Yargıtay eski Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun “Meclis’te ilk iki turda en az 367 oy kullanılmazsa AKP tek başına Cumhurbaşkanı’nı seçemez” yönündeki hukuki mütaalası gündeme bomba gibi düştü. Bu görüşün anayasa ve hukuka uygun olduğunu savunanlar da aksini söyleyenler de var. AKP tarafı ise şimdilik sessiz.
Konuyu dün konuşup söylediklerine bu köşede yer verdiğim milletvekili dostumla tekrar görüştük. Aramızda şu konuşma geçti.
- Bugün iyi ki yazmışsın, pek çok kişi bu konuya girmiş.
- Evet, bu görüş bana gerçekten üzerinde durulur geldi.
- Ama dün de konuştuğumuz gibi karşı görüşler de oluştu.
- AKP’den henüz ses yok ama...
- Bana göre bir süre de olmaz. Görüşler başkalarından.
- Hikmet Sami Türk bir yorumda bulunmuş.
- Evet, o da önemli ama bana göre yanlış.
- Onun söylediği 184 milletvekili.
- Doğru, Meclis’in oturuma başlaması için 184 milletvekili gerekiyor.
- Ama bu sayı yeterli değil ki.
- Tamam ama prosedür böyle. Meclis’in çalışmaya başlaması için oturumda en az 184 milletvekili olması gerekir.
- Milletvekilleri sonradan da içeri girebiliyor yani.
- Elbette, burası okul mu herkes aynı anda içerde olacak. Oturum açılır ondan sonra milletvekillerinin tamamı içeri girebilir.
- Bu durumda Cumhurbaşkanlığı için Meclis’in 367 kişi ile toplanması gerektiği görüşü başından sakatlanıyor.
- Bana göre öyle değil.
- Nasıl?
- Hikmet Sami Bey’in dikkati çektiği uygulama farklı.
- Ne anlamda?
- Hikmet Sami Bey’in söylediği Meclis’in toplanması için gerekli sayı.
- Ne fark eder?
- Fark eder tabii. Kanadoğlu, Meclis toplanamaz demiyor ki, 367 kişi oy kullanmadan ilk tur yapılmış sayılamaz diyor.
- Yani?
- Sen de lafı bitirtmiyorsun ki.
- Tamam, tamam
- Seçim günü diyelim ki yoklama sırasında 200 milletvekili salonda hazır bulundu.
- Tamam.
- Başkan oturumu açar ve gündeme geçer.
- Sonra diğer milletvekilleri de içeri girmeye başlar.
- Aynen öyle.
- Bu durumda seçime geçilir mi?
- Elbette, gündem neyi gerektiriyorsa başkan da onu yapar.
- Yani seçim yapılır.
- Tabii yapılır.
- Sonra?
- Sonrası hukuken tartışmaya açık.
- Hikmet Sami Bey’in dediği gibi mi?
- Hayır, diyorum işte onun yorumu farklı ve bana göre doğru değil.
- Biraz daha açık ol.
- Geliyorum işte. Oylama yapılır. Diyelim ki AKP milletvekilleri dışında başka hiçbir milletvekili oturuma katılmadı.
- En fazla 354 kişi olur.
- Aynen.
- Tur yapılmış ve sonuç alınamamış olur.
- Öyle diyecekler.
- O zaman ikinci tura geçilir.
- Dedim ya Hikmet Bey’in yanıldığı nokta burada.
- Nasıl?
- Oylama sonucu 354 oy çıkacak sandıktan. Bu sayı cumhurbaşkanını ilk turda seçmeye yetmiyor ki.
- Olsun, ama tur yapılmış olacak.
- Anayasal tartışma orada başlayacak.
- Hmmm.
- Anayasa gereği olan 367 oy için 367 seçmenin altında oy kullanıldıysa Anayasa şartı yerine getirilmemiş olacak.
- Karışık bir tartışma.
- İki gündür bunu konuşuyoruz seninle, nesi karışık?
- Anlıyorum da, bunu anlatması biraz zor değil mi?
- Hiç de zor değil. Suyun formülü ne?
- Kimya sınavında mıyız?
- Sen söyle?
- H iki O
- Yani iki hidrojen bir oksijen.
- Ne alaka?
- Örnek veriyorum canım. İki yerine bir hidrojen koyarsan su olur mu?
- Olmaz tabii.
- İşte bu da bunun gibi. Sen Cumhurbaşkanını seçmek için 367 seçmen bulamıyorsan, onu seçemezsin demektir.
- Bakalım ne olacak?
- Bunun dışında dün AKP bir formül bulabilir mi diye sormuştun ya.
- Evet.
- Bugün AKP’li bir milletvekili arkadaşla konuştum.
- Ne diyor?
- Boşa kürek çekmeyin diyor. Onun da kafasında bir formül varmış. (gülüşme)
- Nasıl bir formül.
- AKP uzlaşmaya yanaşacakmış.
- Nasıl bir uzlaşma?
- Dışarıdan birini aday yapalım diyeceklermiş.
- Kimi mesela?
- O önemli değil, Anayasa Mahkemesi Başkanı olabilir mesela, o söylemedi de benim aklıma geldi.
- O zaman ne olacak?
- Dışarıdan aday gösterilecek ama bazı AKP’liler de hatta belki Tayyip Erdoğan da adaylığını koyacak.
- Niye
- Adet yerini bulsun diye.
- Ne demek o?
- Yani iş demokrasiye uydurulsun diye.
- Sonra?
- İlk iki turda üzerinde uzlaşılan adaya 367 oy çıkarmayacaklar.
- Eeee.
- Üçüncü tura gelince AKP bütünüyle kendi adayına oy verecek ve istediği kişiyi seçecek.
- Yapabilirler mi bunu?
- Komik olma. Herkes aptal mı? Daha tura geçilmeden bu oyun fark edilir ve uzlaşmaya rağmen oylamaya AKP dışında hiçbir milletvekili katılmaz.
- Peki bunu niye anlattın?
- Geyik muhabbetini hep siz gazeteciler mi yapacaksınız?
NOT: Dünkü yazının başlığında ve içindeki birkaç cümlede 367 yerine 376 milletvekili demişim. Öyle olunca AKP’nin eksiği de 14 yerine 22 olarak belirtilmiş. İnsan bazen rakam yazarken bu tür hatalar yapıyor. Kendime elbette çok öfkelendim. Siz okurlardan da özür dilerim. (CA)
Saddam’ı asmazlar
Saddam’la ilgili mahkeme kararı temyiz de edilmeyince hüküm kesinleşti. Bu durumda Saddam önümüzdeki bir ay içinde asılarak idam edilecek. Ancak şu anda devlet başkanlığı görevini yürüten Talabani’nin Saddam’ın infazını durdurma hakkı bulunuyor. Talabani bu konuda karar alabilir mi, onu bilemem ama bana göre Saddam’ın asılması öyle sanıldığı gibi bir ay içinde gerçekleşmeyecek.
Amerika’nın Irak’a müdahalesinin üzerinden çok uzun zaman geçti ve o günün koşulları da konuşulmaz oldu. Amerika sözde terörle mücadele için Irak’a girmişti ama kendisi terör batağına saplandı.
Bizzat Amerikan başkanı bile başarısız olduklarını söylerken Amerika’nın önde gelen isimleri bu müdahalenin doğru olup olmadığını tartışıyor.
Bu durumda Saddam’ı asmak sadece Irak’ta değil, Amerikan karşıtı olan pek çok ülkede tepki çekecektir. Bunun da şu an göze alınacağını sanmıyorum.
Devlet yönetimi nasip işi mi?
Başbakan Erdoğan olaylı Meclis oturumunda “sinirlerini yumuşatmak!” için bir süre Meclis’i terk etmişti. Oturumun kalanını arkadaki bir odada bekleyerek geçiren Tayyip Bey bir ara yanındakilere Baykal’ı kastederek “aklını Cumhurbaşkanlığı’na takmış. Zamanı gelince kime nasipse o seçilir” demiş.
Başbakan irticalen konuştuğunda ya da sinirli olduğu anlarda gerçek duygularını ve düşüncelerini ortaya döküyor.
Devlet yönetmek “nasip” le açıklanamaz. “Eğer Allah bana nasip ettiyse Cumhurbaşkanı olurum, nasip etmezse olmam” diyorsanız her şeyi kadere, talihe terk ediyorsunuzdur.
Devlet yönetimini de kaderle ortak etmeye çalışırsanız akla hayale gelmeyecek hatalar yaparsınız. Ve her şeyi kadere, kısmete, nasibe bağlayan bir karakteriniz olduğu için bu hataları anlayamaz ve sizi eleştirenlere de çok öfkelenirsiniz.
“Cumhurbaşkanlığı nasip işi” diyen Tayyip Bey’in pek çok olaya böyle baktığı ortaya çıkıyor ve kendinden olmayan herkese neden çok öfkelendiği de anlaşılıyor.

