İki derin devlet olayı çuval ve Muavenet

Haberin Devamı

Sizlere dün derin devlet ile çetenin farkını anlatırken “Yarın size iki derin devlet olayı anlatacağım” demiştim.
Bunlardan biri, kamuoyunda da büyük tepki yaratan “çuval” olayı. Kuzey Irak’taki Amerikan askerleri Süleymaniye’de Türk askerinin konuşlandığı bir binayı basmış ve biri binbaşı 11 subayımızı başlarına çuval geçirerek götürmüşlerdi. Askerlerimiz 60 saat sonra serbest bırakılmıştı.
Peki, bu olayın derin devletle ilişkisi ne?
Süleymaniye baskınının biraz öncesine gidelim. Amerika Kuzey Irak’a kod adı “Nile” olan çok özel ve vurucu bir birlik sokmak istiyor. Bunun için de Türkiye’den iş birliği istiyor. Amaç, vurucu timin güvenlik içinde Kuzey Irak’a geçişini ve çalışmalarını yapmasını sağlamak.
Türkiye, Amerikan vurucu timine Türk askerinin eskortluk yapması koşulu ile iş birliği teklifini kabul ediyor. Amerikalı askerler bu sayede Kuzey Irak’a geçiyorlar. Ancak Barzani ve Talabani Türk askerinin eskortluğuna karşı çıkıyor. Amerika da o günün koşullarında Türk askerini yalnız bırakarak operasyonlarına kendi devam ediyor.
Bu askerlerimiz Süleymaniye’de konuşlanıyor. Ve 4 Temmuz 2003 tarihinde ciddi bir Amerikan gücü yanında Peşmergeler olduğu halde Türk askerinin konuşlandığı binayı basıyor.
Şimdi derin devlet konusuna gelelim. Amerikalılar elbette bu baskına bir kılıf buluyorlar. Deniyor ki, “Buradaki Türk subaylar bölgede kimi suikast ve bombalama eylemleri gerçekleştiriyor.”
Bu doğru mu, kesin açıklama yok elbette. Ama eğer doğruysa bu aynı zamanda yasa dışı bir eylem. Bu eylemin emri ise Türkiye tarafından veriliyor. Emrin verilmesi de bir kişinin insiyatifinde değil. Pek çok kişi bu eylemleri biliyor elbette, hatta belki Başbakan bile. Ama eylem kural dışı olduğu için de sorulduğunda asla kabul edilmiyor.
Amerika kendine göre çaresiz kalınca da baskını gerçekleştiriyor. Rivayet odur ki çuval olayından bir süre sonra yine “misilleme yapın” talimatı ile bir grup Amerikalı asker yanlarında peşmergeler olduğu halde mayınlı bir araziye çekiliyor. Mayının ortasında hareketsiz kalan Amerikalı askerlerin başına don giydiriliyor. Bir süre sonra da serbest bırakılıyorlar.
Amerikan derin devletinin eylemlerinden biri de 1 Ekim 1992’de yaşanan Muavenet olayıdır. Hatırlatayım, o tarihte Ege’de NATO ortak tatbikatı yapılıyordu. Amerikan uçak gemisi Saratoga’dan bir gece iki füze fırlatıldı ve Türk savaş gemisi Muavenet’in kaptan köşkünde patladı. Biri gemi komutanı üç şehit verdik, 27 askerimiz de yaralandı.

Olayın iç yüzü asla açığa çıkmadı ama dedikodular ABD’nin Türkiye’yi uyarmak adına kaza süsü verilmiş bir saldırı gerçekleştirdiği yolundaydı. Amerikan derin devleti asla üstlenmeyeceği bir olaya imza atmıştı aslında.

*****


Biz bu filmi bir yıldır izliyorduk

ABD Başkonsolosluğu’na yapılan silahlı baskını bile Ergenekon’a bağlamak isteyenler olunca “Bu, Kurtlar Vadisi dizisinde aynen vardı” diye yazmıştım. Kurtlar Vadisi dizisinin son bölümlerinde Ergenekonvari örgütün lideri durumundaki İskender Büyük, emrindeki Hizbullah militanlarını eyleme sürüyordu. Amaç, bazı olayları dinci teröristler yaptı gibi göstermekti.

Ancak iddianamenin ana hatları ortaya çıkınca buradaki pek çok olayın Kurtlar Vadisi dizisi senaryosu ile bire bir çakıştığını görüyoruz.
Savcılık, Ergenekon örgütünün temelini 600 yıl öncesine dayandırmış. Yani Ergenekon denilen varlık aslında 600 yıldır hüküm süren gizli bir örgütmüş. Zaman içinde lider ve oyuncuları değişiyor ama yöntem hep aynı.
Kurtlar Vadisi dizisinde de bu var. Tam bir yıldır milyonlarca izleyici “ihtiyarlar” denilen ve çok gizli tutulan bir örgütü izliyor ekranlardan.

Bu “ihtiyarlar” kendilerinin devletin asıl sahibi olduğunu söylüyorlar. 600 yıldır bu gücün hep egemen olduğu, tüm kararları onların verdiği ileri sürülüyor.

Dizide ihtiyarlar ilk ortaya çıktıklarında Atatürk’ü Samsun’a gönderenin de bu örgüt olduğu ileri sürülmüştü. Dizinin baş kahramanı Polat Alemdar sonunda bu çok gizli örgüte katılıyordu.
Sonra birden ne olduysa oldu. İhtiyarlar yani 600 yıldır hüküm süren gizli örgüt birden taraf değiştirdi. Polat Alemdar’ı sattı ve İskender Büyük’ü koruma altına aldı.
Kurtlar Vadisi devlet için çalışan ve çalışmayan mafyaların savaşını anlatıyordu 4 yıldır. Ergenekon olayının başlamasıyla birlikte senaryo birden farklı hale geldi.
Biri birinden çalıyor ama hangisi?

*****


İster misiniz Özkök de tutuklansın?

Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök hangi amaçla ortaya çıktı, bir anlam vermek zor. Ama en kritik anda kendi döneminde bir darbe planlandığı izlenimi verecek açıklamalar yapması garipti. Biliyorsunuz bunu “paşanın intikamı” olarak nitelemiştim, çünkü gerçekten akla başka bir şey gelmiyordu.

Ama her adımı, bir sonraki adımı da düşünerek atmak gerekir. Hilmi Paşa ortalığı karıştırdı, güleç yüzüyle her gün gazete sayfalarını süsledi.
Şimdi soruşturmaya Askeri Savcılık da karıştı. Ergenekon savcısından askerlerle ilgili belgeleri istedi. Bu belgeleri inceleyip Hilmi Özkök hakkında soruşturma başlatabilir mi? Hatta bir bakmışsınız Hilmi Paşa’yı da askerler tutuklayıvermiş. Olmaz olmaz demeyin...

*****


Bugün Kanaltürk’teyim

Bugün saat 13.00’te Kanaltürk’te Zeliha Saraç’ın sunduğu ekonomi ağırlıklı öğle haberlerine konuk oluyorum. Programda Anayasa Mahkemesi’nde süren kapatma davası ile Ergenekon konusundaki son gelişmeler hakkında sohbet edeceğiz.

*****


Yapan kadı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Ergenekon iddianamesinin ana hatlarını okuduktan sonra bir de “üzüntüsünü” dile getirdi biliyorsunuz. “Üzüntünün kaynağı” iddianame ile ilgili medyaya sızan haberlerdi.
Tabii “üzüntü” dile getirmek yerine bu konuda ne yapıldığını söylemek çok daha doğru olacaktı. Bilgi sızdığı kesin. Tamam da bunları kim sızdırıyor? Savcılığın önemli görevlerinden biri, bunu bulmak ve yasaya rağmen bu sızdırılan bilgileri yayınlayanlar hakkında işlem yapmak. Bunun yerine “üzüntü” dile getirmek neye yarar bilmem. Ama bu olay, çok bilinen eski bir hikâyeyi akla getiriyor:
Adamın biri kaldırıma oturmuş kara kara düşünüyormuş. Yakın arkadaşı durumu görünce sormuş, “Hayrola ne oldu?” diye. Adam cevaplamış: “Anama tecavüz ettiler.”
Arkadaşı şaşırmış, “Kim biliyor musun?” diye sormuş. Adam ağlamaklı cevaplamış: “Evet biliyorum tabii.” Diğeri bunun üzerine “Eeee, ne duruyorsun, koşsana kadıya” diye akıl vermiş. Adam, “Koşacağım koşmasına da, anama tecavüz eden kadı” demiş.

*****


Sessiz sular, derinden akar. İngiliz atasözü

DİĞER YENİ YAZILAR