Hepimiz işimizi yapalım

Haberin Devamı

Yeni yılla birlikte herkesin içinde bir umut yeşerir. Pek çok kişi yeni yılla birlikte yeni kararlar alır, bunları uygulayacağı konusunda en azından kendisine söz verir.

Benim de elbette yeni yılla ilgili bazı plan ve projelerim var. Bunların en önemlisi bu köşe ile ilgili. Bu konuda biraz bilgi vermek istiyorum.

2008’le birlikte bu köşede bazı küçük değişiklikler yapmak istiyorum. Örneğin konu başlığı sayısı daha artacak ve çeşitlenecek. Yaşadığımız hayata daha fazla yer vermeyi düşünüyorum.

Tabii siyaset bütün ağırlığı ile yine alacak. Ancak burada dikkat çekmek istediğim bir nokta var. Ne yazık ki en okumuş kesimlerde bile taraf tutmakla, muhalefet ya da eleştiri karıştırılıyor.

Şuna inanıyorum ki gazeteci özünde muhaliftir, eleştirendir. İktidarda kendi görüşüne yatkın isimler olsa bile gazetecinin görevi aksaklıkları görmek, bunları yazmak, uyarmak, eleştirerek düzelmesini sağlamaktır. Bu tabii ki iyi olan her şeyi göz ardı etmek anlamına gelmez. Yeri geldiğinde iyiyi, doğruyu da gösterir gazeteci ama asıl işi eleştirmektir.

Son günlerde Başkomutan Abdullah Gül’ün “dost yemekleri” çok gündeme geliyor. Bu yemeklere, kahvaltılara katılanlar “yandaş oluşları” nedeniyle eleştirilirken, ismi geçen bu arkadaşlarımız da kendilerini savunmaya çalışıyorlar.

Örneğin geçen hafta Ali Bayramoğlu Yeni Şafak’taki köşesinde çok ilginç açıklamalarda bulundu. Gül’ün kahvaltısına katılan Bayramoğlu kendilerini taraf gibi gösterenlerin konuşmaların içeriğine hiç dokunmadıklarını belirterek bir tür şikâyette bulundu. Bayramoğlu bu kahvaltıya katılanların Gül’e pek çok konudaki eleştiri ve endişelerini aktardıklarını belirtti.

Mutlaka doğrudur. Ama işte ayrıldığımız nokta bu. Bu arkadaşlarımız karşılıklı geldiklerinde iktidara eleştirilerini söyleyebiliyorlar ama bunları yazmıyorlar. Sorun da burada.

Elbette ülke yöneticilerinin masalarına da oturacağız, uçaklarına da bineceğiz. Ama gazeteci olduğumuzu da unutmayacağız. Kısacası hepimiz sadece işimizi yapacağız. O zaman göreceğiz ki hem her şey daha rayında gidecek hem de ülkeye daha yararlı olacağız.

Bugünden itibaren bazı eleştirilerimi direkt isme yönelik yazmaya çalışacağım. Ülke yöneticileri bunu iflah olmaz bir muhalefet olarak değil de bir tür danışmanlık olarak kabul etsin.

*****

Servis terörü trafiği tıkıyor

Nedir çektiğimiz şu servis araçlarından kardeşim. Sanki İstanbul’un caddeleri bunların babasının malı. Akşam üzeri oldu mu diziyorlar koca otobüsleri, minibüsleri yol kenarlarına ondan sonra trafik niye sıkışık diye de yakınıyorlar.

Bir sıra olsa neyse, iki sıra diziliyorlar, koca plazalardan çıkacak yolcularını bekliyorlar. Polis de baş edemiyor bunlarla. Hatta çoğu kez trafik daha da sıkışmasın diye onlara yer açmaya çalışıyor.

Hey İstanbul’un başındaki Vali, Emniyet Müdürü, Trafik Müdürü, size sesleniyorum, duyuyor musunuz? Şu servis işine de bir çözüm bulun. Bu da bir tür terör. Çıldıracağız yahu...

*****

Hangi Takım

Amerika da bir süpermarkette, müşteri yarım kivi almak istiyor.

Tezgâhtar bunun mümkün olmadığını söylüyor. Tartışma çıkıyor tabii, tezgâhtar koşa koşa müdüre çıkıyor.

“Efendim, hayvanın biri yarım kivi almak istiyor” der demez şöyle bir arkasına dönünce ne görsün; müşteri de arkasından gelmis, ensesinde duruyor...

Tezgâhtar hemen müşteriyi işaret ediyor:

“Bu beyefendi de diğer yarısını almak istiyor, efendim...”

Müdür durumu anlıyor, adama yarım kiviyi mecburen verip gönderiyorlar. Müdür bir saat sonra tezgâhtarı çağırtıyor:

“Tebrik ederim, çok zeki davrandın, iyi idare ettin. Nerelisin sen?”

“Brezilyalıyım efendim...”

“Amerika’ya niye geldin?”

“Brezilya cazip bir yer değil efendim, orada insanlar ya fahişe, ya da futbolcu...”

“Biliyor musun benim karım da Brezilyalı...”

“Yaa öyle mi, acaba karınız hangi takımda futbol oynuyordu?

*****

Şimdi mi rahatsız oldunuz?

Bundan iki ay önce yazmışım Sultanahmet’teki tarih katliamını. 4 Ekim’de “Sultanahmet’te neler oluyor” başlıklı yazımda Four Seasons Oteli’nin tarihi Bizans Sarayı’nın üzerine dev beton blok çıktığını anlatıyordum. Yazının sonuna da şöyle bir cümle eklemiştim: “Bu ülkenin diğerlerinden farklı olduğuna inanılan Turizm Bakanı bu olaydan haberdar mıdır? İsteyen cevap verebilir.”

O sırada kılını kıpırdatmayan Kültür Bakanı şimdi olay iyice büyüyünce “son derece rahatsız olduğunu” söylüyor. Sayın Bakan elbette benim yazımı okumak zorunda değildir. Ancak o yazı mutlaka Bakanlık kayıtlarına da girmiştir.

İki ay önce hiçbir “duyarlılık” göstermeyen Kültür Bakanı, haber şimdi manşetlere çıkınca mı “rahatsız” oluyor?

*****

PKK Irak’tan pasaport almış

İstihbarat konularında verdiği bilgilere güvendiğim bir dostumun söylediğine göre Irak devleti PKK’lı teröristlere Irak pasaportu dağıtmış. Bunların sayısının 3 bini geçtiği sanılıyormuş. Bu şu demek; Düne kadar sınırdan sızmaya çalışan PKK’lı teröristler, ceplerinde taşıdıkları Irak pasaportu ile Türkiye’nin herhangi bir sınır kapısından ellerini kollarını sallayarak Türkiye’ye girebilirler.

Kuzey Irak’taki barınaklarının önemli bölümünü ve lojistik desteklerini kaybeden PKK teröristleri bu tür sızmalarla özellikle büyük kentlerde eylemler yapabilir. Nitekim bu yönde istihbaratlar alan güvenlik birimlerinin önlemleri gözle görülür biçimde arttı.

Sorununuza yaratıcı çözüm arıyorsanız, öncelikle sorunun ne olduğunu anlamaya yeterince zaman ayırmalısınız.
Gerard Nierenberg



DİĞER YENİ YAZILAR