Hayırseverliğin de ekonomisi var

Hafta içinde Cüneyt Koryürek’e uğramıştım. Eski bir çalışanı inanılmaz güzellikte puf börekleri yapıyor. O gün yine yapmıştı, dayanamadım tabii. Koryürek’in bir misafiri daha vardı. Ferhat Şenatalar, kendini emekli etmiş hayırsever işadamlarımızdan biri

Haberin Devamı

Hafta içinde Cüneyt Koryürek’e uğramıştım. Eski bir çalışanı inanılmaz güzellikte puf börekleri yapıyor. O gün yine yapmıştı, dayanamadım tabii. Koryürek’in bir misafiri daha vardı. Ferhat Şenatalar, kendini emekli etmiş hayırsever işadamlarımızdan biri.

Bugüne kadar eğitime ve çocuklara bağımsız olarak yaptığı sayısız hizmetlerden tanıyorum.

Bu çabalarının sonunda Çağdaş Eğitimi Destekleme Derneği kendisini “onur üyesi” yapmıştı. Şimdi dernekle bağlantılı olarak hayır işlerini sürdürüyor.

Tabii Ferhat Şenatalar’ı bulunca sohbetimizin büyük bölümü eğitim ve bu alanda yapılması gerekenlere ayrıldı.

Şenatalar büyük heyecanla herkesin bu seferberlik içinde olması gerektiğini anlatıyor. “Kendi bulduğu” bir deyimi de ısrarla tekrarlıyor: “Hayır yapmanın da bir ekonomisi var.”

“Nedir bu?” diye sordum. Şöyle anlattı:

“Bugün birçok kişi özellikle eğitime katkıda bulunmak için bir şeyler yapmak istiyor. Ama bunun nasıl olacağını bilmiyor. Bazen de yapacağı yardımın yerine ulaşıp ulaşmayacağından emin olamıyor. Bu nedenle içinde bir heyecan taşıyor ama bu çaba boşa gidiyor. Oysa hayır işini de ekonomik olarak değerlendirirsek, hem daha faydacı oluruz, hem de daha çok hayırsever buluruz.”

Ferhat Şenatalar daha sonra çantasından bir dosya çıkardı. “Eğitime katkıda bulunmak isteyenlere önerilerim var” diyerek anlatmaya başladı:

“Örneğin bir okul için ayrılacak 12 bin lira ile neler yapılabilir? Bu para ile okulun ses düzeni kurulur, bir projeksiyon cihazı, bir müzik seti, bir televizyon, satranç takımı, faks, fotokopi, dijital kamera, 200 kitap ve pekçok kırtasiye malzemesi alınabilir.”

Ben de “Yani” dedim. Şenatalar devam etti: “Yanisi şu, ister bir kişi 12 bin lira para koyar ortaya, ister kendisi gibi düşünen yakınlarından bu parayı toplar. Bu malzemeleri satın alır. Uzaktaki bir okulun ihtiyaçları karşılanır. Ya da bu tür malları satanlar bir araya gelip birer tane cihaz gönderek eksikleri tamamlar.”

Sonra dosyadaki diğer ihtiyaçlara baktım. Örneğin bir köy okuluna ayrılacak 7 bin lira ile projeskiyon, müzik seti, VCD çocuk filmleri,dijital kamera, faks, fotokopi, müzik CD’leri, en az 100 çocuk kitabı alınabiliyor.

Yine bir ana okulunun ihtiyaç duyacağı araç gereçler için 8-10 bin lira arası yetiyor. Bir ilçedeki halk kütüphanesinin bilgisayar, CD-DVD çalar, scanner, yazıcı, fotokopi cihazı ile 3 internet bağlantısının maliyeti 5 bin lirayı buluyor. Köy öğretmenlerinin okul dışı zamanlarını köyde geçirmesini sağlamak için yapılacak lojmanlarda, bir öğretmenin ihtiyaç duyacağı televizyon, bilgisayar, müzik sitemleri ile internet bağlantısının maliyeti de 5 bin lirayı bile bulmuyor.

Kısacası, pek çok kişi için sorun olmayacak paralarla yüzlerce öğrenci, öğretmen hayal bile edemeyecekleri imkanlara kavuşabilir.

Hayırsever olan ama kendine bir yol bulamamaktan şikayetçi olanların bu ekonomiyi değerlendirmesini ve başta Çağdaş Eğitimi Destekleme Derneği olmak üzere benzeri kuruluşları aramalarını öneririm.

*****

Sonunda bana da trafik cezası geldi
Aylar sonra hatta bir yıl sonra postadan çıkan trafik cezalarını yazmıştım hatırlarsanız. Bu yazıyı bana ulaşan çok sayıda ihbar üzerine kaleme almaya çalışmıştım. Yazı çıktıktan sonra da aynı dertten yakınan onlarca mesaj aldım.

Derken olay benim de başıma geldi. Sanki “Sen mi yazdın bunları, al sana da ceza” demişler gibi. Tabii bu işin şakası ama, sonuçta ben de bilmeden ceza yiyenler kervanına katıldım.

Bana bir günde 3 tane ceza geldi. İki tanesinin neden olduğunu anlamadım, çünkü ceza makbuzunun üzerindeki adresin yerini bile çıkaramadım.

Ama üçüncü cezanın olduğu günü dün gibi hatırlıyorum ve inanamıyorum.

Cezanın tarihi 2006 şubat ayı. Yer Cemil Topuzlu Caddesi. Makbuzun üzerinde hem cadde adı hem de bir oto galerisinin adı yazılı. Onu okuyunca hatırladım, çünkü Kadıköy yakasına çok nadir giderim. Bu nedenle hatırladım.

Makbuzdaki tarih doğrudur herhalde, Cemil Topuzlu Caddesinde ofisi olan bir arkadaşıma uğramıştım. Caddede park edecek yer yoktu. Giriş katındaki oto galerisindekiler sanıyorum beni televizyondan tanıdılar ve ilgilendiler. Hemen bir üst kata çıkacağımı söyleyince “Arabayı bize bırakın” dediler.

Arkadaşımın ofisinde tam 15 dakika kaldım. Çıktığımda arabam, galerinin önündeki kaldırımın üzerinde duruyordu. Arabamın yanında galeriye ait plakası olmayan sıfır kilometre 7-8 satılık araba daha duruyordu. Anahtarımı aldım ve gittim.

Neredeyse bir yıl sonra postadan “Cemil Topuzlu Caddesi falan galeri önünde hatalı park, 49 lira ceza ödeyin” makbuzu geldi.

İşte buna isyan ediyorum. Elbette trafik kuralı ihlali yapan cezasını mutlaka çekmeli. Ama bir galerinin kaldırımı işgal ederek satışa sunduğu arabalara hiç ses etmeyip, onların yanına konan plakalı bir arabaya ceza kesmek ve bunu bir yıl sonra tebliğ etmek, sadece vatandaşı aptal bir sağmal inek gibi görmekle eşdeğerdir.

*****

Tamir parası yok insanlar ölebilir
Yatağan kömürle çalışan elektrik santralı ile tanınıyor. Ve bu santral çevreye yaydığı zehirli gazlar yüzünden onbinlerce insanı tehdit ediyor. Bu çağda bunun bir önlemi olmalı değil mi? Olmalı ve var tabii. Bu santralın çevreye zehirli gaz saçılmaması için yapılmış güçlü bir filtre sistemi var. Ancak bu sistemin pompaları bozuk, tamir bekliyor.

Aldığım bilgiye göre pompalarda arıza çıkınca Alman Lenktjes firması bunları söküp tamir için götürmüş. Ancak bu firma ile pompaları üreten firma başka bir ihtilaf yüzünden mahkemelik olmuş. Bunun üzerine pompaların tamiri için başka yollar aranmış, ama her nedense bir türlü bulunamamış. Çünkü Lenktjes ile imzalanan protokol başka bir anlaşma yapılmasına engel oluyormuş.

Yani şu anda pompalar hem tamir edilemiyor hem de başkasının tamir etmesine izin verilmiyor.

Siirt’ten Tayyip Erdoğan’ın seçilmesi için adaylıktan feragat eden Mervan Gül’ün bu Alman firması ile yakın olduğu dedikoduları yapılıyor.

*****

Bu ne hoş manzara
Daha önce de denk geldi mi bilmiyorum ama, bu hafta sonu sinema salonlarında oynayan filmlerin afişlerine baktınız mı?

7-8 salonu birden olan büyük sinema komplekslerinde oynayan filmlerin yarısından fazlası Türk filmi. sadece bu hafta vizyona giren yerli filmlerin sayısı 5.

Çok değil birkaç yıl önce oynatacak salon bulamayan Türk filmleri şu anda Hollywood filmlerini sollamış durumda. Hatta bazı merkezlerdeki tüm salonlarda Türk filmi oynuyor.

Bu çok hoş bir gelişme. Demek ki Türk sineması çok ciddi bir atak içinde.

Sinema salonlarının artması, izleme olanaklarının çok daha kaliteli hale gelmesi insanları sinemaya çektikçe Türk sineması da bundan payını alıyor.

Sinemamızın yeniden soluklanması ve Amerikan filmlerinden daha fazla izleyici çekmeye başlaması çok sevindirici değil mi?

Tabii bazı filmlerin kalitesini ve içeriğini eleştirebilirsiniz, ama çok nitelikli yapımları da sakın yabana atmayın.

DİĞER YENİ YAZILAR