Ortalık demokrasi havarisinden geçilmiyor. Gerçi herkes demokrasiyi kendisine göre tarif edip bunun en doğru olduğunu söylüyor ama, ne sakıncası var, tüm ülke demokrasi için ayakta.
İnsanlar sorgusuz sualsiz sabahın köründe evlerinden toplanıyor, haklarında hiçbir suçlama yapılmadan tutuklanıyor ve yıllarca hâkim önüne çıkmadan hapiste tutuluyor. Neden? Çünkü Türkiye normalleşiyor, demokrasi kazanıyor.
Silahlı Kuvvetler’e karşı yoğun saldırılar yapılıyor hakaretler ediliyor, çünkü demokrasi güçleniyor.
İktidar kendi bilgi ve kontrolünde olan askeri arşivlere hâkim sokup arama yaptırıyor, çünkü demokrasiyi öğreniyoruz.
Adam il başkanı olmak için adaylığını koyuyor, ama genel başkan olmaz diyor, çünkü demokrasi en büyük ülkümüz.
Medyaya hukuk dışı baskılar yapılıyor, istenmeyen gazetecilerin adı açık açık söyleniyor çünkü demokrasi yolunda adım atıyoruz.
Listeyi uzatın uzattığınız kadar.
Bunları konuşmaktan, tartışmaktan, demokrasinin, hukukun ne olduğunu anlatmaktan yoruluyoruz artık. Çünkü demokrasiyle ve hukuk düzeniyle uzaktan yakından ilgisi olmayanların sesi o kadar çok çıkıyor, o kadar saldırgan tavırdalar ki, siz ne söyleseniz nafile.
Ancak bu demokrasi havarilerine “soru sorduğunuz” zaman durum değişiyor. Çünkü tartışmak yerine soru sorduğunuzda cevap alamıyorsunuz.
Örneğin, bu demokrasi havarilerinden biri Özel Harp’te yapılan aramanın demokrasi adına büyük adım olduğunu söylüyordu. “Neden aranıyor, hangi suç ya da suçlu izleniyor?” diye sordum. Hiç cevap yok. Buna karşılık “Olsun, şeffaflaşıyoruz ya” savunması yaptı.
Bir Anadolu kentindeki panelde konuşmacıydım. Kentin “zenginleşmiş” ileri gelenlerinden biriyle sohbet ediyoruz. Açıklamıyor ama bütün söyledikleri iktidar politikalarıyla örtüşüyor. Bir ara “En önemlisi demokrasi, Anayasa’nın da buna göre değişmesi gerek” dedi.
Ben de “Çok haklısınız, örneğin hangi maddeleri öncelikle değiştirmek gerek, bu Anayasa’nın sıkıntı veren maddeleri neler?” diye sordum.
Kızardı, bozardı, şaşırdı. Çünkü propagandayı tekrarlıyor, hiç merak etmemiş ki.
Yine böyle bir sohbette “Kürtlerle eşit haklarımız olmalı” dedi biri. Sordum “Hangi konularda eşit değiliz” diye. Konuşan yine kızarıp bozardı.
Bir başkasında “darbe olamayacağını” anlatıyorum biri “Nasıl öyle söylersiniz law silahları çıkıyor topraktan” dedi. Sordum tabii “Siz bugüne kadar herhangi bir olayda law silahı kullanıldığını duydunuz mu?” Kalakaldı, çünkü belli ki law silahı nedir bilmiyor bile.
Örneğin adam söze “367 rezaletini yaşamış bir ülkeyiz” diye giriyor. “Nedir bu rezalet?” diye soruyorum. “Gül’ü seçtirmediler ya” cevabını veriyor. “Peki rezalet diyorsun ama o Anayasa maddesini hiç okudun mu?” sorusu karşısında ise ne yapacağını bilemiyor. Sonuç olarak, demokrasiye ve hukuk düzenine gerçekten inananlar, ortalıktaki demokrasi havarileriyle tartışmak yerine soru sorsunlar. O zaman foya ortaya çıkıyor.
Borsa 1 yılda 1000 milyoner yaratmış. Anlaşılan “10 yılda 15 milyon genç yarattık her yaştan” günleri çok geride kaldı. (Gani Yıldız)
Nasreddin Hoca
Sabah Bülent Tanla aradı; “Bugün bir fıkra dinledim, tam Türkiye’ye uyuyor” dedi. Tabii hemen anlatmasını istedim. Fıkra Nasreddin Hoca fıkrası. Hoca karısıyla yatakta uyurken eve hırsız girmiş, çalacak bir şey bulamayınca Hoca ve karısının üzerindeki yorganı alıp kaçmış.
Karısı üstü açılınca uyanmış ve hâlâ uyuyan Hoca’yı dürtmüş “Kalk, kalk, hırsız yorganı çalmış, koş da yakala” demiş.
Hoca uykusunu hiç bölmeden “Amaaan, yorganı almış işte, ya yastığı alsaydı, uykumuz kaçardı vallahi” diyerek uykusuna devam etmiş.
Tanla “Türkiye’nin yorganı çalınıyor, biz yastığı kurtardık diye seviniyoruz” yorumunu yaptı. İki üç saat sonra Tanla yine aradı. Fıkrayı bir arkadaşına anlatmış. O da ekleme yapmış: “Yorgan gitti, yataktaki karıyı da götürüyorlar.”
Güney Vietnam yok ki
Sanayi Bakanı Zafer Çağlayan ihracat rakamlarını açıklarken Türkiye’nin 4 ülkeye ihracat yapmadığını söyledi. Bunları da saydı: Kuzey Mariana, Kiribati, Batı Samoa ve Güney Vietnam. İlk üçü Pasifik’teki küçücük adalar. Dünya atlasında ancak büyüteçle bulabiliyorsunuz.
Ancak Güney Vietnam diye bir ülke yok. Vardı da, şimdi yok. Kuzey ve Güney Vietnam birleşeli yarım asır geçti neredeyse.
Büyük şirketlerimizden biri de bu ülkeye ihracat yapmaya başladığını açıkladı. Belli ki bir “bilgi sürçmesi” var. Herhalde Sanayi Bakanlığı kayıtlarında Vietnam hâlâ iki ayrı ülke olarak gösteriliyor.
Tabii iş yapan herkes biliyor. O büyük şirket de herhalde bakanı bozmak istemedi.
Herkes içeride kim dinleyecek?
Televizyonda “uyum zirvesi” ile ilgili haberleri izliyorum. Şatafatlı makam araçlarının biri giriyor biri çıkıyor. Ama bir araç var ki çok dikkat çekici. Devasa bir arazi aracı, simsiyah camları var, tepesinde de bir sürü ne olduğunu anlayamadığım aksesuarlar.
Ertesi gün gazetelerden öğrendim ki bu araç jammer taşıyormuş. Nedir bu jammer. Efendim bu cihaz belli bir alandaki tüm cep telefonlarını, ortam dinleme aygıtlarını ve telsizleri etkisiz hale getiriyormuş. İçeride “uyum” zirvesi var ya, kimse dinlemesin diye böyle bir önlem alınmış.
Güzel de devletin tüm birimleri içeride zaten, kim kimi dinleyecek diye korktular acaba?
Bu arada jammer’ların normal vatandaşa çok zararı var. Çünkü bu cihaz yüzünden o bölgede olan kimse cep telefonunu kullanamıyor. Birinin çocuğunun başına bir şey gelse yetişip haber veremeyecekler.
NOT: Bu zirve ile ilgili pazartesi günü ayrıntılı bir yazı yazacağım.
Uyum zirvesindeki yemekte içki servisi de varmış ama kimse içmemiş. Sıkı mı? (C.A.)
Eski Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına’nın Ergenekon ifadesini sızdıranlar aranıyormuş. Ne arıyorlar anlamadım, diğer ifadeleri kim sızdırdıysa onlardır. (C.A.)

