İktidar anayasa paketini geri çekmelidir

Haberin Devamı

Sevgili okurlar; iktidar partisi 2002’deki seçimlerden bu yana en zor sınavlarından birine hazırlanıyor. Geçen 7 yılı aşan süre içinde Meclis’teki sayısal çoğunluğuna güvenerek istediği yasayı çıkaran, tutum ve davranışları ile kendinden olmayan herkesi yıldıran, korkutan iktidar “dayattığı” anayasa değişikliği paketi ile ülkeyi çok büyük bir gerginliğe iterken kendisini de riske atıyor.

Bu Meclis’le olmaz

Altını çizerek bir kere daha tekrarlamak istiyorum. Bu Meclis’in çaplı bir anayasa değişikliği yapması demokrasi ve hukuk kurallarına uygun değildir. AKP kendisini “laikliğe aykırı eylemlerin odağı” olduğu için mahkûm eden Anayasa Mahkemesi’nin yapısının değiştiremez. Bunu yaparsa uzun yıllar içinden çıkılamayacak bir gerginlik ve tartışma ortamı doğar.

Türkiye kaybedecek

İktidar tamamen sayısal gücüne ve toplumda yarattığı korku imparatorluğuna güvenerek Anayasa’nın çok önemli maddelerini, kendi çıkarına yönelik bir biçimde değiştirerek Türkiye’nin dönüştürülmesini sağlamaya çalışıyor. Önündeki engelleri kaldırmak ve yargıyı ele geçirerek adaleti sadece kendisine yarayacak bir biçimde kullanmak isteyen iktidar, bunun bedelini elbette bir gün öder ama Türkiye’nin kaybının telafisi çok zor olur.

367 mümkün bile değil

Başbakan Erdoğan adeta “buyruk verir” gibi “Öneri getiren getirir, getirmezlerse biz bu tasarıyla yola devam ederiz” dayatması yapıyor ama attığı adımın sonuçlarını da hesaplamak zorunda. Öncelikle şunu söyleyeyim: CHP, MHP, BDP, DSP ve bağımsızların karşı çıkması nedeniyle bu değişikliğin 367 oy alması mümkün görünmüyor. Ancak AKP için daha tehlikeli bir durum daha var.

Ya 330 oy sağlanacak mı?

Eğer 367 evet oyu bulunamaz ama evet oyları 330’un üzerinde çıkarsa tasarı referanduma götürülmek zorunda. Ancak tehlike şu: Halen 336 üyesi olan AKP’nin anayasa oylamasında 330 oyu bulması bile şüpheli. Eğer tasarıya evet oyları 330’un altında kalırsa değişiklik Meclis tarafından kabul edilmemiş sayılacak. İktidar partisi kendi içinde ciddi bir hüsrana uğrayacak.

Tasarı geri çekilmeli

Bir tarafta Türkiye’nin içine çekileceği müthiş gerginlik, diğer tarafta 330’u bile bulamama tehlikesi iktidar partisinin aklını başına getirmeli ve tasarı geri çekilmelidir. İktidar bunu “gurur konusu” yaparsa yanılır. Ama “Bütün siyasi görüşler arasında bir konsensüs sağlayamadık, değişikliği gelecek Meclis’e taşıyalım, hem bu süre içinde kamuoyuna da daha ayrıntılı bilgi veririz” gerekçesi herhalde herkes tarafından kabul görecektir.

Gerginlikten pay çıkarma

Tabii tasarı Meclis’te 330 oyu bulabilir. Bu durumda muhalefetin Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açması ihtimali çok yüksek. Mahkemenin de yapılan değişiklikler Anayasa’ya aykırı olacağı için bu başvuruya uyması da aynı derecede çok muhtemel. Eğer AKP kurmayları Anayasa Mahkemesi’den çıkacak bu yöndeki kararı sömürmeyi planlıyorlarsa bunun da ülke yararına olmayacağını söylemeliyim.

Anketler kafa karıştırıyor

Sevgili okurlar; anayasa değişikliği tartışmalarıyla birlikte ortalığı pıtrak gibi saran “seçim anketleri” de kafaları hayli karıştırıyor. AKP’ye yakın şirketlerin yaptığı anketlerde yüzde 40’ları geçen AKP tarafsız anketlerde ise yüzde 30’un bile altında. Öyle anlaşılıyor ki, özellikle iktidar partisi seçimlere bir yıl kala kamuoyunun beynini şartlandırmak için “yüksek sonuçlu” anketlere bel bağlamış durumda.

Yüzde 40’ı geçer mi?

AKP ve yandaşları her fırsatta AKP’nin oy oranını yüzde 40’ın üzerinde göstermeye çalışıyor. Oysa bu oran siyasetin doğasına aykırı. Üst üste 5 çeyrekte “küçülen” Türkiye’de iktidar partisinin iki yıl önce aldığı oy oranını yakalaması mümkün değil. Bu yüksek oranları, iktidar partilerinin daha avantajlı olduğu yerel seçimlerden önce de dile getirmişlerdi. Oysa gerçek tam tersi olmuştu.

Merkez sağda hareketlenme

Meclis’teki partiler anayasa paketini tartışırken, merkez sağın en umut vaat eden partisi Demokrat Parti’de ilginç bir hareketlenme var. Dün bu partinin çok uzun yıllar sonra ilk kez kongre dışı faaliyetine tanık oldum. 10 bini aşkın DP’li Abdi İpekçi Spor Salonu’nu doldurdu, Hüsamettin Cindoruk’u dinledi ve Türkiye’nin 7 bölgesinden etkinlikleri izledi. Hava kongreleri andırır biçimdeydi.

İleri gidebilir mi?

Hafta içinde bu toplantı ile ilgili izlenimlerini biraz daha ayrıntılı yazacağım. Ama bugünlük şunu söyleyeyim: DP toplantısında, geçmişten hatırladığımız o görkem ve coşku fazla yoktu. Ancak uzun yıllar susmuş, susturulmuş, korkutulmuş ve yalnız bırakılmış insanların “yeter artık” diyen mütevazı sesi vardı. Belli ki kalabalıklar bir ışık, bir hareket bekliyor. Salonun her tarafındaki “canımıza tak etti” sloganı da bunun kanıtı.

90’lık bir çınarın doğum günü

Cumartesi günü de, 68’liler Birliği Vakfı’nın Rasih Nuri İleri’nin 90’ıncı yaşını kutlama törenine katıldım. Bununla ilgili ayrıntıları da hafta içinde yazacağım. Rasih Nuri İleri ilkelerinden asla taviz vermemiş, hayatı mücadele içinde geçmiş bir komünist. 90 yaşında bile hâlâ ayakta ve kalabalıklar karşısında hiç yorulmadan konuşup görüşlerini anlatıyor. Benim adıma da çok ilginç bir deneyimdi.

Masamdaki kitaplar

Gazetede yazınca doğal olarak yayınevleri yeni çıkardıkları kitapları da bizlere gönderiyorlar. Açıkçası hepsini okumak zaten mümkün değil. Ama bazılarını kenarda bırakmanız olanaksız. Bu hafta sizlere masamda duran ve fırsat buldukça okumaya çalıştığım bazı kitaplardan söz etmek istiyorum. Son günlerde kitap seçmekte zorlananlar için de yararlı olur sanırım.

Tarih kitapları ağırlıkta

Geçen hafta en son gelen kitap İş Bankası Yayınları’ndan çıkan “Lozan”. Milliyet’in kurucusu Ali Naci Karacan’ın Lozan anılarını Hulûsi Turgut tekrar derlemiş. Karacan, Lozan’ın başından sonuna izleyen tek Türk gazeteci. Anıları çok çarpıcı. Erol Mütercimler’in Alfa Yayınları’ndan çıkan “Aynadaki Tarih-Komplolar, Suikastler, Provokasyonlar, İsyanlar” kitabını biraz geç olmakla birlikte okumaya başladım. Yakın tarih sevenler kaçırmasın.

Gazeteci kitapları

Güngör Uras’ın günlük yazılarını ve anılarını topladığı “Bak, Ben Sana Anlatayım” adlı kitabını bir ders kitabı gibi başucunuzda tutabilirsiniz. Kitap Doğan Yayınları’ndan. Cumhuriyet Gazetesi’nin terör ve özellikle Güneydoğu konusundaki uzman yazarı Mehmet Faraç’ın “PKK ne istiyor?” kitabı, bu terör örgütü ve çevresinde estirilen fırtınaları gerçekçi biçimde anlatıyor.

İki sanatçı ve bir profesör

Müjdat Gezen’in “Yok Olacakken Var Olmak” kitabını da ne yazık ki yeni okumaya başlayabildim. Nasıl bir solukta okunuyor anlatamam. Yine şair ve yazar Ataol Behramoğlu’nun “Başka Gökler Altında” kitabını, yabancı ülkeleri bir sanatçının kaleminden okumak isteyenlere tavsiye ederim. Masamda duran son kitap ise Yalçın Küçük’ün “Çöküş” adını verdiği kitabı. Hiçbir şey demiyorum kitap hakkında. İbretle okuyun.

Kehanet yine tuttu

Sevgili okurlar; dün her ne kadar sanatçı Bedri Baykam’ın sözü olarak kullansam da tamamen katıldığım bir kehanet yine gerçekleşti. Fenerbahçe kâğıt üzerinde daha kötü göründüğü ezeli rakibi Galatasaray’ı en zor maçta yine yendi. Kızmaya darılmaya gerek yok. Fener yine bekleneni yaptı. Galatasaraylılarsa “Fener’in yendiği tek Avrupa takımı” diye teselli bulabilirler. Fark etmez.

Hepinize iyi haftalar dilerim.

DİĞER YENİ YAZILAR