte duruyor, aramızda 20 metre var. Ama mümkün değilmiş. “Yahu” diyorum “Şurada oturuyorum, her hafta her cuma mutlaka, ama çoğu kez hafta içinde de uçuyorum, bir kere bile gecikmedim ve böyle bir uygulama görmedim, ayrıca biriniz inisiyatif kullansanız ne olur?”
Nuh diyorlar peygamber demiyorlar. Ayrıca tanıyorlar da, biri telsizle müdür diye birini aradı. Oradan da kesin cevap geldi. “Uçağa almayın.”
Almayın tamam da, ne olacak peki? Programa gideceğim. Eğer daha sonraki uçaklarda yer varsa yeniden bilet alacakmışım. Ya yoksa.
Gerçekten de 17.00’de yer yok, 18.00’de yok, 19.00’da var. Ondan sonrakilerde yine yok.
Derken “müdür” denilen kişi geldi. Hiç gülmeyen, apronda deve kesen zihniyetin görüntüsünde biri. Bir müşteri ile sıcak ilişki kurmak yerine “Kural böyle kardeşim” dedi.
Sinirlendiğimi görünce de “Hemen adımı alın” dedi.
Yani “git şikâyet et, bir de sütlü kahve söyle” misalindeki gibi.
Ne şikâyet edeceğim be güzel kardeşim, tavır ortada, amaç ortada, bir tür intikam alıyorsunuz işte, ayrıca belli ki “gelsin şikâyet etsin, bir de biz hakaret ederiz” talimatı aldığı da görünüyor.
Şu hale bakın, THY öyle bir kadrolaşmış durumda ki, kişisel hesaplaşmaları bile kaçırmıyorlar artık. Yazık...
Milletvekillerine gözlük çerçevesi için ödenen ödeneğin miktarı artmış. Artsın, gözümüz yok! Vekiller, yeni gözlükleriyle halkın sorunlarını daha net görsünler yeter! (Gani Yıldız)

