“Hepimiz Adnan abiyiz” olmasın sakın

Haberin Devamı

Yılların Türk Müziği sanatçısı Adnan Şenses’i, belinin kemerine taktığı ceketi ile Başbakan Erdoğan’ın önünde kıvırtırken görenler çok şaşırmıştı. Adnan Şenses ünlü bir Roman şarkısını söylerken Başbakan’ın önünde gerdan kırıyor, Tayyip Bey de alkışla tempo tutuyordu.

Çünkü Adnan Şenses petrol bayiliği işi yapıyordu, bayilerin kârları çok düşüktü, Adnan Şenses bu kârın artırılması için Başbakan’a diller döküyordu.

Sonunda Başbakan önündeki bu kıvırmalardan çok hoşnut kalmış olacak ki bayilerin kârlarının artırılması formülünü devreye sokmuştu.

O günden bugüne herkes Adnan Şenses’in koyu bir AKP’li olduğunu, Başbakan Erdoğan’a hayranlık duyduğunu sanıyordu.

Sonra seçim aşamasına geldik. Bir de ne görelim, Adnan Şenses gönlünün MHP’den yana olduğunu, oyunu da bu partiye vereceğini söylüyor.

Şaşırmaz mısınız?

Herkes şaşırabilir, ama ben şaşırmıyorum.

Nedeni çok basit. Bugün Tayyip Bey önünde kıvıranların neredeyse tamamı böyle de çünkü.

Aylardır bunu yazıp çiziyorum. Tayyip Bey’e verilen destek gönülden bir destek değil. Herkes durumun gereğini yerine getiriyor. Çünkü Tayyip Bey ve AKP bundan hoşlanıyor.

AKP iktidarı 4.5 yılını baskı ve şiddetle geçirdi. İktidara bırakın karşı olmayı en küçük bir eleştiri yöneltenler bile çok ağır biçimde cezalandırıldı. İş adamıysa ihaleye giremedi, devletten alacağını tahsil edemedi, şirketi maliye müfettişlerince didik didik edildi. (Yok böyle bir şey desinler haydi!)

Gazeteciyse işten atıldı, atıldıktan sonra hiçbir kurum tarafından işe alınmadı, buna cesaret edilemedi çünkü.

Sanatçıysa televizyonlara çıkarılmadı, konser veremedi, sahneye çıkamadı.

Listeyi tüm meslekler ve sektörler için dilediğiniz gibi uzatın. Bunu kanıtlamak için sadece etrafınıza biraz bakmanız yeter.

Peki bunun çaresi neydi? Her şeyi bir kenara bırakıp “Başbakan’ı seviyor gibi görünmek.”

İşte 4.5 yıldır “gemisini yürüten kaptanlar” bunu yaptılar.

Tayyip Erdoğan bunu yuttu mu? Hayır yutmadı, o da biliyor gerçeği.

Hatırlayın, Başbakan iktidarının ilk günlerinde “Bu ülkede zenciler var” demişti. Kendisini kastediyordu aslında, daha önce itilip kakıldığına inanıyordu. Ama Başbakan olunca iş değişmişti. Dün kendisine “zenci muamelesi” yapanlar iktidara gelince eline düşmüştü artık.

Tayyip Bey bunun keyfini hoyratça çıkardı 4.5 yıl boyunca.

Ne diyor Adnan Şenses “Seçimler için bana hiç teklif gelmedi, kendimi istenmeyen adam gibi gördüm.”

Niye gelsin ki; Adnan Şenses Tayyip Erdoğan’ın daha da güçlü olduğunun gösterilmesi için kullanıldı, hepsi bu.

Diyeceksiniz ki “Tayyip Erdoğan listesine bir sürü eski solcu, sosyalist, liberal koydu.” Doğru, Adnan Şenses başka işte kullanılmıştı, onlar da başka işte kullanılıyor. Sonuca bakın siz, seçimlerden sonra nasıl paçavraya döndürüldüklerini göreceksiniz.

Kemal Sunal Tayyip Erdoğan

Kemal Sunal’ın pek çok filminde işlenen bir tema vardır. Sunal, gariban bir çaycı ya da ameledir. Herkes tarafından itilip kakılır. Bir kızı sever, ama kız ona yüz vermez. Bakkalın, kasabın, manavın önünden geçemez. Ev sahibi her gece kapıda bekler ki evden atsın diye.

Sonra bir gün ya bir piyango çıkar ya da varlığını bile bilmediği amcasından miras kalır.

O andan itibaren her şey değişir. Onu itip kakan kim varsa yalakalık yapmaya başlar. İş yerindeki patronu ona çay taşır, sevdiği kız kur yapmaya başlar, kızın ailesi onu hediyeye boğar.

Bakkal, kasap, manav evin önünde sıraya girip parasını sonradan almak kaydıyla istediği her erzakı bırakır gider. Ev sahibi istediği kadar oturabileceğini söyler.

Sunal canlandırdığı kahraman da bundan çok hoşlanır. Örneğin patronunun sırtına biner, bakkalı tokatlar, kızın babasına “kaf dağının ardındaki taşı getir, kızını alayım” der.

İktidarının ilk günlerinde “Bize zenci muamelesi yapıyorlar” diyen Erdoğan’ın iktidara geldikten sonraki davranışları ve ona gösterilen “aşırı ilgi” ile bu beyaz perde kahramanının davranışları birbirine benzemiyor mu?

Bugün Cine-5’teyim

Son anda haber verildiği için katıldığım televizyon programlarını size haber veremiyordum. Bu kez önceden haber verdikleri için size de yazıyorum.

Bugün Cine-5’te saat 22.40’ta yayınlanacak “Genç Türkler” programına konuk olarak katılıyorum.

Gençlerin ortasına oturup, onların “Türkiye Irak’a girmeli mi?” konusundaki sorularını diğer konuklarla birlikte yanıtlamaya çalışacağım.

Programa benim dışımda Erol Mütercimler, Nüzhet Kandemir, Esat Aslan ve Servet Cömert’in katılacağını belirttiler.

Bu programda çeşitli kesimlerden gelen gençler yuvarlak masada oturan konukların etrafını çevirip sorular soruyorlar. Alınan cevaplara göre gençler kendi görüş ve eleştirilerini söylüyorlar.

Gençlerin katıldığı bir programda nasıl sorular geleceğini ve bunlara cevap vermekte ne kadar rahat hareket edebileceğimi gerçekten ben de merak ediyorum.

İnternetteki dedikodu sitesinde beni deşifre(!) ettiler

Yazıyı gazetede hemen kapı komşum Mustafa Mutlu yazdı. Konu Cem Uzan’ın Tayyip Erdoğan’a yönelik söylediği “2003 Mayıs ayında kardeşimi Başbakanlığa çağırdın. Orada ona ne söyledin?” sözleriyle ilgiliydi.

Mustafa Mutlu o sırada Uzan grubunun sahip olduğu Star Gazetesi’nde çalıştığı için bu görüşmeyi biliyordu. Bu görüşmenin ana hatları da gazete ve televizyonların yönetiminde olanlar tarafından öğrenilmişti.

Mutlu, yazısını yazarken o dönem Star grubunda çalışanları kastederek “Ama Cem Uzan’a yakınmış gibi bir izlenim vermekten çekindiklerinden susuyor” diyor ve görüşmede konuşulanları anlatırken de “Hakan Uzan yanına medya grubunun başkanı olan deneyimli gazeteciyi de almıştı” ifadesini kullanıyor.

Mutlu’nun bu yazısından bir internet dedikodu sitesi sanki bir skandalı ifşa ediyormuşçasına “O gazeteci Can Ataklı idi” diye yayın yaptı.

Dedikodu sitelerine olduğu gibi başka yayın organlarında hakkımda çıkan hiçbir yazıya cevap vermiyorum. Ancak pek çok kişi açıp “Anlatsana” dediği için zorunlu olarak durumu açıklamak durumundayım.

O tarihte Star Medya Grup Başkanı değildim. Star televizyonunun Genel Yayın Yönetmeni’ydim, ama bu işlevi gören bir başka arkadaşımız vardı ve halen Hürriyet Gazetesi’nde çalışıyor. Bu arkadaşımın görüşmede olmadığını, Hakan Uzan’ın Erdoğan’la tek başına görüştüğünü hatırlıyorum.

Yeri gelmişken Mustafa Mutlu’nun bir ifadesi nedeniyle duygularımı söylemek istiyorum.

Hiçbir şekilde “Uzan’a yakın görünmemek” gibi bir davranışım olmadı. Cem Uzan 12 Aralık 2002’den 14 Şubat 2004’e kadar 13 ay çalıştığım Star’da patronumdu. Ancak ondan sonra çok sevdiğim, değer verdiğim bir arkadaşım, yakın dostum oldu. Siyasette başarılı olmasını ve bu seçimlerden yüzünün akıyla çıkarak Ankara’ya gitmesini de canı yürekten diliyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR