Amaç da belki buydu; devletin en tepesini kilitleyip işin içinden çıkılmaz hale getirmek. Şüpheleri artırmak, şaibeleri güçlendirmek ve herkesin konuyu kendi açısından sömürebileceği bir ortam yaratmak.
Açıkçası siyasete müdahale planı adı verilen konuyu tartışmak, üzerinde fikir yürümek bile tehlikeli artık. Can güvenliği açısından kastetmiyorum, konu öyle bir noktaya geldi ki, yanlış yapmak, farklı sonuçlara varıp sonra bunun altında ezilmek hepimizin ortak kaderi olabilir.
Ancak şurası gerçek ki, bu olay AKP’nin “şimdilik” çok işine gelmiş görünüyor. Başbakan “sorumlu devlet adamı” görünümüyle devletin en tepesindeki bir çatışmayı önlemeye çalışıyor gözükse de ortaya atılan belgenin kesinlikle doğru olduğuna inandığını da saklamıyor.
Genelkurmay Başkanı bu belgenin sahte olduğunu söylese de Başbakan bu konuda ikna olmuyor. Başbakan elbette Genelkurmay’ı suçlamayacaktır ama zihinlerde “Ordu içinde bir cunta var” şüphesi de oluşturulmuş durumda artık.
Kısacası, “siyasete müdahale planı” adı verilen belgenin tümüyle düzmece olduğu ortaya çıksa bile AKP ve yandaşları bunu hep inkâr edecek, kamuoyundaki şüphenin hep diri kalmasını sağlamaya çalışacaktır.
AKP ve yandaşları şunu biliyor ki, bu zihniyetin temel gıda maddelerinden biri mağduru oynamak ve darbe tehlikesini hep gündemde tutmak.
Sonuçta ne olursa olsun bu belge ya da benzeri olaylarda asıl yıpranan taraf Silahlı Kuvvetler olacaktır. Silahlı Kuvvetler üzerine yapıştırılan “her fırsatta siyasete müdahale eder, demokrasi dışı yollarla seçilmiş iktidarları devirir” imajı daha da güçlü hale getirilecektir.
Silahlı Kuvvetler’in bu kadar yıpratılmasının en son aşaması ise Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi ve ilkelerinin tamamen ortadan kaldırılması için ortamın hazır hale gelmesidir.
İNANILMAZ İDDİA
Bu köşede daha önce de değinmiştim. Konu şuydu: Meriç Tumluer adlı vatandaşımız çok uzun yıllardan bu yana Atatürk’ün gizli bir vasiyeti olduğunu, bunun ölümünden 50 yıl sonra açıklanmasını istediğini ileri sürerek “Bu vasiyet neden açıklanmıyor?” diye soruyor.
12 Eylül’den bugüne kadar her dönemin Cumhurbaşkanı, Başbakanı ve Genelkurmay Başkanları’na yazılı başvuran Tumluer hiçbir cevap alamamaktan yakınıyor.
Tumluer geçtiğimiz aylarda da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmuştu bu konuda.
Ancak Meriç Tumluer bana göre en önemli atağını dün gerçekleştirdi. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’a mektup yazan Tumluer “İktidar Atatürk’ün gizli vasiyetini açıklama konusunu bir şantaj aracı olarak kullanıyor” diyor.
Tumluer’e göre, ünlü Dolmabahçe gizli görüşmesinde Erdoğan Büyükanıt’a bu gizli vasiyetin açıklanmamamış olmasının suç olduğunu söyledi, Büyükanıt da bu yüzden suspus oldu.
Bu tabii çok ilginç bir iddia. Ancak Meriç Tumluer’in mektubu faksla Genelkurmay Başkanı’na ulaştı, mektup kayda alındı. İddia bile olsa en azından üzerinde durulması gerekiyor.
Bakalım Tumluer bu kez bir cevap alabilecek mi?
KREDİ KARTINDA KÜÇÜK HAKSIZLIK
Kredi kartı borcunu ödeyemeyip temerrüde düşenlere “bir kereye mahsus olmak üzere” borçlarını yapılandırma hakkı getirildi biliyorsunuz.
Bu tür durumda olan 1 milyon 301 bin kişi varmış. Borçlarını ödeyemedikleri için hayatları kararan bu insanların imdadına yetişmek ve bir kolaylık sağlamak elbette bir görev.
Ancak bu yapılırken başka haksızlıklara da meydan verilmemeli. Örneğin her koşulda borcunu ödeyip de temerrüde düşmeyen kart sahipleri isyan ediyor şimdi. Diyorlar ki “Biz zamanında ödeyerek enayiyik mi yaptık?”
Elbette öyle değil. Gerek ekonomik krizler gerekse gelir adaletsizliği ve tabii ki bankaların sorumsuzca kart dağıtmaları böyle bir mağdur kesimi oluşturdu.
İşi “Ben enayi miyim?” aşamasına getirmeden ve sosyal bir sorun yaratmadan çözme gayretine destek olunmalı. Haksızlık da olsa biraz sineye çekilmeli. Buna karşı diyorum ki; örneğin borçlarını yapılandıranların, borç bitimine kadar kredi kartı kullanmalarına izin verilmemeli. Ya da en azından 2 yıl boyunca kart kullanmaları engellenmeli.
Hangi nedenle olursa olsun, borcunu ödemeyip temerrüde düşenler de bunu her aman hatırlamalı ve artık ona göre davranmalı.
YANLIŞ SORU
Her yıl yaşadığımız garipliği bu yıl da yaşadık. Öğrenci Seçme Sınavı’nda 5 sorunun hatalı olduğu ileri sürülüyor. Geçen yıl da, önceki yıl da, daha önceki yıllarda da mutlaka bir iki sorunun hatalı olduğu ortaya çıkardı.
Bunun nasıl olduğunu anlamak mümkün değil. Koca bir bilim heyeti bu soruları hazırlıyor. Defalarca kontrol ediliyor, yine de yanlış soru çıkıyor.
Peki bunun sorumlusu kimdir? Hatalı soru veya sorular nedeniyle hesap veren, cezasını çeken birileri var mı?
Ben hiç duymadım. Bugüne kadar hatalı soru olduğu gerekçesiyle kimse hakkında bir işlem yapılmadı ya da en azından yapılsa bile bu açıklanmadı.
*****
KOLTUK DEĞNEĞİ
Fıkra Yıldırım Tuna’dan: İki arkadaş uzun bir süre sonra karşılaşmışlar, biri koltuk değneği ile yürümekteymiş.
“Hayrola?..” demiş biri, “Ne oldu sana böyle?”
“Otobüs çarptı...”
“Ne zaman?..”
“6 ay oldu.”
“6 ay? Hâlâ mı koltuk değneğiyle geziyorsun?”
“Valla...” demiş adam, “Doktorum ’Bırak artık şunları’diyor, avukatım ’Katiyen’diye her gün tepemde!”

