Her şeye kızıyoruz yahu!

Haberin Devamı

İki hafta kadar oluyor galiba. Bir gazetede okudum. Galatasaraylı futbolcu Arda, Fransa’ya gitmiş turist olarak. Yanında arkadaşları...

Gece de bir striptiz klübüne girmişler. Şansa bakın ki aynı yerde turistik turlardan birine katılan bir Türk grubu da varmış.

Herhalde çoğu Galatasaraylı olan Türk turistler Arda’yı da aynı yerde görünce fena halde bozulmuşlar.

Başlamışlar laf atmaya. “Senin burada ne işin var” demişler önce. Sonra “Burada keyif çatacağına git de antreman yap” diye bağırmışlar. Sonra da daha ileri gidip üzerine bile yürümeye çalışmışlar.

Zavallı Arda ne yapsın, çıkıp gitmiş klüpten.

İyi de, henüz 20’li yaşlarda olan Arda, bir tatil anında güzel kızların olduğu bir klübe gitmişse ne olmuş yani? O genç yaşında, her tarafından ateşler fışkırırken ne yapacaktı ki? Altı üstü bir gece.

Ama hayır, tahammülümüz yok bunlara.

Üstelik kızmayı da kendimizde hak görüyoruz.

Ama bu böyledir. Nedense kendi yaptıklarımızı doğru ve iyi kabul edip, aynı davranışı başkasında gördüğümüzde kızıyoruz.

Arda’nın striptiz klübüne gitmesine kızanlar da orada. Onlara hak ama Arda’ya hayır.

Trafikte şerit ihlal ederiz, başkası yaptığında kalayı basarız.

KDV ödememek için satıcıyla pazarlığa gireriz de, başkası fiş almayınca vergi kaçakçısı damgası vururuz.

Sokakta gördüğümüz her kadına bakarız da başkası bakınca “mahallenin namusu”nu korumaya kalkarız.

Bir fırsatı kullanıp köşe dönmeye çalışırız ama para kazananlara “hırsız” diye bağırırız.

Arda’nın başına gelenin bir benzerine ben de tanık olmuştum. Yıllar önceydi. O zaman kumarhaneler vardı. Taksim’deki Maksim de kumarhaneye çevrilmiş ama içerideki bir salon düğün, nişan gibi törenlere ayrılmıştı.

Kimindi hatırlamıyorum; bir nişan ya da düğüne gitmiştik. Mehmet Barlas, Rauf Tamer’le aynı masadaydık. Çıkışta mecburen kumarhaneye bakan bir balkondan geçiyoruz.

Hep birlikteyiz ya, “Haydi” dedik, “Aşağı da inelim, biraz eğlenelim.” Neredeyse 70 kişi kumarhaneye dağıldı, herkes işin gırgırında. Ben de Barlas’la birlikte bir rulet masasının yanındayım. Barlas o sırada çok tanınıyor, ben de aynı zamanda yazarım ama televizyona hiç çıkmadığım için sıfatımdan tanıyan pek çıkmıyor.

Adamın biri Mehmet Barlas’a sokulup “Ayıp olmuyor mu Mehmet Bey, siz nasıl kumar masasının başında olursunuz” demez mi?

Barlas sükunetini hiç bozmadan adama yarım dönerek “İyi de beyefendi siz de bunu bana camide söylemiyorsunuz ki, bakın aynı masanın başındayız” dedi.

Adamın yüzü mosmor oldu ve bir şey söyleyemeden çekip gitti.

Biz de az sonra yine topluca çıktık zaten, herkes beş on dakikalık keyfini almıştı.

*****

Çocuk sahibi olmak isteyenler için test

Yıldırım Tuna sadece fıkra yazmıyor. Bu hafta bir test göndermiş sizler için. Konusu “çocuk testi.” Ana fikir şu: Gençsiniz ve artık bir çocuk sahibi olmak istiyorsunuz. Ama bir çocuğa bakıp bakamayacağınızı bilmiyorsunuz. O halde kendinizi hazırlamanız gerek. İşte Yıldırım Tuna çocuk sahibi olmadan önce kendinizi eğitmeniz için bir dizi test hazırlamış. Bunları yapın, başarılı olursanız sizin için çocuk büyütmek çocuk oyuncağından farksız hale gelecektir.

Oyuncak testi:

55 sepet karışık LEGO’yu evin her tarafına serpiştirin, gözünüzü bağlayıp çıplak ayakla mutfağa veya banyoya doğru yürüyün. Asla bağırmayacaksınız ama, çünkü çocuğunuz olduğunda uyanacaktır bu bağırtaya. (Bu hemen her gece başınıza gelecektir.)

Süpermarket testi:

Birkaç küçükbaş hayvan edinin (keçi en idealidir). Onlarla süpermarkete girin. Gözünüz sürekli üzerlerinde olsun, çıkarken yedikleri ve zarar verdikleri şeylerin parasını ödeyin...

Elbise giydirme testi:

Büyük, mutsuz ve canlı bir ahtapot edinin, onu dar, uzun bir bez torbanın içine sokmaya çalışın... Bütün kollarının torbanın içinde olması esastır...

Besleme testi:

Büyük, plastik, ağzı dar bir testi alıp yarısına kadar su doldurun ve bir iple onu tavana asıp salıncak gibi sallayın, başka bir kapta unla suyu karıştırın, elinizdeki bir kaşıkla da bu unlu karışımı tavanda sallanan testinin ağzından içeri sokmaya çalışın, bu arada siz sanki uçakmışsınız gibi sesler çıkartın.

Gece testi:

Bir bez torba diktirip içine 6 kilo kum doldurun. Kuma su emdirip işten gelir gelmez kucağınıza alıp onunla tam gece yarısına kadar vals yapın. Saatinizi gece 01.00’e kurup 01.00’de torbayı kucağınıza alıp 04.00’e kadar hiç bilip duymadığınız saçma sapan şarkılar söyleyin. Saatinizi 05.00’e kurup o saatte kalkın, kahvaltı edip hazırlanın ve bunu 5 sene sürdürün, iş arkadaşlarınıza moralli ve enerjik gözükün..

Otomobil testi:

Spor araba sevginizi bir kenara itip bir Station Wagon araba alın. Bir külah erimiş çikolatalı dondurma alıp arabanın torpido gözüne sokun. Ona bulaşmış kasetleri kasetçalara sokup sokup çıkartın, çikolataları eritip arka koltukların üzerine sürün. Sonra bunu her gün temizleyip baştan başlayın.

Tahammül testi:

1 kalıp yağı perde ve halılara sürün, koltuğun arkasına bir balık yapıştırıp böylece 1 yaz bekletin...

*****

İki de fıkra

Tabii Yıldırım Tuna’dan: Adam doktorun muayenehanesine girer girmez sekreter ne için geldiğini sormuş. “Kum” demiş adam hafif utangaç. Sekreter adamın adını, adresini, sosyal güvenlik numarasını alıp bir koltuğa oturtmuş. 15 dakika sonra bir hemşire “Ne için geldiğini” sormuş, “Sadece kum için abla” diye cevap vermiş adam. Hemşire adamın boyunu, kilosunu, daha önce bir rahatsızlığı olup olmadığını sorup onu bekleme salonuna almış. Yarım saat sonra bu sefer bir hastabakıcı “Ne için geldiğini” sormuş. Yine “Kum ağabey kum” diye cevap vermiş adam hafif sinirlenerek. Hastabakıcı tahlil için kan almış, tansiyonunu ölçmüş, EKG’sini çekmiş ve adamı soyup doktorun odasına götürmüş.

1 saat sonra doktor gelmiş “Sen” demiş, “Niye geldin?” Adam “Kum” diye yanıtlamış yeniden. Doktor “Nerede?” diye sorunca adam ağlamaklı cevaplamış: “Kapıda kamyonun üzerinde... Nereye indireceğiz ağabey?”

BU DA ÖTEKİ: Minik oğlan “Annneee” diye bağırarak mutfağa koşmuş, “Misafir odamızda duran, atalarımızdan kalan, elden ele, jenerasyondan jenerasyona geçen, aile mirası o harika vazo var ya...” Anne gayet sevecen “Evet tatlım?” diye sorunca oğlan sırıtmış: “İşte o vazo maalesef az önce son jenerasyonun elinden kaydı.”

DİĞER YENİ YAZILAR