Herkes tabii ki aynı partiden olmayacak

Tayyip Bey 14 Nisan’da yapılacak mitingden rahatsızlığını biliyorsunuz, “Şirazesinden çıkıyor” deyimiyle dile getirmişti

Haberin Devamı

Tayyip Bey 14 Nisan’da yapılacak mitingden rahatsızlığını biliyorsunuz, “Şirazesinden çıkıyor” deyimiyle dile getirmişti. Başbakan konuyla ilgili konuşurken sokaklara dökülmenin bir anlamı olmadığını da söyleyerek “Böyle yapacaklarına parti kursunlar, bakalım görelim o zaman” demişti.

Tabii demokrasi kültürü olmayınca ve mevcut hali bile içine sindirmeyince böyle oluyor.

Tayyip Bey ve AKP’liler kendilerine karşı olan herkesi aynı kefeye koymaya çalışıyorlar. “Madem bizden şikâyetçisiniz bir araya gelin, parti kurun” gibi duyduğunuzda mantıksız olmayan ama içi doluluktan yoksun sözler söylüyorlar.

Demokratik tepkinin tek yolu siyasi partilerden geçmez. İnsanlar hiçbir partiye üye olmasalar, sempati duymasalar ve hatta oy kullanmasalar bile bu, demokratik tepkilerini ortaya koyamayacakları anlamına gelmez.

Tayyip Bey ve yandaşları demokrasiyi sadece “oy sayısı” olarak görme yanlışlığı içinde fütursuzca hiçbir uyarıyı dikkate almadan dolu dizgin gidiyor. Hani sonradan görme zenginlerin “paran kadar konuş” sığlığını “oyun kadar konuş” şekline getiriyorlar.

Doğrudur, AKP 2002 seçimlerinde 10 milyon oy aldı. Ama 30 milyon oy da AKP’ye verilmedi.

Ankara’da haftaya bugün yapılacak miting, AKP’ye oy vermeyen kitlelerin ortak sesi olacaktır. Bu mitinge katılanların aynı fikir, aynı görüş ve aynı siyasi parti çatısı altında olmaları düşünülemez bile.

Bir hafta sonra Ankara sokaklarında ayrı siyasi parti ve ayrı dünya görüşlerinde olmalarına rağmen Atatürk Cumhuriyeti’nin temel ilkelerini kendilerine şiar etmiş, umarım, milyonlarca kişi olacak.

Zaten demokrasinin güzelliği de burada. Nasıl aynı görüşler altında bir siyasi parti çatısı altında örgütlenmek ve mücadele etmek demokrasinin bir gereği ise, temel ilkelerde aynı düşünen, ama siyasal olarak ayrılan milyonların bir araya gelebilmesi de demokrasinin gereğidir.

Nitekim öyle sanıyorum ki, gelecekte demokrasiler, temel ilkelerde anlaşan ayrı siyasi görüşteki büyük kitlelerin belki de bir günlük ittifakı sayesinde ayakta duracak ve karanlıklara geçit verilmeyecek.

Bu nedenle kimse haftaya bugün Ankara’da yapılacak gösteriyi küçümsemesin. Cumhuriyet’in temel ilkeleri olan, laiklik, demokratlık, hukuk devletini üstün tutmak, sosyal eşitlik konularında aynı ülküleri paylaşan herkes, iki eli kanda bile olsa Ankara’ya akmalıdır.

Bu belli ki AKP ve yandaşlarınının uykularını kaçırıyor. O nedenle şimdiden sabotajlara, provokasyonlara başladılar bile. Bunun miting günü yaklaştıkça artacağından kimsenin kuşkusu olmasın. Ama kimse de bundan ürküp, korkup kenara çekilmesin.

Türkiye eşiğine geldiği uçurumdan, halkının Atatürk, laik Cumhuriyet ve demokrasiye bağlılığı sayesinde kurtulacaktır.

***

Arıları kim öldürüyor?
Pazartesi günü haber toplantısında haber müdürümüz arıların öldüğünü, bunların arıcılık sektörü ve ekonomi için çok talihsiz bir gelişme olduğunu anlattı. Daha sonra da arıların küresel ısınma nedeniyle öldüklerinin tahmin edildiğini, konuyla ilgili çeşitli ülkelerde araştırmalar yapıldığını söyledi.

Nitekim salı günkü gazetede arıların ölümüyle ilgili hayli geniş bir haber vardı. Aynı gün bir arkadaşımla buluşmak üzere Pangaltı’daki bir modern kahveye uğramıştım. Arkadaşımın yanında o güne kadar hiç karşılaşmadığım biri daha vardı.

Beni tanıştırdı. Adını söyledikten sonra mesleğini belirtirken sanki kulağıma “arıcı” dedi gibi geldi. Bunun üzerine tekrar sordum “Arıcı mı dedin?” diye. “Evet” cevabını alınca “İnanılmaz bir şey, bugün bir arı haberi vardı gazetede iyi ki size rastladım” dedikten sonra da “Arılar ölüyormuş, herhalde biliyorsunuz” diye sordum. Bilmez olur mu. Ama verdiği cevap çok şaşırtıcıydı “Onu Cargill’e sormak lazım.”

Doğal olarak “Nasıl yani?” dedim. Yeni tanıdığım arıcı “Son yıllarda genetik yapısı bozulmuş tohumlar ithal ediliyor. Bunlar belki o ürünlerin rekoltesini artırıyor ama çevreye başka zararları var” dedi.

Gerçekten sorun sadece bu mu? Devam etti: “Elbette küresel ısınmanın da etkileri olabilir. Buna karşın genetik yapısı bozulmuş tohumların da özellikle arıları öldürdüğüne ilişkin elimizde raporlar var. Bu sadece bizde görülmedi, Avusturya’da ve Amerika’da da arıların yarıya yakını ölünce alarm zilleri çaldı. Şimdi bu konu üzerinde çok ciddi çalışmalar yapılıyor” dedi.

Peki Cargill hangi tohumları ithal ediyor? Adana, Hatay, Urfa bölgelerinde mısır ekiliyormuş. Bunun tohumu da Cargill tarafından getiriliyormuş. Arı ölümleri de zaten sadece bu bölgelerde çok görülüyormuş.

Cargill’i, Tayyip Bey’e Amerika’dayken bizzat Başkan Bush’un verdiği dosya ile tanıyoruz. Bu şirket tarım arazisine fabrika kurduğu gerekçesiyle ciddi eleştirilere ve hukuki engellere uğramıştı. Bush ise Tayyip Bey’den bu sıkıntıların artık giderilmesini istemişti. Başbakan da bu isteğe uymuştu.

***

250 bin arıcı
Sohbet sırasında Türkiye’de 250 bin arıcı olduğunu öğrendim. Bu arıcılara ait 4.5 milyon kovan varmış. Bu sayı Çin’den sonra dünyada ikinci sırayı alıyormuş. Arıcılıkta Türkiye dünyanın ilk 10 ülkesi içinde yer alıyormuş.

Türk arıcılar bu nedenle dünya arıcıları arasında önemli bir yer tutuyormuş. Örneğin bu yıl Avustralya’nın Melbourne kentinde yapılacak Dünya Arıcıları Genel Kurul’unda Türkiye en büyük grupla temsil edilecek ve seçimlerde çok etkin rol oynayacakmış.

Arıların ölmesi sadece bal yapımını etkilemiyormuş. Çünkü arılar bal yapmanın dışında çiçekten çiçeğe polen de taşıdıkları için, bu ciddi sayısal azalma doğanın dengesini de etkiliyecekmiş. Bu yıl arıların ölmesi önümüzdeki yıl bazı bitkilerin de yok olmasına ya da çok azalmasına neden olacakmış ki asıl tehlike de bu.

Minicik arıların dünyası ne kadar geniş değil mi?

***

Sayın Mehmet Ali Talat’a
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs ziyaretimde beni kabul ettiğinde çok olumlu izlenimler edinmiştim. Ancak aradan geçen zaman içinde Sayın Talat’ın bazı açıklamaları ve uygulamaları beni gerçekten çok şaşırttı. Örneğin CTP’nin kongresinde askerle yaşanan polemik üzerine Talat da “Parti kongresinde neden İstiklal Marşı çalınsın?” demiş. Kendisine, eğer lütfedip cevap verirse bir şey sormak istiyorum:

Çok iyi ilişkide olduğunuz Rum Komünist Akel Partisi’nin kongrelerinde Yunan Milli Marşı çalınıyor mu, salona Yunan bayrakları da asılıyor mu?

Eğer cevabınız “Evet” ise KKTC’de İstiklal Marşı’nın okunmasından ve Türk bayraklarının asılmasından neden rahatsızlık duyuyorsunuz? AB üyesi, herkesin tanıdığı bir ülkenin partisi Yunan Milli Marşı’nı okuyor ve Yunan bayrağına saygı duyuyorsa, sizin bu endişeniz nereden geliyor?

Teşekkür ederim.

DİĞER YENİ YAZILAR