Hayatımız nasıl da değişti birden

Haberin Devamı

KOMİK

Geçen hafta bugün referandum için sandık başındaydık. Sonuçta evetler kazandı. Bir hafta boyunca “Neden evet çıktı?” ya da “Hayırcılar nerede yanıldı” türünden derin tahlillerle oyaladık kendimizi.

Hayırcıların kimilerini karalar bağlamış olabilir, ama umutluzluğa da yer yok, dünyanın sonu değil, yakında seçim var, bugünden şikâyeti olan bu seçimlere asılmalı şimdiden.
Referandum tartışmaları süre dursun, isterseniz gelin bu pazar işin biraz da matrak tarafına dalalım.

Bir “hayırcının” ağzından, hayatımızın geçen pazar gününden bu yana nasıl da değişiverdiğini görelim. Bazen “kaybetmiş” olma duygusu “gülerek” keyifli hale bile dönüştürülebilir. Aşağıdaki yazıyı “şimdilik” adının açıklanmasını istemeyen bir okurum gönderdi. Birlikte okuyalım ve gülümseyelim:

“Sayın Can Ataklı,

Bize dar gelen darbe anayasasından kurtulunca, hayatımda mucize gibi olağanüstü değişiklikler olmaya başladı. Hiç tanımadığım bu demokratik ve özgür ortama alışmaya çalışıyorum.

Referandumla gelen değişikliğin, ertesi sabah kalkar kalkmaz farkına vardım ve demokratik çişimi ettikten sonra özgürce yüzümü yıkayarak, neşe içinde sivil bir kahvaltı yaptım. Sakallarımı serbest bırakıp, eski bir darbeci olarak dolabımda beyaz çorap ve beyaz pantolon bulamadığım için, yakındır diyerek grileri giymek zorunda kaldım ama, gömlekte moda rengi yakaladım.

Derken, sivil anayasanın mucizeleri art arda gelmeye başladı. Kırk dairelik apartmanda ilk defa asansörü bizim katta yakaladım ve apartman kapısı açık olduğundan kendimi bir anda kolayca dışarıda bulunca, yüce divandan kurtulmuş başbakan gibi hissettim.

Asker anayasası döneminde sık sık arıza yapan ve yabancılara kötü davranan park yerimizin girişindeki engel, yeni özgürlükçü ortama uyarak sürekli açık durduğu için, adeta bir ‘Mevlana Kapısı’ karizması kazanmıştı.
Derin bir nefes alarak, mutlu bir şekilde arabaya binip hayatımın ilk demokratik ve özgür alışverişini yapmaya gitmeden önce biraz yürürken, yolda rastlayıp kahverengi kıyafetlerimi vermek istediğim bir çöp toplayıcısı “Abi, başımı belaya sokma” diyerek beni reddetti.

Saçlarım, rüzgârda özgürce ve ahenkle dans ederken, parıltısı vitrin camlarında gözlerimi kamaştırdı. Sırıtınca da, dişlerimde minik bir ampul parlıyor ve vitrinden “çınnn” diye küçük bir çan sesi geliyordu.
Darbe anayasasından yeni kurtulmuş alışveriş merkezinin hep kalabalık olan park yerinde, ilk defa bir kapının yakınında boşluk bulup, yerdeki eski, askeri ve darbeci - yeni, sivil ve demokratik çizgilerin arasına özgürce park ettim.
İçerisi de bambaşka göründü gözlerime doğrusu. Galiba, özgürlüğün etkisiyle millet ‘evet’i satın alarak rafları yağmalamış.

Baktım, Meyveler ve Sebzeler Yüksek Reyonu‘nda yere konmuş bir sepetin içinde, iki tane eğri büğrü salatalık kalmış, toplantıdan kaçmış bakan ve müsteşarı gibi yanyana duruyorlar.

“Bu, referandumdan önce de böyleydi, ne değişti peki?” diyebilirsiniz tabii ama, anlaşılan şu ki; daha çok hayırsever diye bildiğimiz bizim millet, meğerse aslında hıyarsevermiş.

Evdeki buzdolabında duran, 12 Eylül’den önce aldığım darbeci peyniri yiyemezdim artık. Referandum beyazı iki kalıp demokrat peyniri, arabaya attım.
Kahverengi ekmeklerden almaya korktum ve beyaz ekmeği seçtim çünkü, market kasalarındaki fişlemeler hâlâ devam ediyor.

Sivil anayasanın un, şeker ve tuza da özgürlük getirdiği raflardan belliydi. Yaaa!... Sonunda sıra bize geldi işte! Darbe anayasasına güvenip konuşmak kolaydı. Sıkıysa şimdi biri çıkıp da üç beyaza laf etsin de, görelim bakalım!
Peki ama beyaz renkli kahveyi nereden bulacağız? Kendi renginde darbeci kahve içmek bize yakışır mı? Kırk yıllık darbenin hatırını unutup, sek süt içmekten başka çare yok galiba.

Sivil anayasanın mucizeleri, saymakla bitmeyecek galiba.
Yaşasın, özgürlükçü Beyaz Devrimimiz!
Yaşasın, Kovboycu Yeni Osmanlı Ilık İslam Demokratik Cumhuriyetimiz!

Yaşasın, müstakbel Cumyarıbaşkan Eşkovboy Führer Padişahımız!

Türküm: Doğru muyum?
Yasam: Referandum bilir!
Ülküm: Normal vatandaşlıktan sivil darbeciliğe, oradan da ümmetçiliğe düşüp, geriye gitmektir!
Varlığım, Vaşington’a armağan olsun!
Ne mutlu, Kovboycu Türk-İslam senteziyim diyene!
Aamiiin, hamdolsun hallelujah!“

*****


ÇOK GÜLDÜM

Keyifli pazar fıkraları


Yıldırım Tuna’dan gelen fıkralarla hepinize keyifli pazarlar dilerim...

Yırtıcı kuş

Temel, paraşütçü olmak için kursa yazılmış. Birkaç nazari dersten sonra ilk atlayışını yapmadan önce eğitmeni onun uçaktan makul bir müddet uzaklaşınca paraşütünü açması için “Atlar atlamaz ‘Ben bir kartalım’ dedikten sonra paraşütünün açma ipini çek” diye sıkı sıkıya tembih etmiş. 3-4 gün sonra Temel hastanede gözünü açtığında başucunda endişeyle bekleyen eğitmeninin elini tutup “Yahu. Bi daha söyle hele” demiş inleyerek, “Şu söylediğin yırtıcı kuşun adı neydi?..”

Empati

Öğretmen Amerika kıtasını istila eden İspanyollara karşı ev sahibi Kızılderililerin neler hissettiklerini sınıfa anlatmaya çalışırken “Kendinizi bir an onların yerine koyun” demiş, “Kapıyı açıyorsunuz sizin giyiminizden çok farklı, garip bir lisan konuşan, üzerinde tuhaf kılıklı biri geliyor.. O an ne düşünürsünüz?” Çocuklardan biri “Valla” demiş “Herhalde bu ablamın çıktığı oğlanlardan biri diye düşünürüm!..”

Romantik akşam

Tina ofisteki kız arkadaşına “Muhasebedeki adam cumartesi gecesi beni yemeğe davet etti” demiş. “Aman” diye telaşlanmış arkadaşı, “O adam hayli meşhurdur.. Güzel bir restorana yemeğe götürür, şarap ikram eder, daha sonra evine davet eder, içeri girer girmez birden saldırıp elbiselerini yırtarak çıkarır ve sonrası malum işte.” Tina “Hii.. O zaman ne yapmamı tavsiye edersin?” demiş. “Kızım belli işte” diye cevap vermiş arkadaşı, “Yemeğe giderken eski bir şeyler giy bari.”

Tehdit

Adam telefonla karakolu arayıp “Sürekli tehdit mektupları alıyorum, bunu yapanlar kanunen suçlu duruma düşüyorlar değil mi?” diye sormuş. “Kesinlikle” diye cevap vermiş telefondaki memur, “Bunları size kim gönderiyor herhangi bir fikriniz var mı?” Adam “Evet, kesinlikle..” demiş “Çıktığım kız arkadaşımın kocası!..”

İlk on yıl

Mağaza müdürü o gün işe başlayan kızın bir hafta sonra düğünü olduğunu öğrenince “Evliliğin ilk on yılı çok zor, geçmek bilmez ona göre” demiş. “Teşekkür ederim” demiş kız ve sormuş “Siz peki kaç yıldır evlisiniz?” diye,
cevap hemen gelmiş “On!..”

*****


Ülke olarak iki haşereden çok çekiyoruz. Kapalı alanda, dinleme cihazı “böcek”ten, açık alanda, kan emici “kene”den! (Gani Yıldız)

DİĞER YENİ YAZILAR