Bu hafta sizlere internet sitelerinde ve mail zincirlerinde dolaşan bir hikâyeyi yazmak istiyorum. Sonuna kadar okuyun, sonra kendi “kıssadan hissenizi” çıkarmayı da unutmayın.
Koyu geyik muhabbetinin düğümlendiği durumlardan birinde, iki kafadar bir iddiaya girer. Delikanlılardan biri, odanın tavanında asılı olan ampulü ağzına tamamen sığdırabileceğini iddia eder. Evet yanlış okumadınız, bildiğiniz 100 mumluk ampulü... Ve sığdırır da. Ancak bir sorun vardır. Ampulü ağzından geri çıkaramamaktadır. Arkadaşı hayret eder bu nasıl iş diye, o da evdeki başka bir ampulü ağzına sokar ve o da çıkaramaz. Bunun üzerine iki kafadar hastanenin yolunu tutmaya karar verirler. Ağızlarında ampul olduğu halde bir taksiye atlarlar. Konuşma zorluğu çekerek taksiciye dertlerini anlatırlar. Taksici bir taraftan gülme krizi geçirirken bir taraftan da “Nasıl olur abi ya, uğraşsanız çıkar, bir asılın şuna, şaka mı yapıyorsunuz?” diye söylenmektedir. Neyse akşamın bir yarısında acile girerler. Taksici ayrılır. Doktorlar çocukları beklemeleri için bir odaya alırlar. Veeee aradan 15 dakika geçmeden taksici kapıda görünür, ağzında bir ampulle. Taksici çocuklara inanmamış, açık olan bir marketten ampul almış ve denemiştir!
Gelelim kıssadan hisseye:
Şimdi anladınız mı Ampul Partisi’nin Türkiye’de nasıl iktidara geldiğini? Bir şey olmaz diyen herkes denedi ve gördü, ampul girdiği yerden kolay çıkmıyor.
Havyar kaça?
Geçenlerde hali vakti yerinde bir tanıdığım havyar fiyatlarından yakınıyordu. Çok pahalı hale gelmiş. Dedi ki: “Geçen yıl kilosunu 700 liradan bulabiliyorduk, sonra bir ara zam geldi 1000 liraya çıktı.”
En makbul havyar Hazar Denizi’nden geliyormuş. Bana anlatan tanıdığım “Geçenlerde yine havyar almayı denedim. Fiyata inanamadım, 1500 liraya çıkmış” dedi. Ben de “Peki ne olmuş, Hazar’da havyar kıtlığı mı var?” diye sordum.
“İşte orası çok komik” dedi tanıdığım. Meğer başta Dubai olmak üzere Arap şeyhliklerinde havyar çok moda olmuş. Eh zenginlik desen onlarda. Mal da pahalı olunca galiba modası daha da çabuk yayılıyor. Kilo kilo alıp yiyorlarmış bu yüzden Türkiye’ye havyar az gelir olmuş.
Tanıdığım kişi, “En acısı da ne biliyor musun, o güzelim havyarın üzerine ketçap döküp de yiyorlarmış” dedi.
Günlerin ve ayların anlamı
Hiç düşündünüz mü neredeyse üç yaşından beri bildiğimiz gün ve ay adlarını nereden almışız ve ne anlama geliyor. Merak eden ve hepsini araştırıp toplayan okurlardan biri bana da göndermiş. Bilmeyenler için paylaşmak istedim.
Önce haftadan başlayalım. Hafta ismi Farsçadan geliyor. Tavla oynayanlar Farsça altıya kadar saymasını bilirler (yek, du, se, cihar, penç, şeş). Peki yedinin Farsçası ne? Farsça yedi: “heft”dir (veya hefte). Yedi günlük “hafta” ismi de buradan alınmıştır.
Gelelim gün isimlerinin köklerine. Şöyle;
Cuma: Arapça (toplama, toplanma)
Cumartesi: Arapça (ertesi-Türkçe)
Pazar: Farsça (ba=yemek, zar=yer)
Pazartesi: Farsça (ertesi- Türkçe)
Salı: İbrânice (üçüncü)
Çarşamba: Farsça (cehar şenbe=dördüncü gün)
Perşembe: Farsça (penç şenbe=beşinci gün)
Gelelim ay isimlerine; Cur-cuna isimli internet sitesindeki bir yazıya göre sadece üç ay adı Türkçe. İşin daha ilginç yanı bunlardan Şubat, Nisan, Temmuz ve Eylül hemen hemen aynı telaffuzla Yahudi takviminde de yer alması. Şimdi ayların isimleri ve kökenlerine bir göz atalım;
Ocak: Türkçe (Kışın evlerde ateş yakılan yer)
Şubat: Süryanice
Mart: Latince (Maritus-mitolojik isim Mars’tan)
Nisan: Süryanice
Mayıs: Latince (Tanrıça Maria’nın ayı)
Haziran: Süryanice
Temmuz: Arapça/Süryanice
Ağustos: Latince (Roma İmparatoru Augustus’un adından)
Eylül: Süryanice
Ekim: Türkçe (Toprağı ekmekten)
Kasım: Arapça (Bölen)
Hain keklik
Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim, tebdili kıyafetle Kuşlar Çarşısı’nı geziyormuş. Avcılar avladıkları kuşları, tuzakçılar yakaladıkları maharetli, eğitimli, güzelim kuşları satıyorlar. Bir ara gözü kekliklere ilişimiş padişahın. Bir grup kekliğin üzerindeki etikette “Tanesi 1 altın” yazıyormuş. Hemen yanı başlarında asılı, adeta altın kafes içinde bir keklik daha varmış ki, fiyatı: 300 altın. Padişahın gözü 300 altınlık kekliğe takılmış. “Hayırdır” demiş satıcıya, “Bunun diğerlerinden ne farkı var ki, bunlar 1 altın, bu 300 altın?” Satıcı, “Bu keklik özel eğitimli, çok güzel ötüyor, ötmesi bir yana bunun ötüşünü duyan ne kadar keklik varsa hepsi onun etrafına doluşuyor” demiş. Sonra da eklemiş: “Tabii bu arada avcılar da o tarafa doluşan keklikleri daha rahat avlıyorlar.”
Padişah “Satın alıyorum bu kekliği, al sana 300 altın” demiş.
Sultan Selim parayı verip aldığı kekliğin kafasını hemen oracıkta koparmış.
Satıcı şaşkın tabii, padişahı da tanımamış, “Be adam! Ne yaptın? En maharetli kekliğin kafasını koparttın” diye dövünmeye başlamış.
Padişah bunun üzerine adeta gürlemiş: “Bu kendi soyuna ihanet eden bir kekliktir. Bu gibilerin akıbeti er ya da geç budur.”
Diyelim ki evlilik sakıza benzer
Evlilik üzerine sayısız çeşitleme yapılmıştır bugüne kadar. Kimi tutar kimi tutmaz ama ortak yanları güldürmeleridir. Gelin bugün de evliliği sakıza benzetelim. Bunu yazan diyor ki “Çiğnemesini bilirsen iyi ve faydalı, çiğnemesini bilmezsen can sıkıcı ve sinir bozucudur.”
Peki evlilik neden sakıza benzermiş bir bakalım;
1- Çünkü sakız ne kadar faydalı ve eğlenceli olursa olsun, gerekli değildir. Çiğnenmese de olur.
2- Sakız ilk zamanlar ağza ferahlık verir, hoş olur ama zamanla çürür ve tadı acılaşır.
3- Çürüyen sakız yapışkandır. Bulaştığı yerden temizlemek, ondan kurtulmak çok zor, bazen imkansızdır.
4- Sakızın ağızda bıraktığı tadı sadece çiğneyen bilir. Tatlı mı yoksa acı mı olduğunu başka kimse bilemez. Onlar sadece senin sakız çiğnediğini bilirler o kadar.
5- Sakız çene kemiklerini güçlendirir, evlilik de öyle. Sürekli tartışma ve bağrışma zamanla çiftlerin güçlü birer çene kemiğine sahip olmasını sağlar.
6- Sakız çiğnerken başka bir şey yiyemezsin, yoksa sakız bozulur.
7- Sakızın kağıdını açıp fıkra veya falı okuduğunuzda çok eğlenir, gülersiniz. Ama bu çok kısa sürer. Evlilikteki balayına benzer.
8- Çam sakızı ya da hakiki damla sakızları vardır. Kolay kolay çürümezler, çiğnendiği sürece zevk verirler. İşte bu da: aşk evliliği denen olaydır..
Dünyada bir şey kazanamadıysan üzülme, mühim olan katılmaktır.

