Hükümet 1 Mayıs mantığını açıklamalı

Haberin Devamı

Yıl 1977. Binlerce insan Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs Bayramı’nı kutluyor. Sabahtan itibaren her şey mükemmel olmuş. Coşkulu yüz binler, neredeyse beş yüz bin kişi; bir renk cümbüşü içinde sevgi ve dostluk çemberi oluşturmuş. Gösteri sona ermiş, tam insanlar dağılacak, birden silahlar patlamaya başlıyor.

Panik halinde kaçışmaya çalışanların üzerine panzerler yürüyor, iş çığrından çıkıyor. Sonuç 37 ölü, yüzlerce yaralı.

Bu kanlı provokasyondan 25 gün sonra bu kez CHP Genel Başkanı Ecevit Taksim’de bir miting düzenliyor. 5 Haziran’da yapılacak genel seçimler öncesi son büyük gövde gösterisi bu. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel Ecevit’i arayıp “Size bir suikast yapılacağı ihbarı aldık, meydana gitmeyin” diyor. Ecevit dinlemiyor ve gidiyor. Yine on binler meydanda.

Bir yıl sonra yine 1 Mayıs, on binler yine Taksim’de. 1979’da sıkıyönetimle 1 Mayıs yasaklanıyor. 1980 yılında ise yine sıkıyönetim var. Dönemin sıkıyönetim komutanı 1 Mayıs’ta Taksim’de miting yapmayı yasaklamakla kalmıyor, 24 saatlik sokağa çıkma yasağı ilan ediyor.

12 Eylül 1980 günü darbe yapılıyor. Darbecilerin ilk icraatlarından biri 1 Mayıs’ı tatil ve bayram günü olmaktan çıkarmak ve 1 Mayıs’taki kitle gösterilerini yasaklamak oluyor. Ayrıca Taksim alanında bundan böyle hiçbir şekilde miting yapılmayacağı da karara bağlanıyor.

12 Eylül’den bu yana 28 yıl geçti. 12 Eylül darbecilerinin “sol hareketin yükselişini önlemek için” aldıkları “1 Mayıs yasak” kavramı hâlâ sürdürülüyor. Taksim’de miting de hâlâ yasak.

Peki bugünkü hükümetin amacı ne olabilir? 28 yıl önce askeri darbe yapanların aldığı bir kararı hâlâ bu kadar hararetle savunmalarının mantıklı bir açıklaması var mı acaba? Bu iktidar emekçinin bayramına neden bu kadar karşıdır? Taksim’de yapılacak bir kitle gösterisinden niye bu kadar korkmaktadır?

Tayyip Bey dün “İktidar partisi olarak biz bile Taksim’i istemiyoruz” dedi. 1 Mayıs’ın tatil olması içinse “çok zarar edileceğini” söyledi. Herhalde askeri darbenin yasağını savunmanın mantıklı bahanesi bu olamaz.

*****


‘Siz artık azınlıksınız, oturun oturduğunuz yerde çenenizi kapatın’

Kadıköy Vapuru’nda yaşanan bir olayı yazmıştım dün. Şaşırtıcı tepkiler aldım. Tepkiler ikiye ayrılıyordu. Benzer olayları anlatanlar ve yazılanların yalan olduğunu söyleyenler. Neyse ki kimse “Çok güzel” dememiş. Yalan olduğunu söyleyenler belli ki yapılanları asla onaylamıyor ve karşı çıkıyor. En azından bu iyi bir gelişme. Dün yazdığım yazıda da belirttiğim gibi bugüne kadar benzer pek çok olay duydum. Ama bunları kanıtlama imkânım olmadığı için yazmadım. Vapur olayını çok bildiğim birinin başına geldiği için yazdım.

Peki bu tür olaylar neden oluyor? Bunları yapanların amacı ne?

Bence şunu demek istiyorlar;

Bu halk Atatürk’ü sevmiyor.

Bu halk cumhuriyeti istemiyor.

Bu halk laiklikten hazzetmiyor.

Bu halk çağdaşlıktan nefret ediyor, çağdaşlığa karşı çıkıyor.

Bu halk Orta Çağ yaşamına dönmek istiyor.

Bu halk bilimden sanattan kültürden hoşlanmıyor.

Bu halk sadece dininin gereklerini yaşamak istiyor.

Bu yoğun propagandanın sonucu da şu olarak planlanıyor;

Cumhuriyet’le, Atatürk sevgisiyle, laiklikle ve çağdaş demokratlıkla yoğrulmuş milyonlarca insanda “yalnızlık” duygusu oluşturmak. “Artık benim gibi düşünenler çok azınlıkta kaldı, ülke bunların eline geçti” diye düşündürtmek ve korkutmak. Unutmayın ki korku aynı zamanda acizliğin ifadesidir. Kendini aciz ve yalnız hisseden insanlar giderek pasifleşir, tepki vermez hale gelir ve boyun eğer.

Bu tür olaylar arttıkça korkan, sinen, yalnızlık duygusu içine girerek boyun eğen insan sayısı artar. Siz de dilediğiniz gibi at oynatabilirsiniz bundan sonra.

Bu amacı herkesin bilmesi gerek.

*****


Ulusal egemenlik

Atatürk, 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi’ni kurduğunda bugünkülerden çok daha demokrat görüşe sahipti. Kurtuluş Savaşı boyunca tüm yetkiyi Meclis’in elinde tuttu ve hesabını da oraya verdi.

88 yıl sonra açıkçası o günlerin demokrasi anlayışını mumla arar haldeyiz. Bugün sayısal gücü elinde tutan bir iktidar demokrasi adına “demokratik diktatörlük” ilan etmiş gibi. Sayısal gücüyle her şeye karar verebileceğini, istediğini yapabileceğini sanan iktidar bunu bir de “milli irade” olarak sunmaya kalkıyor. Atatürk Meclis’i kurarken “Ulusal egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” demişti. Bugünkü iktidar ise bu sözü “Egemenlik kayıtsız şartsız bizden olan milletindir” haline getirdi. Ne yazık ki kendini demokrat olarak görenlerin de bir bölümü sırf çıkar uğruna bu kervana katıldılar. Türkiye’nin en temel sorunu budur. Bunu çözmedikçe ilerlememiz mümkün değildir.

*****


Özgürlüğün de, eşitliğin de adaletin de dayanağı ulusal egemenliktir

M. Kemal Atatürk

*****

Kaostan medet ummak

AKP iktidarı tüm ısrarlara rağmen 1 Mayıs’ın Taksim’de de kutlanmasına izin vermiyor. Hükümet hâlâ 12 Eylül askeri darbesinin aldığı kararı korumakla mükellef sayıyor kendini.

Buna karşın işçi sendikaları Taksim’e çıkmakta kararlı olduklarını söylüyorlar. Bu durumda 1 Mayıs gününün çok gergin olacağını söylemek için falcı olmaya gerek yok.

Şimdi “Sendikalar da dayatıyor” diyebilirsiniz. Ama böyle bir durumda sorumluluk ve ağırbaşlılık hükümete düşer. Bir yandan parti kapatma konusunda demokrasi nutukları atacaksınız öte yandan 28 yıllık bir yasağa karşı çıkanlara “devlet gücü” hatırlatması yapacaksınız.

Hükümet 1 Mayıs’ı kaos günü olmaktan çıkarmalıdır. “Madem ben devletim, benim dediğim olur” mantığını bir kenara bırakıp uzlaşma yolu bulmalıdır. Ama tabii AKP’nin asıl amacı bu tür olaylarla kaos yaratıp ortalığı bulandırmak ve bundan bir yarar sağlamaya çalışmaksa onu bilemem.

***

Bir tek ağaç bile yok

Geçen yaz Bodrum Güvercinlik’te çıkarılan orman yangını maalesef canım çam ormanını perişan etti. Yangından sonra gelen yetkilililer “Hiç merak etmeyin aynı ormanı burada kuracağız” dediler. Bir hafta önce gittiğimde yanan alana bir tek ağaç bile dikilmediğini hayretle izledim. Galiba bu müthiş arazi yine birilerine peşkeş çekilecek. (İlgiz Erkin)



DİĞER YENİ YAZILAR