Her şeye rağmen ayaktayız

Haberin Devamı

Büyük Atatürk’ü 10 Kasım’da, 72 yıl önce kaybettiğimiz gün yine hasretle anıyoruz. Ama artık her geçen gün yüreği ülke sevgisiyle dolu, demokrasiye, hukuka, sosyal devlet anlayışına, çağdaşlığa, bilime, kültüre, sanata inanmış insanlar üzerinde kara bulutlar biraz daha kalınlaşıyor.
Buna rağmen Türkiye’nin aydınlık yüzü biliyor ki, yapılan bütün baskılara, Türkiye’yi geri götürme çabalarına rağmen, Atatürk’ün çizdiği yolda çağdaş dünyaya emin adımlarla yürüyenler dimdik ayakta.

Kurtuluş Savaşı’nda “gecenin en karanlık olduğu an gün doğumuna en yakın zamandır” düşüncesiyle yılmadan direnenler ülkeyi geldiği uçurumun kenarından nasıl çekip aldılarsa, bugün de bu olacaktır.

Türkiye’nin aydınlık insanları her zaman olduğu gibi aklın, mantığın ve bilimin ışığında yürüyecektir.
Kimse umutsuzluğa kapılmasın, yenilmişlik duygusuyla içine kapanmasın, köşesine çekilmesin. Büyük Atatürk’ün ilke ve devrimleri bir güneş gibi parlarken Türkiye’yi yolundan çevirmeye kimsenin gücü yetmez.

Kandırılmış, aldatılmış, yoksullaştırılmış kitleler Türkiye’nin geri götürülmesine razı görünebilir. Bu, kimseyi şaşırtmasın, umutsuzluğa sevk etmesin.
Türkiye bugüne kadar hep kazandı, yine kazanacaktır.
Rahat uyu büyük Atatürk.

*****

Atatürk’ten gerçek ‘one minute’

Bir moderatörün omzuna dokunmayı “milli kahramanlık” olarak halka yutturan zihniyete karşı Atatürk’ten bir küçük anı anlatmak istiyorum, büyük önderi andığımız bugün.
Atatürk, Savarona yatı satın alınıncaya kadar Ertuğrul gemisini kullanırdı. Bir de “Acar” adlı küçük bir motoru vardı. Atatürk Acar’la Boğaz’da gezmeyi çok severdi.
30’lu yılların başında Atatürk Antalya’yı ziyarete gidiyor. Antalya Belediyesi de deniz sevgisini bildiği için Atatürk için Acar motorunun aynısını yaptırmış. Ziyaret sırasına Atatürk’ü bu motorla gezdirmek istiyor.

O yıllarda İtalyan’ın faşist lideri Mussolini’nin gözü hâlâ Antalya’da. Kıta sahanlığı gibi kavramlar henüz olmadığı için İtalyan donanması Antalya açıklarına gelmiş demirlemiş, güya askeri tatbikat yapıyor.

Gemilerin topları Antalya’ya yöneltilmiş kuru sıkı atışlar yapıyor.

Durum Atatürk’ün çok canını sıkıyor. Acar motoruna bindikten sonra “Cumhurbaşkanlığı forsunu çekin” emrini veriyor. Ardından da kaptana “motoru şu gemilere doğru sür” diyor.

Kaptan tabii ki tedirgin oluyor, “Efendim, onlar İtalyan savaş gemileri, tek başınıza oraya doğru gitmeniz sakıncalı olabilir” diyor.

Atatürk “Sana ne diyorsam onu yap” karşılığını veriyor kararlı ve sert bir tonda.

Bu sırada İtalyan amiral gemisinin komutanı da dürbünle kendilerine doğru hızla gelen motoru izliyor. Motor yaklaştıkça cumhurbaşkanlığı forsu daha belirgin hale geliyor. Demek ki Cumhurbaşkanı yani Atatürk motorda.
Amiral gemisinin komutanı hemen diğer gemilerle telsiz bağlantısı kuruyor, kısa bir süre sonra İtalyan gemileri tornistan ederek açığa çekiliyor. İşte gerçek “one minute” budur.

Elbette İtalyan gemileri Atatürk’ün motoruna ateş açamazdı. Atatürk de tek başına gemilere el koyamazdı.
Burada önemli olan kararlı tavırdır. Bir ulusun gururunu rencide etmeye kalkanlara verilen çok anlamlı bir cevaptır. Yoksa bir Arap ülkesinin kapısında iki saat bekledikten sonra “hadlerini bildirdik ama” babalanması milleti sevindirmez sadece rencide eder.


*****

AB’ye girmek hayal demek ki

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Londra’da Kraliçe’den “çok önemli” bir ödül aldı. Chatham House adındaki bu ödül her yıl “en başarılı” devlet adamına veriliyor.

Anlaşıldığı kadarıyla Gül’e İngiltere’de büyük ilgi var. Ödül de zaten İngilizler’in çok önem verdiği bir ödül. Genellikle İngiltere’nin çıkarlarına uygun davranışlar sergilemiş olan devlet adamlarına veriliyor.

Elbette ödül alan devlet adamları İngilizler adına hizmet etmiş değiller ama, sonuçta çıkarlar ortak olunca İngilizler’in de hoşuna gidiyor tabii.

Gül dün tüm dünyaya yayın yapan BBC’deydi. Sunucu “2025 yılında Türkiye’nin Avrupa Birliği üyesi olabilir mi?” diye sorunca Gül “Emin değilim” cevabını verdi.

Demek ki Cumhurbaşkanı önümüzdeki 15 yıl içinde Türkiye’nin AB üyesi olması konusuna “kuşkuyla” bakıyor.

Bu kuşku Türkiye’nin koşulları yerine getirememesinden mi kaynaklanıyor yoksa Gül, AB’nin “ne yaparsak yapalım” bizi içine kabul etmeye pek niyeti olmadığını mı düşünüyor?
15 yıl sonrası için bile “emin olamıyorsak” AB yolunda çaba harcadığımız konusu da pek doğru değil demek ki..

Garip olan bir de şu var: Gül, Londra’da bunları söylerken Egemen Bağış ise Avrupa Birliği raporunu değerlendiriyordu ve “Bu rapor bugüne kadar yazılmış en iyi rapor, artık AB’nin kokusunu alıyoruz” diyordu.
Allah aşkına hangisi doğru olabilir?

***

Dünya’nın en büyük adalet sarayını yapıyor, saraylara layık mahkeme salonları kuruyoruz. Peki adalet sistemimizin “arka odaları”nda neler oluyor? (Gani Yıldız)

*****

48 saat demiştim

CHP’de Önder Sav krizi çıktığı gün ekranlarda konuşanlar partinin çok ciddi bir iç çatışma yaşadığını, iki başlılık doğduğunu, partinin bölünmesinin bile gündeme gelebileceğini söylüyorlardı.

O gün birkaç TV ekranında ben de konuştum. Savunduğum şuydu: “CHP’deki bu fırtına 48 saat sürer.”
Nedenini de şöyle anlatıyordum: “Sav ve sevenleri henüz binanın içindeler. Yani kendilerini henüz kral sanıyorlar. Parti örgütünün yüzde 65’ine sahip olduklarını düşünüyorlar. Oysa o binadan çıksınlar, halkın arasına girsinler. Örgütteki yüzde 65’lik egemenliğin halkta yüzde 0 nokta 65 bile olmadığını göreceklerdir.”

Dediğim aynen çıktı. Akıl almaz sözlerle Kılıçdaroğlu ve çalışmak istediği yeni ekibe saldıranlar, 48 saat içinde sessizleşti, sakinleşti.

Hatta öyle ki Sav’ın yanında yer alan bazı isimler bizzat arayarak “Parti içi krizi basın büyüttü. Kimse direnmiyor ve yeni yönetime karşı çıkmıyor” bile dediler.
Şimdi şunu da eklemek istiyorum: Medyada yine bazı görüşler dile getiriliyor. CHP’de suların durulmadığını, sıranın şimdi Baykal ve Sav arasındaki çatışmaya geldiğini söylüyorlar.

Kesinlikle böyle bir şey olmaz, olamaz. Ne Baykal ne Sav ekipleri diye bir şey kalmayacaktır. Kalanların da etkisi olmayacaktır.

CHP yeni yönetimle iyi yoldadır. Bu partiye gönül verenlerin yüreği rahat olsun. Bundan sonra partiyi karıştırmaya kimsenin gücü yetmez.

DİĞER YENİ YAZILAR