Genelde CHP, özel olarak da Bakırköy İlçesi ile ilgili yazılarımı ve gelen tepkileri okuyanlar biliyorlar. Tamamen iyi niyetli bir uyarı ile başlayan bu yazılar Bakırköy İlçe Yönetimi’nin garip tepkisi ile benim için de heyecanlı bir hal aldı.
Lafı hiç uzatmadan söyleyeceğimi söylemek istiyorum. CHP fena halde kaynıyor. Parti içi hesaplaşmalar, delege oyunları, üye yapma rezaletleri had safhada.
Ancak bunlar il ve ilçe bazında yaşandığından henüz medyaya pek konu olmuyor. Genel Merkez ise gelişmelerden hiç rahatsız değil, çünkü belli ki zaten böyle olması da oranın tercihi.
Gerçek şu ki Baykal ve ekibi yapılacak ilk Kurultay’da işi şansa bırakmamak için tedbiri şimdiden almış durumda.
Cumhuriyete ve ilkelerine bağlı milyonlarca insan tüm iyiniyetiyle Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu işlevi yerine getireceğini düşünüyor. Bunun için de CHP’nin gerçek anlamda muhalefet yapmasını, sorunları ortaya koymasını ve iktidar alternatifi haline gelmesini istiyor.
Bunun da çok kolay olduğunu düşünüyor. Çünkü inanıyor ki eğer demokrasi varsa halkın istediği olur, CHP kendine gelir ve atağa kalkar.
Oysa iyi niyetli, normal vatandaşların bilmediği bir gerçek var. CHP’de ya da bir başka partide, demokrasi gereği halkın istediği olmaz, delegenin istediği olur. Liderler yerlerini korumak için kendilerini o koltukta oturtacak delegeleri ayarlamak zorundadır öncelikle. Çünkü delege dediğimiz kişiler, halk ne derse desin koltukta oturtmak istediği liderin gözünün içine bakar.
Delegenin, liderin gözünün içine bakması boşuna değildir. Orada bir ışık arar, ki bu ışık herhalde hizmet ışığı değildir, siyasetle biraz ilgilenen bunun ne demek olduğunu anlar.
İşte CHP’de yaşanan şu anda budur. Yoksula yardım etmek için harekete geçen birkaç kadının yakınmasının ardından, bana da hakarete varan açıklamalar göndermenin anlamı, oyunun ortaya çıkmasından duyulan rahatsızlıktır.
Hiç kimse inkâr etmesin, çünkü bu yazılardan sonra Türkiye’nin pek çok yerinden belgeler gelmeye başladı, CHP’de müthiş bir delege savaşı yaşanıyor. Hatta buna savaş demek de yanlış olur, Genel Merkez hemen her ilde kendini sağlama alacak delegeleri saptamakla meşgul.
Aynı aileden birkaç kişi birden üye yapılıp, delege haline getiriliyor; parti içi kurallara da siyasi partiler yasasına da uyulmadan teşkilatlarla oynanıyor. Şu anda gidin CHP teşkilatlarına kimsenin ne seçimle ne bugünkü iktidarla ne de yeni politikalarla uğraştığını görürsünüz. Parti içi çekişmeler ve delegelerin belirlenmesi ön plandadır.
Normal vatandaşlar da buz gibi soğuğa rağmen sokaklara dökülüp laik cumhuriyet ilkelerin korunması, ülkenin bir felakete götürülmesinin önüne geçilmesi için haykırıyor. Bilmiyor ki bu konuda öncülük edecek olan siyasi kadroların derdi bu değil. Ne yazık...
Çinli zenginleşiyor diye gıdaya daha çok para harcıyoruz
Manava gittiğinizde “marul neden bu kadar pahalı?” diye sorarsanız alacağınız yanıt genellikle “Sel oldu, don oldu” gibi doğal sorunların ürüne zarar verdiği ve bu yüzden azalan ürünün de pahalı hale geldiğidir.
Oysa şimdi manava aynı soruyu sorduğunuzda alacağınız cevap şöyle olabilir; “Valla abi şu Çinliler daha çok et yemeye başlamış, bu yüzden mal pahalandı.” Hiç şaşırmayın, çünkü bu cevap aslında doğru cevap. Dünya globalleştikçe buna benzer başka şeyler de duymaya alışacağız.
Haberin aslı cumartesi günü VATAN’da çıktı. 1985 yılında Çinliler yılda 20 kilo et yiyorlarmış. Ama hızla gelişen ve zenginleşen Çin’de artık kişi başına düşen yıllık et tüketimi 50 kiloya çıkmış. Bir kilo et için 8 kilo arpa üretilmesi gerekiyormuş. Bu durumda hayvancıların arpa ihtiyacı artmış. İhtiyaç artınca da fiyat artıyor tabii. Böylelikle zincirleme reaksiyonla birçok gıda maddesi de zamlanıyormuş.
Yani Çinli’nin zenginleşmesi bizim soframızı böyle etkiliyor. Gerçi gıda maddelerindeki artış tarım ülkelerinin işine geliyor gibi görünüyor, uzmanlar böyle söylüyor. Ama tarım ülkeleri gıdadan kazandıklarını bu kez yine Çin’in aşırı talebiyle artan petrol fiyatları nedeniyle bu kez başka yerden kaybediyor.
Kısacası Çin’in büyük nüfusuyla dünyaya etkilerinden biri bu. Ama benim aklıma başka bir şey daha geliyor. Çin’in nüfusu 1 milyar 500 milyona dayandı. Ülke sözde hâlâ komünist ama tam bir kapitalist zihniyetle yönetiliyor.
Dünyanın fabrikası haline gelen bu ülke çarpık biçimde zenginleşiyor. Bunun yanı sıra dünyanın en düşük işçi ücreti de bu ülkede. Zaten bu sayede Çin maliyetleri en aza çekerek tüm dünyaya kafa tutabiliyor.
Çin’de henüz demokrasi yok. Peki ya Çin’e gerçekten demokrasi gelirse ne olacak? Demokrasi kurallar rejimi. Sendikalar olacak örneğin. Öyle yok pahasına işçi çalıştıramazsınız. Sosyal sigorta sistemini de uygulamak zorundasınız.
Bu durumda Çin’de şu sıralar 200 Dolar olan ortalama işçi ücretlerinin demokrasinin filizlenmesiyle 400 dolara çıkması bile dünya ekonomisini müthiş sarsacaktır.
Ama hiç dikkatinizi çekiyor mu, hiçbir dünya medyasında Çin’deki demokrasi eksikliği, insan hakları ihlalleri yok. Tiananmen Meydanı’nda tankın önüne çıkan gencin akıbetini de bilen yok. Çin’e demokrasi olmaması herkesin çıkarına çünkü.
Demek ki Batı, demokrasinin yerleşmesini bile “işine nasıl geliyorsa” öyle istiyor.
Önceden ceza
Maliye 2008 bütçesinde trafik cezalarında beklenen artış yüzde 49 olarak belirlenmiş. Türkçesi “Geçen yıldan yüzde 49 fazla ceza kesin.”
Türkiye’de pek çok iş usulsüz yürüdüğü için aslında ceza kesmek çok kolay. Ama siz cezayı önceden belirlerseniz devleti de kendi halkına “tuzak kuran örgüt” durumuna düşürürsünüz. Kesmesi gereken ceza miktarına ulaşmak isteyen memurlar, bunu başarmak için doğru dürüst denetim yapma yerine bir an önce bu cezaları kesmek ister ve kesilen cezalar haklı bile olsa anayasanın vatandaşlar arasındaki eşitlik ilkesi bozulur. Çünkü tıpkı “kör tuttuğunu” örneğindeki gibi bazıları yanar, şanslı olan kurtulur. Oysa bütçeyi cezalarla denk hale getirme çabası yerine adaletli bir vergi sistemi ve etkin bir denetim yapılabilse cezalardan beklenenin kat kat üstünde ve yasal bir gelir elde edilebilir. Ama her zamanki gibi kolay yollardan birini tercih ediyoruz yine.

