Hiçbir şey yapmayarak puan kazanıyor

Haberin Devamı

Kamuoyu araştırmaları yapılıyor yine. “Bugün seçim olsa kime oy verirdiniz?” soruları soruluyor. Eğer bu araştırmalar doğruysa AKP’nin oy oranı yüzde 55’i bulmuş.

Oysa siyasal ve sosyal gelişmeler bunun tersi olacağı hissi veriyor insana. Böyle yazınca da kimileri adeta davul zurna çalarak “Halkı okuyamıyorsunuz, halktan koptunuz” naraları atmaya başlıyor. Geçelim..

Tabii AKP’nin oyunun neden arttığını anlamak o kadar da zor değil. Bazen hiçbir şey yapmayarak da puan toplayabilirsiniz. Çünkü öyle güçlü bir konumdasınızdır ki, karşınızdakilerin hiçbir yaptırım gücü olmadığı için, insanlar kıyaslama imkanı bulamazlar. O zaman siz bir şey yapmadığınız halde daha da güçlenirsiniz.

Türkiye’de de yaşanan budur.

İktidar terör konusunda kılını bile kıpırdatmadı. Ülke ayağa kalktı. Yer gök bayrak oldu. Mitingler yapıldı ardı ardına. İktidar, amiyane tabirle “iplemedi.”

Herkes silahlı kuvvetlerin Irak’a yönelik bir operasyon yapacağını sandı, buna inandı. Olmadı. Aslında hükümet buna izin vermedi ama, bu detayı herkesin anlaması mümkün değildi ki. Bir baktık ki iktidar güçlenmiş.

Başbakan Amerika’da Başkan Bush’a “Biz daima orta yolu tercih ederiz” demişti. Aslında bu orta yol, Tayyip Bey’in bütün stratejisini oluşturuyor. Yaptığı her şey, söylediği her söz “orta ve altı” düzeyde insanlara yönelik. Eğitimi orta ve altı, kültürü orta ve altı, geliri orta ve altı, yaşam gustosu orta ve altı, zekası ortanın altı milyonlarca insan her gün pek çok şey dinliyor, görüyor, kendince yorumlamaya çalışıyor.

Eğitimi, kültürü, aklı ve zekası ortanın çok üzerinde olan pek çok insan doğruları anlatıyor, fikirlerini söylüyor, görüşlerini açıklıyor, ama bunları söylemekten başka elinden bir şey gelmiyor.

İktidar ise bu doğrulara, fikirlere ve görüşlere hiç aldırmıyor, hiçbir şey yapmıyor. Orta ve ortanın altındaki vatandaş ise doğruları söyleyenlerin bir şey yapamamasını bir tür “zayıflık” olarak görüyor ve hiçbir şey yapmayan iktidarın yanında yer alıyor.

Çünkü sonuçta, orta ve altı insanların günlük hayatını etkileyen, onları daha da sıkıntıya sokan hiçbir gelişme olmuyor. Fakirse yine fakir, açsa yine aç. Dolardaki, borsadaki durum aslında onu hiç ilgilendirmiyor ama medya başka bir şey konuşmadığı için oradaki sözde iyi gelişmelerden medet umuyor. Durup dururken değişip de başına iş açacağına, mevcudun güçlenerek devamından yana tavır koyuyor. Yani iktidar hiçbir şey yapmayarak aslında çok şey yapmış oluyor.

Planladığı hedefine doğru artık daha hızlı ve emin adımlarla yürüyor. Kendi sermayesini, kendi medyasını, kendi sosyal yaşam biçimini hayata geçiriyor.

Ortanın üstü insanlar ise hem bu manzarayı görüyor hem de hiçbir şey yapamıyor. Çünkü doğrularla çarpık demokrasinin kuralları çatışıyor bu sefer.

Bu nedenle AKP’nin birkaç ay sonra yüzde 60’ları bile geçmesi kimseyi şaşırtmamalı. Çünkü burası böyle bir ülke.

*****

Kovboyluk

Başbakan Erdoğan dünkü grup toplantısında müthişti. Zaten var olan hitabet yeteneği giderek artıyor. Bu hitabet yeteneği ile propaganda kabiliyeti birleşince mükemmel bir hal alıyor. Ve Başbakan orta ve altı kesimi elinde tutmasını beceriyor. Dün “Biz eli silahlı kovboy değiliz” diyerek Kuzey Irak’a yönelik askeri operasyonun olmayacağını adeta kesin bir dille söyledi.

Güzel de; güç ve silah kullanmak ülke çıkarı söz konusu olduğunda meşrudur. “Ya demokrasi ya savaş” söylemi kimilerinin ruhunu okşayabilir, taraftar bulabilir. Ama bu aynı zamanda en büyük çarpıtmadır. Ülkeniz ağır bir saldırı altındayken “Biz demokrasiden yanayız, savaş istemiyoruz” derseniz bunun adı başka bir şey olarak da tanımlanabilir.

Erdoğan ısrarla “barışçı” maskesi takarak terör olgusunu görmezlikten gelmeye çalışıyor. “Türkiye’nin tek sorunu terör değil” diyen Erdoğan soyut açıdan haklıdır, buna karşın Türkiye bu pasif tutum karşısında toprak kaybına bile uğrayabilir. Bu durumda pek inanmadığını sandığım demokrasi bile imdadına yetişemez.

*****

Başbakanlık meslek değildir

Ne zamandır dikkatimi çekiyor; Tayyip Bey bir yabancı başbakanla görüştüğünde “Sayın meslektaşımın dediği gibi” ya da “Sayın meslektaşımla hem fikiriz” türünden cümleler kuruyor.

Burada dikkat çekici kelime “meslektaş.” Belli ki Başbakan görevini aynı zamanda meslek olarak görüyor. Çok mu önemli? Değil ama yine de dikkat çekici ve bana göre olmaması gerekiyor.

Çünkü Başbakanlık bir meslek değildir. Meslek “hayatını kazanmak için yapılan ve bir nitelik gerektiren iş” olarak tanımlanıyor. Bir işin meslek kabul edilmesi için de belli bir eğitim alınması birinci koşul.

Örneğin dilencilik yaparak da para kazınırsınız ama bu bir meslek değildir. Sadece meslek gibi görürsünüz. Doktorluk meslektir ve tıp fakültesini okumanız gerekir. Oto tamirciliği de meslektir, ya bir meslek lisesine gider eğitimini alırsınız ya da önce çırak olarak girdiğiniz bir tamirhanede çalışarak mesleği öğrenirsiniz.

Oysa bakanlık, başbakanlık gibi makamlar meslek değil birer hizmet yeridir. Başbakansanız elbette eğitiminiz vardır ama bu eğitim başbakan olmanız için verilmemiştir.

Başbakan olarak elbette maaş da alırsınız ama bu sizin için kalıcı değildir, çünkü asıl şart sizin seçilmenizdir. Öyle sanıyorum ki Tayyip Bey’in bilinçaltında “ilahi seçilmişlik” duygusu yatıyor ve bundan böyle hep bu görevde kalacağına inanıyor. Öyle olunca da Başbakanlığı bir meslek olarak görüyor.

Şaka bir yana, çok önemli bir ayrıntı olmasa da Tayyip Bey’in görevini “meslek” olarak görmesi doğru değil.

*****

New York trafiği İstanbul’dan daha kötüydü

İstanbul artık trafik açısından kabus yaşıyor. Ben de dilim döndüğünde trafikle ilgili yazılar yazmaya çalışıyorum. Dün bir okurdan aldığım mesaj, bildiğimiz bir konuyu anlatıyordu ama ne kadar tekrarlasak azdır diye düşünerek sizinle paylaşmak istedim. Tabii biraz kısaltmak zorunda kaldım. İşte mesaj:

“Merhaba sayın Ataklı,

Bilginiz olsun diye söylüyorum. 10-15 yıl önce New York trafiği İstanbul’dan beterdi. Giuliani trafik sorununu ve diğer olayların kökünü kazıyacağım diyerek Belediye Başkanlığı’na seçildi. ABD’de, Belediye başkanlığı hele New York gibi bir şehrin belediye başkanlarının hem sorumluluğu çoktur, hem de yetkileri.

Yeni Başkan işe yeni bir slogan ile başladı ve cezaları artırdı. Slogan (ZİRO TOLERANS) yani hiç af yok sloganıydı. En küçük hataya bile çok büyük cezalar kesildi, hiç hoşgörü gösterilmedi, itiraz edenlere cezalar misli misli arttırıldı, hatta hapis cezaları verildi. Şimdi size soruyorum, şerit ihlali nedeniyle bir hafta hapis yatmak istermisiniz? ABD de hapise düşenin cinsiyeti değişir. Şimdi gelin bakın New York trafiğine de görün.

Sayın Ataklı, sadece Amerika’da değil gelişmiş tüm ülkelerde bu böyle. Buralarda insan hakları çok geniştir ama kanunlarda bu kadar ağırdır.

Sağlık ve mutluluklar dilerim efendim. Aşkın Öztüregen.”

Bu okurum çok haklı. Ama bana göre unuttuğu bir şey var. Tamamen bize özgü bir durum. Yasalara bakarsanız aslında her şey düşünülmüş. Amerika kadar olmasa da bizdeki cezalar da hiç az değil. Bizdeki eksiklik “yaptırım gücü” En iyi kanunu çıkarın, en ağır cezayı koyun, bunu uygulayamazsanız ya da adamına göre değişen uygulamalar içinde olursanız sonuç alamazsınız. Yaptırım gücü de devlet otoritesiyle sağlanır.

Şu anda bizde de çok güçlü bir hükümet var. Ama hükümet gücünü toplum düzenini sağlamak için tüm ülkeye değil de, rakibi gördüğü, intikam almak istediği ya da kendinden olmadığına inandığı kişilere karşı kullanıyor. Orada başarılı tabii. Kamu düzeni ise Allaha’a havale.



DİĞER YENİ YAZILAR