Galatasaray’ın UEFA’da finale doğru gitmesinin “hasta” bir Fenerbahçeli’de yarattığı psikoloji şöyle:
Kardeşim anladık,
finale doğru gidiyorsunuz. Gözümüz yok. Ama bakıyorum da finalden çok başka bir şeyle ilgilisiniz.
Anlamadık gibi yapmayın, sizin amacınız final oynamak değil finali bizim stadımızda oynamak.
Hangi akla hizmetse, saygıdeğer başkanımız finalin burada oynanmasını istedi. Eee haklı tabii, stadımız çok güzel, dünyaya parmak ısırtıyor.
UEFA kaçırır mı böyle güzel stadı, final maçını da buraya verdi.
Verdi vermesine de herhalde başta Aziz başkanımız olmak üzere hiçbirimizin aklına Galatasaray’ın bu stadta final oynayabileceği gelmedi.
Şimdi maazallah Galatasaray final oynarsa ne olur?
Tamaaam, bir Türk takımının bizim stadta final oynamasından gurur duyarız da, bu Galatasaray olursa başka.
Allah sizi inandırsın yüzyıl
sürer havaları.
Tabii bir de o güzelim stadımıza yapacaklarını düşündükçe içime fenalık basıyor.
Başkanları efendiden bir adam ama ya diğer yöneticiler ve taraftarlar.
Bir kere içeri girecekler, güzellik karşısında gözleri kamaşacak, sonra kıskançlıkla sağı solu çizecekler, duvarlara yazılar yazacaklar, koltuklara işeyecekler, belki de torbalarda getirdikleri terslerini ortalığa yayacaklar.
Sonra da biz Galatasaraylıların kıçının değdiği koltuklara oturacağız, aklınız alıyor mu?
Umarım finali oynamazlar da bu karabasandan kurtuluruz.
Enteresan bir reklam
Reklamı neden verirsiniz? Ürününüzü tanıtmak, böylece satışını artırmak ve kazanç sağlamak için.
Bir de “imaj” reklamları vardır. Bu tür reklamlarla direk ürün tanıtımı yapılmaz, firmanın gücü, büyüklüğü, etkinliği anlatılır. Bu da tabii ki dolaylı olarak ürünlerin genel tanıtımı niteliğindedir.
Hızlı trenin Ankara-Eskişehir bölümünün devreye girmesi nedeniyle gazetelerde tam sayfa ilanlar yayınlandı, görmüşsünüzdür.
Reklamda deniyor ki, “Hızlı tren projesine hız katanlara teşekkürler.”
Altında da teşekkür edilen isimler sıralanmış. Başta Başbakan, Maliye ve Ulaştırma Bakanları, müsteşarlar, valiler, TCDD yöneticileri, belediye başkanları...
Reklamı veren de Alarko ile ortakları OHL ve G&O.
Çok enteresan.
Sanki hızlı tren hattı müteahhitleri bu işi kendileri için yapmış da, işin hızlanmasını sağlayanlara teşekkür ediyorlar. Oysa öyle değil. Bir ihale açılmış. Reklamda adı geçen firmalar da en iyi teknolojiyi, en iyi fiyatı vererek ihaleyi kazanmış ve işlerini bitirip teslim etmişler.
Yani, teşekkür edilen isimler işin hızlandırılmasını sağlasa da sağlamasa da yüklenici firmalar işi yapacak ve paralarını alacaklar.
O zaman bu teşekkürün anlamı ne?
Herhalde iktidarın gücü ve bu gücü kullanma yönteminin kimi iş çevreleri üzerinde yarattığı korku ve endişe.
Sanıyorum işi para karşılığı yapan firmalar, ayrıca bu tür bir teşekkür edilmesinin bundan sonraki işlerde yararı olacağını düşünmüş.
Oysa aynı reklam yine Başbakan ve bakanlarına teşekkür edilerek ama yüklenici firmaların başarısını anlatan biçimde de olabilirdi.
Firmalar “Bu işi en iyi biz yapardık ve yaptık da, açılışına Başbakan’ın gelmesine teşekkür ediyoruz” da diyebilirlerdi. Demek ki böylesi uygun görülmüş.
Çünkü bu ilanda yüklenicinin başarısı değil, Başbakan ve iktidar övülüyor.
Başbakan’ın “Sermayenin kriz yakınmalarına bakmayın, onların işi çok iyi” demesinin etkileri belki de böyle ortaya çıkıyor.
PAZAR FIKRALARI Bu haftanın fıkraları da tabii Yıldırım Tuna’dan:
Mendil
Kadın elinde köşesinden bir pislik gibi tuttuğu ipek mendili sallayarak sert bir ifadeyle “Bu mendil senin işe aldığın yeni kızın değil mi?” diye sormuş kocasına. “Ne? Nerden buldun?..” diye kekeleyerek cevap vermiş adam. Karısı “Ben bulmadım” demiş alaylı ve manalı bir ses tonuyla, “Bizim postacı senin pijamanın sağ cebinde buldu!”
Fırçalama
Adam: Sana sinirlenip bağırınca hiç cevap vermiyorsun. Sinirini nasıl kontrol altına alıyorsun?
Kadın: Hemen tuvaletin deliğini fırçalamaya başlıyorum da ondan.
Adam: Bu gerçekten etkili oluyor mu?
Kadın: Evet... Senin diş fırçanı kullanıyorum!..
Genç hissetmek
İki ihtiyar Bill ve John arabalarıyla otoyolda giderken sağda dev bir “mushil ilacı” reklamı ve en önemlisi reklamın altındaki yazı dikkatlerini çekmiş: “Sizi tekrar gençleştirecek tek formül bu!” İki ihtiyar, “Bundan hemen bir şişe almalıyız” diyerek ilk alışveriş merkezine dalıp bir şişe almışlar, oracıkta birer kaşık içmişler ve yola devam etmişler. Birkaç kilometre sonra Bill, John’a sormuş: “Kendini genç hissediyor musun?” John, “Yok” demiş. Bunun üzerine 4’er kaşık daha içmişler ve yola devam etmişler. Aradan 10 dakika geçince Bill tekrar sormuş aynı soruyu. “Hayır” diye cevap vermiş John, “Ama itiraf etmeliyim ki biraz önce çocukça bir şey yaptım!”
Ağır torba
Orta yaşlı adam tam bel hizasından bükülmüş, sırtı yere paralel, yüzünde müthiş bir acı ifadesi... Arkasında karısı, ortopedistin muayenehanesine girer girmez “Ahaaa” demiş doktor, “Aileden gelen eklem eğriliği!” Karısı “Hayır” diye cevap vermiş: “Tamamen kendi yapımı... Tek başına çimento torbası kaldırma geriliği!”
Kırmızılı
Bir büyükelçilikte verilen kokteylde emekli diplomat, davetlilerden yere kadar kırmızı giysili birine yaklaşıp “Güzel kırmızılı bayan, bu valsi bana lütfeder misiniz?” diye sormuş. “Kesinlikle hayır!” diye sertçe gelmiş cevap, “Birincisi sarhoşsunuz. İkincisi bu çalan vals değil Venezuella Milli Marşı. Ve üçüncüsü ben kırmızılı bayan değil Vatikan Papalık temsilcisiyim.
Tövbe.. Tövbe!..”
Eğer bir adam oynadığı oyunu saçma sapan veya çocukça buluyorsa mutlaka karısı onu yeniyor demektir.

