AKP iktidarının Atatürk’ün kurduğu laik cumhuriyetin temel ilkeleriyle pek barışamadığını ileri sürenler var. AKP zihniyetinin aslında Türkiye’yi bir İslam Cumhuriyeti’ne dönüştürmek istediği yolunda da ciddi kuşkular var.
Ancak AKP bunlara karşı inanılmaz bir savunma içinde.
Başbakan’ın ve Cumhurbaşkanı adayının ağzından laiklik, Atatürk ilkeleri hiç düşmüyor. Tayyip Bey Anayasa’nın ilk dört maddesinin asla değiştirilmeyeceğini, bu konuda kafalarında en küçük bir kuşkunun bile olmadığını söylüyor her fırsatta.
Abdullah Bey ise Atatürk ilkelerine ve özellikle laikliğe nasıl özde bağlı olduğunu adeta bağıra bağıra anlatarak “İnsan bir kez rol yapar, iki kez yapar, üç kez yapamaz, ben rol yapmıyorum” diyor.
Bunları dinlemek, duymak elbette çok hoş.
Ancak olayın bir de başka yönü var ki beni çok rahatsız ediyor.
Dış dünya Türkiye’ye nasıl bakıyor? Belki AKP ile ilgili kuşkuların gerçek olup olmadığını anlamak için buna bakmak gerek.
Cumhurbaşkanlığı konusu ile ilgili özellikle batı medyasında çok sayıda yazı yazılıyor, televizyonlarda haberler veriliyor.
Buradaki bir söylem beni çok rahatsız ediyor. Batı basını aynen şöyle diyor: “Türkiye’deki İslamcı parti Cumhurbaşkanı’nı seçmek isterken, ülkedeki laikler buna şiddetle karşı çıkıyor. Türk laikler Cumhurbaşkanı adayının eşinin türbanını bahane ediyor.”
Bakın Türkiye ile ilgili bugüne kadar hoşumuza gitmeyen pek çok haber yayınlandı. Örneğin bizi hala fesli sarıklı zannetmelerinden dolayı hep aşağılık duygusu hissettik.
Ancak AKP iktidarına kadar Türkiye ile ilgili haberlerde “İslamcılık, laiklik” konusu hiç işlenmezdi. Oysa şimdi Türkiye’den sanki bir İslam Cumhuriyeti gibi söz ediliyor. Ülke Müslümanlarla laikler arasında bölünmüş gibi bir hava yansıtılıyor.
Batı artık Türkiye’yi 1923 yılında yapılan çağdaş devrimleriyle değil de, iktidar savaşı yaşanan bir Arap ülkesi gibi algılıyor. Batı kamuoyu da doğal olarak bundan etkileniyor.
İşte kanıma dokunan bu. Türkiye şu anda batı basınının yazdığı gibi bir ülke değil, hiç de olmadı. Biz burada Atatürk Cumhuriyeti’nin ilkelerinin korunması gerektiğini söylüyor ve bunu koruduğumuzu sanıyoruz ama batı cumhuriyetimizi çoktan batırmış durumda.
Batkı bizden belki de daha gerçekçi. İslamcı bir akımın aslında Cumhuriyet’i çoktan batırdığını görüyor ve tedbirini de buna göre alıyor.
Bu nedenle laikliği korumak isteyenlerin adeta azınlıkta olduğunu, laikliği korumak için kalan son karenin silahlı kuvvetler olduğunu belirtiyor ve bu etkinin de artık ortadan kaldırılması gerektiğini ileri sürüyor.
Ülkedeki siyasal İslamcı hareket ve destekçileri de batının bu söylemlerinden cesaret alarak hem laik Cumhuriyet karşıtlığını hem de silahlı kuvvetlere yönelik ağır eleştirileri giderek artırıyor.
Batı medyasına bakınca laik Cumhuriyet’in artık iyice can çekiştiği hissine kapılıyorsunuz. Bu da insanı çok üzüyor.
Dokunulmazlıkta kimsenin elini tutan yok ki
Bir şey söyleyeyim mi, artık bazı konularda insanın canı yazmak bile istemiyor. Ama bu konular öyle konular ki, dönüp dolaşıp yine önünüze geliyor.
Bunlardan biri dokunulmazlıklar. Yıllardır yazılır çizilir, seçimlerden önce sözler verilir, dokunulmazlıklara yine dokunulmaz.
Şimdi yeni bir anayasa hazırlığı var. Sözde bu anayasada dokunulmazlık konusunu çözülecekmiş. Duy da inanma.
Neden böyle söylüyorum, çünkü Başbakan Erdoğan Uğur Dündar’la yaptığı konuşmada bir soru üzerine dokunulmazlıkların kaldırılması gerektiğini belirtip “Ama hepsinin kalkması gerek” demişti.
Tayyip Bey bu sözü ilk kez söylemiyor. Daha önce de çeşitli defalar “tüm dokunulmazlıklar kalkmalı” ifadesini kullanmıştı.
Tabii bunlar vatandaş tarafından hemen algılanmıyor, kimse “hangi dokunulmazlıklar var ki?” diye sormuyor. Zaten Tayyip Bey veya başka AKP’liler de “hepsi” derken bunların ne olduğunu pek söylemek istemiyor.
İşin esası şu; bugünkü kanunlarımızda üst düzey devlet memurları ile ilgili bazı maddeler var. Buna göre üst düzey memurlar öyle dilediğiniz anda mahkemeye verilemiyor. Yasalar onları koruyor.
Nedeni basit; üst düzey görev yapanlar politik amaçlarla yıpratılmayı kalkılmasın. Başbakan, Bakanlar bir üst düzey memuru sırf politik nedenlerle yerlerinden etmesin. Temel amaç bu.
Bunun yanı sıra aynı şekilde askeri personelin de yargılanması ile ilgili hukuki maddeler var. Öyle istediğiniz an özellikle bir üst düzey subayı mahkemeye gönderemiyorsunuz.
İşte AKP’yi ve Tayyip Bey’i rahatsız eden bu. “Hepsi kalksın” derken devlet memurlarını ve askeri koruyan maddelerin de kaldırılmasını istiyorlar.
Tamam da, ellerini tutan yok ki. Kamuoyu üst düzey devlet memurları ile askerlerin de bir tür dokunulmazlık zırhı altında olduğunu bilmiyor zaten.
Çıkarsınız, bunu açıklarsınız ve nasıl diğer kanunları değiştiriyorsanız bunu da değiştirirsiniz. Oysa Tayyip Bey öyle bir konuşuyor ki, dinleyince zannedersiniz ki, kendisi bu dokunulmazlıkları kaldırmak istiyor da, memurlar ve askerler buna direniş gösteriyor.
Eğer bilmediğimiz böyle bir direniş varsa onu da söylersiniz. Yoksa üstü kapalı cümlelerle “Dokunulmazlıklar kalkacaksa hepsi kalksın ama” bahanesi ile haklarında suçlamalar olan milletvekillerini korumazsınız.
367 yine var
Abdullah Gül bugün büyük ihtimalle 11. Cumhurbaşkanı olacak. İlk iki turda üçte iki çoğunluk olan 367’yi bulamayan Abdullah Gül, AKP’nin oylarıyla üçüncü turda gerekli olan 276’yı mutlaka bulacaktır.
Gül’ün bugün önünü kesecek tek faktör MHP’nin ve DSP’nin Meclis’e girmemesi olacaktır. Bu durumda oylama geçilmesi için gerekli olan 367 bulunamayacağı için üçüncü tur yapılamayacak. Böyle bir ihtimal aslında pek yok.
Sadece MHP seçim sonuçlarının bilgisayarla YSK aktarılması sırasında rakamların değiştirildiğine kanaat getirirse bir ihtimal oylamayı engelleyerek zaman kazanmak isteyebilir.
Bunun dışında hiçbir faktör Gül’ün önünü kesemeyecektir.
Türkiye eğer Gül seçilirse bugünden itibaren yepyeni bir döneme de başlayacaktır. Herkese hayırlı olmasını dilerim.
Binlerce teşekkür
Business Channel’de dün bir ilk günü yaşadık. Arkadaşlarım ve ben hayli mutluyduk. Çünkü gerçekten Türkiye’de bugüne kadar hiç yapılmamış bir yayıncılığı başlatmanın keyfini yaşıyorduk.
İlk günü başarıyla atlattığımıza inanıyorum.
Haber televizyonculuğunda bir devrimi gerçekleştirmek, bunun yapılabileceğini göstermek hepimiz için gerçekten gurur kaynağı oldu.
Ama bizi asıl gururlandıran sizlerin ilgisi oldu. Gün boyu yayın sırasında o kadar çok telefon ve mesaj aldık ki anlatamam. Bu arada Business Channel’le ilk kez tanışan pek çok izleyici de bizden cesaret verici desteklerini esirgemedi.
İnanıyorum ki televizyonculukta yeni bir çığır açan bu yeni dönem sizlerin desteği ile herkese örnek olacaktır.
Bizler de sizlerden alacağımız bu güvenle bundan sonra çok daha iyi olmak için gecemizle gündüzümüzle çalışacağız.
Başta bizi bu güzel günümüzde yalnız bırakmayan medyadaki değerli arkadaşlarımıza ve izleyicilerimize binlerce teşekkür ederiz.

