Herkesi değil canları kimi istiyorsa onu dinliyorlar

Haberin Devamı

Emniyet İstihbarat Müdürü “Telekulak” iddialarına karşı “Herkesi dinlememiz teknik olarak mümkün değil” diyor. Sonra da bu iddiaları ortaya atanları suçlayarak “İşi magazinleştiriyorlar. Halkı korkutuyorlar” diyerek adeta meydan okuyor.

Konu MİT ve polis istihbaratına “genel izleme” izni verilmesi üzerine patlak verdi biliyorsunuz. Olayın ortaya çıkmasına ise aynı konuda Jandarma İstihbarat’ın istediği yetkiye izin verilmemesi neden oldu.

Yani açıkçası “hükümetin güdümündeki” istihbarat örgütleriyle, “nispeten hükümetin güdümünde olmayan” istihbarat örgütünün iç kapışması nedeniyle öğrendik bu rezaleti.

Halkın bir paranoya içinde olduğu doğru. Herkes telefonunun dinlendiğinden endişe ediyor. Kendi telefonunun dinlenmediğini düşünenler ise konuştukları kişinin dinlendiğini ve bu yolla kendilerinin de kayıt altına alındığını düşünüyor.

Peki, vatandaş bu paranoya kapılmakta haksız mı? Değil elbette. Çünkü hemen her gün, konu ne olursa olsun birilerinin telefon konuşmaları gazetelerde veya televizyonlarda yayınlanıyor. Türkiye’nin en büyük davası diye nitelenen Ergekon’un binlerce sayfalık iddianamesinin ve kanıt eklerinin neredeyse yüzde 90’ı telefon dinlemelerinin deşifrelerinden oluşuyor.

Sanık hatta tanık olmayanların kendi aralarındaki konuşmaları bile iddianamede yer alıyor. Bu durumda halkın paranoyaya kapılmasından daha doğal ne olabilir?

Emniyet İstihbarat Müdürü “Herkesi dinlemiyoruz” diyor ya, bunda doğruluk payı çok. Herkes dinlenmiyor elbette, iktidar canı kimi isterse onu dinliyor, mesele bu kadar basit.

Tabii işin bir de “Kimse mahkeme izni olmadan dinlenmiyor” tarafı var. Yetkililer en çok buna sığınıyor. Şimdi çok merak ediyorum, örneğin Ergenekon davası başladığında ve telefon kayıtları sunulduğunda, mahkeme başkanı “Bunların izinleri nerede?” diye soracak mı? Gerçekten her telefon kaydı için mahkemeden izin çıkmış mı?

Çünkü, eğer gerçekten her dinlenen için mahkemelerden izin alındıysa, mahkemeler son birkaç aylarını sadece telefon dinleme izni vererek geçirmiş demektir. Bakalım, göreceğiz...


*****


Sıra kimde?

Artık AKP’li olmayan herkes birbirine soruyor “Sıra kimde?” diye. Ergenekon adı altında yürütülen operasyonlarda dün de Tuncay Özkan, Gürbüz Çapan, Adil Serdar Saçan ve aralarında gazetecilerin de bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı. Yaygın inanış “Kim iktidara yönelik eleştirilerde bulunuyorsa tek tek toplanıyor” şeklinde. İsterseniz sokağa çıkın ve rastgele bir vatandaşa sorun. Alacağınız cevap budur. İnanın, ben bunu yaptım, farklı cevap almadım hiç.

Bu olay artık giderek bir gözdağı vermeye dönüştü. Anlaşılan şu denmek isteniyor: “Hepiniz aklınızı başınıza alın, canımız kimi isterse canımız istediği an içeri alırız, ona göre.”

*****


Tayyip Bey internet 30 yıllık değil

Başbakan Erdoğan dün Urfa’da Harran Üniversitesi’nin açılışında konuşma yapıyor. Öğrencilere ne kadar geniş imkânlar tanıdıklarını anlatıyor. Söz bilgisayarlı eğitime geliyor. Başbakan diyor ki “İnterneti çok hızlı hale getirdik. Peki daha önce neden yapmadılar. Bu internet iki yıldır üç yıldır mı var? Yooo, 20 yıldır var, 30 yıldır var, ama yapmadılar, gençlere bu imkânı vermediler.”

Eskiyi kötüleyerek politika yapmak elbette tıpkı “öfke” gibi bir iletişim yöntemi olabilir Erdoğan için. Ama işin içine bilimsel yanlış girince hoş kaçmıyor. Çünkü internet 20 yıl önce 30 yıl önce yoktu. Başlangıcı 1970’tir ama sadece 15 kişinin kullandığı kapalı bir sistemdi. Yaygınlaşması 1994’ten sonra oldu. Türkiye’de de hemen kullanılmaya başlandı.

Yeni programlar sayesinde internette ulaşım hemen her gün hızlanıyor. 10 yıl önce internet teknik olarak çok yavaştı, bir siteye ulaşmak için 10 dakika beklemeniz gerekirdi.

İnternetin hızlanması telekom şirketlerinin alt yapılarını geliştirmeleriyle sağlandı. Şu anda Türkiye’de de alt yapı çalışmaları sürüyor. Telekom çok hızlı internete henüz birkaç ay önce geçti.

Yarın öbür gün yazılacak yeni program ve kurulacak alt yapılarla internet hızı belki de ışık hızına ulaşacak.

Yani demem o ki, Tayyip Bey eskiyi kötülerken biraz da teknik bilgi edinmeli.

*****


Kazlar uydurmuştur

Bektaşi bir arkadaşı ile kazına bahse girmiş. Sonunda da bahsi kazanmış. Aradan uzun süre geçmiş ancak arkadaşı borcunu ödememiş. Bektaşi bu duruma çok kızarak, “Nerede benim kazım?” diye hiddetlenmiş.

Arkadaşı kazların en yağsız mevsimi olduğunu, yağlanmaları için biraz beklemesi gerektiğini anlatmış. Bunun üzerine Bektaşi atılmış: “Kazlar uydurmuştur, inanma!”



Her hata bir

bilgisizliğin ya da bir yanılmanın sonucudur. Edmont Goblot







DİĞER YENİ YAZILAR