Herkesin “derin devleti” ayrı

Şimdi dilimize adeta yapışmış olan “derin devlet” kavramı, Susurluk olayından sonra kamuoyunun gündemine girmişti. Ondan önce de söyleniyordu elbette de, bu kadar yaygın değildi

Haberin Devamı

Şimdi dilimize adeta yapışmış olan “derin devlet” kavramı, Susurluk olayından sonra kamuoyunun gündemine girmişti. Ondan önce de söyleniyordu elbette de, bu kadar yaygın değildi.

Derin devletten kastedilen nedir?

Ya da Susurluk olayından sonra gündemimize iyice giren derin devlet ile ne anlatılmak isteniyordu?

Derin devlet, devletin içinde yer alan, yasa ve hukuk dışı yöntemlerle devleti “düşmanlara!” karşı koruyan görünmeyen, başı sonu belli olmayan bir yapılanma olarak anlatılıyor.

Derin devlet kimliğini taşıyan hiç kimse yok aslında. Görev düştüğü zaman kim yapıyorsa, derin devlet de o oluyor bir anlamda.

Derin devlet ille de elinde silahla sağda solda adam öldürüp düzeni sağlamaya çalışmıyor. Gerektiğinde bir işadamının, bir siyasetçinin hatta bir sanatçının zor duruma düşürülmesi, yasa ve hukuk dışı işlemlerle istenmeyen kişi ya da kurumların mahkeme kapılarında süründürülmesi de derin devletin marifetleri arasında sayılıyor.

Buradaki en önemli ayrıntı bana göre şu; derin devlet kavramı aslında işbaşındaki iktidarın da içinde bulunduğu bir yapılanmayı anlatıyor. İktidarlar normal hukuk, yasa ve anayasa yöntemleriyle çözemedikleri bazı işleri yapabilmek için yöntem dışına çıkıyorlar. Buna da derin devlet adını veriyoruz.

Tabii burada iktidardaki herkes ille de derin devlet yapılanması içindedir anlamı çıkarılmamalı. Çünkü devlete göre tehlikenin nereden geleceği önceden bilinmiyor. Tehlike başgösterince de durumdan vazife çıkarılıyor. Bu nedenle kimi zaman emniyet güçleri, kimi zaman bürokratlar, kimi zaman işadamları derin devlet adına, hatta bazen kendileri de farkında olmadan hizmet veriyor.

Hrant Dink’in alçakça öldürülmesinden sonra “derin devlet” laflarını yine duymaya başladık.

Ancak burada anlamsız olan bir nokta var. Son günlerde “derin devletten” kastedilen ne? Özellikle AKP yandaşı medya ile AKP’ye alkış tutan çevreler bu alçak cinayetin ardında derin devlet parmağı aramaya çalışıyor.

“Bu sefer ortaya çıkarılmalı” “artık eskisi gibi karanlığa gömülmemeli” “arkasındaki güçler ortaya çıkarılmalı” gibi söylemler bana göre hep aynı kapıya çıkıyor.

Siyasal İslamcılar, Hrant Dink’in öldürülmesinin ardındaki asıl nedenin AKP iktidarını indirmek, Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasının önüne geçmek olduğunu düşünüyorlar.

Bunu açık açık söylemeye çekindikleri için de “derin devlet” kavramına sarılıyorlar. İyi de içinde iktidarın da bulunmadığı bir “derin devlet” olmadı ki şimdiye kadar. Ama eğer siyasal İslamcılar yüzde 65’lik hükmetme güçlerine güvenemiyor ve her gece yatarken “ya bizi yarın düşürürlerse” düşüncelerine dalıyorlarsa onu bilemeyiz.

******

Korkunç iddia: Ankara’da çocuk yuvalarındaki 206 çocuk kayıp
Dün öğle saatlerinde CHP milletvekili Berhan Şimşek aradı. Şimşek sanatçı kimliğinin verdiği naiflikle, sosyal konularda son derece hassas bir siyasetçi.

Kadın ve çocuklardan sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’ya yönelik bir soru önergesi hazırlamış. Bana da anlattı.

Şimşek’i dinledikçe ve o sırada gelen soru önergisini okudukça kanımın çekildiğini hissettim. Çünkü Berhan Şimşek sadece Ankara’da bakanlığa bağlı çocuk yuvalarından bir yıl içinde 206 çocuğun kaçtığını ya da kaçırıldığını iddia ederek bunun doğru olup olmadığını bizzat bakandan soruyor.

İnanabiliyor musunuz, 3-5 ya da 10 çocuk değil söz konusu olan, tam 206 çocuk kayıp. Bir çocuk bile kayıp olsa bunu sorun haline getirmemiz gerektiğine inanıyorum, oysa söz konusu sayı 206.

Peki devlet henüz reşit bile olmamış bu kimsesiz çocuklarını korumaktan bu kadar aciz mi?

Kaybolan bu çocuklar nereye kaçıyor veya kimler tarafından neden kaçırılıyor? Bunun hesabı veriliyor mu? Nasıl oluyor da bunca çocuk kaybolduğu halde biz bunu ancak bir milletvekilinin soru önergesinden öğrenebiliyoruz?

Berhan Şimşek, son olarak Atatürk Çocuk Yuvası’ndayken ortadan kaybolan 4 kız çocuğunun peşine düşmüş. Geçtiğimiz günlerde yetkililer Şimşek’i arayıp çocukların döndüğünü söylemiş. Ancak ne ilginçtir ki bu kızlar kayıp oldukları süre içinde nerede olduklarını asla söylememişler.

Berhan Şimşek soru önergesinin sonunda bu olayla Trabzon’daki papaz ve İstanbul’daki Hrant Dink cinayetleri arasında bağlantı kurarak, bu yurtlarda korumasız olarak barındırılan bu çocukların birer suç makinası haline getirilip getirilemeyeceğini de gündeme taşıyor.

Bu çok önemli sosyal yaraya mutlaka parmak basmak gerekiyor.

******

TRT iktidarın çiftliği olmuş
Başlıktaki “olmuş” kelimesine bakarak “bunu yeni mi farkettin?” diye sormayın, öyle olduğunu biliyorum da, şimdi ortaya ciddi bir kanıt çıktı.

Başbakan biliyorsunuz hafta sonunda Kızılcahamam’da partisiyle geniş bir toplantı yaptı. Bu toplantının ilk günündeki konuşmaları TRT televizyonu 8 dakika ile sınırlı tutmuş. Buna çok öfkelenen AKP yönetimi TRT Genel Müdürü Vekili’ni arayıp ağır bir fırça atmışlar. Bunun üzerine TRT toplantının ikinci günündeki konuşmaların tamamını canlı olarak yayınlamış.

Bir taraftan demokrasi nutukları atacaksınız öte taraftan özerk olması gereken bir kamu haberleşme kurumunu babanızın malı gibi kullanacaksınız. AKP medyaya çok önem veriyor. Medyada hakkında tek bir olumsuz söylemin çıkmasını istemiyor. Bunu önlemek için de pekçok baskı yöntemini uyguluyor.

Ama şu unutulmamalı, medyaya bu kadar baskı gün gelir ters teper. Bunların örnekleri geçmişin arşivlerinde duruyor.

******

Hrant Dink cinayetinden büyük üzüntü duyanların profili

Hrant Dink alçakça öldürüldüğü andan itibaren Şişli’deki Agos gazetesinin bulunduğu binanın önü insan seli gibi.

Bu alçak cinayete büyük öfke duyan onbinlerce kişi günlerdir Agos gazetesinin önüne gidiyor, çiçek bırakıyor, mum yakıyor, açılan defterlere duygularını yazıyorlar.

Ekranlara çıkıp asla inkar edilemeyecek sözler söyleyen AKP şakşakçısı kesimi bir kenara bırakın, binanın önünü dolduranların görüntüsü ile çok değil, birkaç ay önce Bülent Ecevit’in cenazesinde bir araya gelen yüzbinlerce insanı karşılaştırın. Neredeyse aynı.

O gün Atatürk ve Cumhuriyet ilkelerini sonuna kadar savunan, Türkiye’nin laik düzeninin bozulmamasını isteyen insanlar, bugün büyük bir acı ve üzüntü içinde Hrant Dink’in cenazesine koşuyor.

Çünkü Türkiye’de demokrasiyi, insan haklarını, düşünce ve fikirleri açıklama özgürlüğünü gerçek anlamda, yürekten ve samimiyetle savunan kesim bu.

Türkiye bu insanların sayesinde ayakta duruyor. İktidarın ve şakşakçılarının çabalarına rağmen eğer Türkiye hâlâ direniyorsa, Atatürk ilke ve devrimlerinden, Cumhuriyetin temel taşlarından taviz vermiyorsa bu insanların inancı sayesinde gerçekleşiyor.

Oysa iktidar, Türk halkının ezici çoğunluğunu bile istismar etmeye ve Hrant Dink’i sahiplenmeye çalışıyor. Üstüne üstlük bir de demokrasi nutukları atıyorlar.

Samimiyetle Hrant Dink’in cenazesine koşanların bunu yutmasının imkanı var mı?

DİĞER YENİ YAZILAR