Hukukla boğulmayalım oyunu görelim

Haberin Devamı

Sevgili okurlar; her hafta başı geçen haftanın ne kadar heyecanlı ve garip geçtiğini belirterek başlıyorum yazıya. Bu, bir anlamda “Umarım artık işler durulur, bu çirkin oyunlar sona erer” temennisinden başka bir şey değil sizin de anladığınız gibi. Ama geçen hafta galiba tüm haftaların üzerine tuz biber ekti. Sanki saatin zembereği tümüyle attı.

Bundan sonrası zor

Her ülkede politik çekişmeler olur. Komplolar düzenlenir. Kendisini devletin sahibi zannedenlerin kendi çıkarlarına alet etmeye çalıştıkları devlet çarkının içinde ezildikleri olur. Ama eğer bir ülkede adaletin temeli olan yargı siyasi iktidarın bu kadar ağır baskısı altında kalırsa işlerin çözülmesi neredeyse olanaksız hale gelir. Çözüm gerçekten zorlaşır.

Hukuku kim biliyor?

Televizyonlarda, yazılı basında son birkaç gündür inanılmaz bir hukuk tartışması sürüyor. Ve bu tartışma o kadar üst düzeyde sürdürülüyor ki, sıradan vatandaşlar hatta hukuk alanında olmasa da iyi eğitim görmüş olanlar bile söylenenlerin çoğunu anlamıyor. Kendimi de bu kategoride görüyorum. Hukukçu değilim, meslek gereği hukukla ilgili pek çok şey bilmeme rağmen son günleri analiz etmeye bilgim de yetmez haddim de değildir.

Büyük oyunu görmek

Bu nedenle geçen haftadan başlayan olayları irdelerken, gazeteci ve yazarların, hukukçu olmayan akademisyenlerin ve siyasetçilerin konuya salt hukuk açısından bakmak yerine oynanan büyük oyunu dikkate almaları gerekir. Aksi takdirde kimsenin anlayamayacağı bir hukuk tartışması içinde boğulur ve iktidarın Türkiye’yi getirdiği eşiği göremeyiz.

Olayların başlangıcı

Kamuoyunda Erzincan-Erzurum olayı olarak bilinen gelişmeler 2 Kasım 2007’de başladı. Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, İsmailağa Cemaati olarak bilinen bir dini gruba yönelik bir irtica operasyonu başlattı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın da aralarında bulunduğu 235 şüpheli hakkında araştırma başlatıldı, 9 kişi tutuklandı.

Kamuoyu habersizdi

Neredeyse 2.5 yıl önceki olay aslında örneğine çok sık rastlanan bir irtica operasyonuydu ve kamuoyunun fazla da ilgisini çekmedi. Ancak iktidarın adeta yerinden hoplamasına neden oldu. Cemil Çiçek’in devreye girdiği, tutukluların serbest bırakılmasını istediği ileri sürüldü. Erzincan Başsavcısı ile Erzurum Özel Yetkili Savcısı arasında müthiş bir çekişme başladı.

Amerika’dan gelen ses

2009 yılının başlarında halen Amerika’da yaşayan bir dini cemaat önderi televizyonlarda banttan yayınlanan bir konuşmasında “herkesin dikkatli olması gerektiğini, karanlık güçlerin kendilerine yakın isimlerin evlerine silah, patlayıcı koyabileceğini, haklarında dedikodu üretebileceklerini ve soruşturmalar yapabileceklerini” söyledi.

Kimse anlamadı bile

Amerika’daki zatın neden böyle bir konuşma yaptığı anlaşılamadı. Türkiye’nin en büyük gazetelerinden birinin genel yayın müdürü anlamlandıramadığı bu konuşma için “Niye böyle bir şey söylemeye gerek duydu acaba?” diye yazı bile yazdı. Buna rağmen kimse bu konuşmanın anlamını çözemedi. Kimileri de “Türkiye’de bu tür işler oldu, sadece bir uyarı olabilir” yorumunu yaptı

İrticayla mücadele planı

Tarihler 12 Haziran 2009’u gösterirken iktidar payandası bir gazete “AKP ve Gülen’i bitirme planı” manşeti ile çıktı. Bu plana göre irtica bahanesiyle AKP ve Fethullah Gülen Cemaati’ne yönelik bir dizi operasyon yapılacağı, Gülencilerin ev ve iş yerlerine silah, bomba konacağı, bunların bulunarak cemaatin bir silahlı terör örgütü sınıfına sokulacağı ileri sürülüyordu. Plan Genelkurmay’da hazırlanmıştı ve altında bir deniz albayının imzası vardı.

Islak-kuru tartışması

İlk anda pek çok kimsenin aklına kısa bir süre önce Amerika’daki zatın yaptığı açıklama gelmedi bile. Herkes planının doğru olup olmadığını, albayın imzasının gerçekliğini tartışıyordu. Ergenekon savcıları planı çok önemsediler. Bununla ilgili başta deniz albayı olmak üzere pek çok emekli ve muvazzaf subay gözaltına alındı. Ardından varlığı ileri sürülen başka benzer planlarla birçok subay tutuklandı.

Gözler Erzincan’da

Kamuoyunda imzanın ıslak mı kuru mu olduğu tartışmaları yapılırken, her zaman olduğu gibi yine ilk önce iktidar payandası medya gözünü birden Erzincan’a çevirdi. 2.5 yıl önce başlamış olan irtica soruşturmasının “AKP ve Gülen’i bitirme planına” çok uygun olduğu, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı’nın bu planı satır satır uyguladığı ileri sürülmeye başlandı. Bununla ilgili olarak MİT bölge müdürlüğüne polis baskını yapıldı, bazı MİT görevlileri tutuklandı, konu subaylara da uzandı.

Başsavcı’ya kuşatma

Darbe paranoyası yaratanların asker üzerindeki operasyonları sona ererken bu kez işin ucu Erzincan Başsavcılığı’na uzatıldı ve operasyonları başlatan Başsavcı İlhan Cihaner hakkında soruşturma açıldı. Önce elindeki dosyalara el konan Cihaner daha sonra gözaltına alındı, evi ve makamı arandı, sonra da tutuklandı. Bu, Türkiye’de ilk kez oluyordu. Bir Cumhuriyet Başsavcısı irtica ile ilgili soruşturma yaptığı için “terörist” sıfatıyla tutuklanıyordu.

Müthiş hukuksal oyunlar

Ondan sonrası hafızalarımızda çok taze. HSYK tutuklamayı isteyen Özel Yetkili Erzurum Savcılarının yetkilerini elinden aldı. Bu savcılar alelacele ellerindeki dosyayı İstanbul’daki Ergenekon savcılarına gönderdi. Başsavcının tutuklanmasına itiraz bir üst mahkeme tarafından reddedildi. Ve kendimizi bir anda pek de anlamadığımız üst düzey bir hukuk tartışmasının içinde bulduk.

Hiçbirisi ilgilendirmiyor

Sevgili okurlar; geldiğimiz aşama; açık söyleyeyim, Erzurum Özel Yetkili Savcısı’nın yetkilerinin elinden alınması, dosyanın İstanbul’a gönderilmesi, bu dosyaya Ergenekon savcılarının bakıp bakamayacağı konusundaki hukuksal tartışmalar beni hiç ilgilendirmiyor. HSYK’nın yapısı, yetkileri, seçilme biçimleri de ilgilendirmiyor. Çünkü tüm bunlar hukuksal detaylar ve bilgimin buna yetemeyeceğini başta da söyledim.

Oyunu ortaya koymak

Burada, bizlere düşen görev bu detaylara boğulmak yerine oynanan oyunu ortaya koymaktır. Türkiye Cumhuriyeti ve kuruluş ilkeleri, Atatürk ilke ve devrimleriyle hesabı olanlar Türkiye’yi dönüştürmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Bu uğurda evrensel hukuk kurallarını da altüst ederler, insan hak ve hukukunu da çiğnerler, ahlaki ve vicdanı kuralları da paspas yaparlar. Ki yapıyorlar bunu. O halde sözde hukuk tartışarak bir yere varılmaz.

Olayın özeti nedir?

İşte tüm yazdıklarımdan sonra şunu söylemek istiyorum: Siz oynanan oyuna bakın. Bir dizi hukuk kuralının arkasına sığınılarak Türkiye dönüştürülmeye, laik ve demokratik ilkeler yok edilmeye, Türkiye bir din devletine dönüştürülmeye çalışılıyor. Bu yola taş koyan kim olursa olsun başı ezilir. Plan budur ve anlayamayacağım hukuksal tartışmalarda galip gelmeye çalışmak yerine bu korkunç oyunu görmemiz gerekir.

Başbuğ’un dinlenmesi

Orduya ise en son darbe Genelkurmay Başkanı’nın dinlenmesi ile vuruldu. Türkiye’yi dönüştürmeye çalışanlar “Elimde bilgi var” diyen İlker Başbuğ’u “Fazla diklenme, seni istediğimiz an dinler, kaydeder sonra da açıklarız” diye tehdit ediyor. Zor durumdaki asker ise hiç olmazsa karargâhın dinlenmediğini göstermek için “Yurt dışındaki bir konuşma” açıklamasıyla durumunu kurtarmaya çalışıyor.

Hepinize iyi haftalar dilerim...

DİĞER YENİ YAZILAR