Halkın oyu her şey değildir

Haberin Devamı

Çok basit bir soru: 1982 Anayasası’na halkın ne kadarı onay verdi? Cevap yüzde 92.

Peki gerçekten o sırada halk bu anayasayı anlamış ve benimsemiş sonra da kabul oyu mu vermişti? Hayır.

Peki, 1982 Anayasası çok iyi bir anayasa mıydı? Onun da cevabı artık herkes tarafından biliniyor. Hayır. 1982 Anayasası iyi bir anayasa değildi. Darbeyi yapan askerin görüşünü yansıtıyor ve onların yönetimine kolaylıklar sağlıyordu.

Ama halkın yüzde 92’lik desteğini göz önüne alırsak bu anayasanın da iyi olduğunu düşünmemiz gerekmez mi?

Demek ki halkın oyu her şey demek değildir.

Konuya böyle bir örnekle girerek kimilerinin “Ne yani AKP’yi mi karalamak istiyorsun?” türündeki sorularına baştan bir set koymak istedim. Çünkü maksadım o değil elbette.

Son günlerde özellikle anayasa tartışmaları nedeniyle sürekli “halkın iradesinden” söz ediliyor. Sanki bu iradeden söz edince akan sular durulacak.

Oysa bakın tarih boyunca bu böyle olmamış, ama yüzyıllardır egemen olanlar veya egemen olmak isteyenler hep halkın iradesinden söz etmiş.

Bu söylem tarihin çeşitli dönemlerinde gerçekten çok etkin bir faktör olarak gücünü göstermişse de, gerçek hep böyle değildir.

Örneğin batı toplumlarında halkın oyu demokrasiyi yerine getirmek için değil, önceden belirlenmiş isimlerden hangilerinin iktidarda olacağının halka onaylatılması haline gelmiştir.

Amerika’da sıradan birinin başkan ya da senatör olması asla mümkün değildir. Hatta belli üniversitelerden mezun olmayanların bile bu görevlere talip olmaları neredeyse olanaksızdır.

Amerikan demokrasisinde egemenliği elinde tutan çevreler bu egemenliğin hangi isimlerle yürütüleceğine karar verirler. Bu isimler iki partiden birinden aday yapılıp ortaya çıkarılırlar. Sonuçta halk egemen çevrelerin “hangisi olursa olsun” dediği bu isimler arasından seçim yapar.

Buna da demokrasi derler.

Bu açıdan bakınca demokrasilerde en çok oyu almak en iyi olmak ve her şeyi yapmak hakkını kimseye vermez.

Bugün AKP iktidarı aldığı oya güvenerek Türkiye’nin temel yapısını değiştirmeyi amaçlıyor. “Sivil anayasa” adı altında aslında bir partinin, o da sadece yönetici çekirdek kadrosunun, görüşünü yansıtan uygulamaları hayata geçirmek istiyor.

Bu anayasanın toplumun çeşitli kesimlerinden sert tepkiler almakta olduğu ve alacağı da belli.

Ama sonuçta “Halk böyle istedi” bahanesinin arkasına sığınmak sadece kandırmaca olacaktır.

*****

Kanyon’dan
Geçen hafta Kanyon alışveriş merkezinin otoparkında para ödeme noktasının kapalı ve otomatik ödeme makinesinin da bozuk olması yüzünden tatsızlıklar çıkığını yazmıştım.

Dün Kanyon Genel Müdürü Coşkun Bedük’ten çok nazik bir mektup aldım. Bedük, kurdukları sistemin beklenmedik bir arızayla karşılaştığını bu nedenle kısa süreli bir sıkıntı yaşandığını belirterek “Benzer sorunların yaşanmaması için gerekli önlemler alınmış ve personel de uyarılmıştır” diyor.

Ama en güzel cümle en sonra. Coşkun Bey beni her zaman Kanyon’da görmek istediklerini de belirtmiş. Gazeteye de çok yakın olması nedeniyle zaten çok sık gittiğim ve sevdiğim yer Kanyon. İnsan beğendiği yerlerde, oraya yakışmayan hatalar görünce normalden daha fazla hassas davranıyor belki de. Benim uyarımı da anladığım kadarıyla bu açıdan ele almışlar.

Kendilerine teşekkür etmek isterim.

*****

Üzümgözlüm
Vatan Gazetesi’ndeki e-posta kutuma yaklaşık bir aydır “üzümgözlüm” rumuzlu bir mektup grubundan mesajlar alıyorum. Çeşitli konularda görüşlerin paylaşıldığı bu grubun beni isteğim dışında üye yaptığı anlaşılıyor.

Ancak gazeteci olmam nedeniyle bana sorulmadan da olsa böyle bir gruba üye yapılmamı hoşgörü ile karşılamaya çalıştım. Nitekim böyle başka gruplar da kendi aralarında paylaştıkları konuları bana gönderiyor.

Son günlerde “üzümgözü” grubunun mesajlarında anormal bir artış oldu. Bu mesajların yüzde 90’ı “yeter artık” diye feryat eden ve istemeden üye yapıldıkları bu gruptan çıkmak istediklerini belirten internet kullanıcılarından geliyor.

Bunca yıldır internet kullanıyorum açıkçası böyle bir şey görmedim. Hangi sistemi kullanıyorlarsa artık bilmiyorum, herkes adına herkese bu gruptan mesaj gidiyor.

Üstelik bazıları mesajın geldiği adrese küfürler yazmaya başladı. Tabii ister istemez ben de bundan nasibimi alıyorum, çünkü bunları benim attığımı sanan bazı kullanıcılar bana da tepki gösteriyor.

“Üzümgözlüm” grubunun lideri ya da yöneticisi kimse bu işe dur demek zorunda, aksi halde öfkeli internet kullanıcılarının hışmına uğrayacak, yakında başını mahkemelerden kaldıramayacak hale gelecek.

*****

Sami Yusuf hayranlığı
İstanbul Feshane’de “İslam dünyasının en büyük rock yıldızı” olarak tanınan Sami Yusuf’un konseri vardı. Konseri, türbanlı kızların ağırlıkta olduğu 50 bine yakın kişi izlemiş. Ben de bu konserin televizyonlardaki görüntülerini izledim.

Çok dikkat çekici bir nokta takıldı aklıma: İslam ve rock müziği.

Müslüman bir insan rock müziği dinleyemez mi? Elbette dinler. Bundan büyük keyif de alabilir.

Ama dikkatimi çeken şey, “Neden türbanlı kızlar hep eleştirdikleri hayat biçimini aynen yaşamak için adeta yarışıyor?”

Konser görüntülerine bakıyorum. Ağlayan kızlar, yerinde duramayan, sürekli dans edenler, cep telefonuyla çekim yapanlar, aşırı makyajlı kızlar. Ama hepsi de türbanlı.

Yine yanlış anlaşılmasın, asla “neden böyle yapıyorlar?” diye sorgulamıyorum, sadece tuhaf geldiğini anlatmaya çalışıyorum. Hani bir tarafta “yoz” olduğu söylenen “özenti” denilen, gençleri kötü alışkanlıklara ittiği öne sürülen bir eğlence biçiminin türbanlı kızlar tarafından da aynen benimsenmesindeki tuhaflığı dile getiriyorum.

Çok değil bundan 25 yıl önce “İslam’da müzik olmaz” tartışmalarının yapıldığını, yüzyıllardır tasavvuf müziğine bile tahammül edilmediğini ve bu nedenle İslam ülkelerinde sanatın gelişemediğini hatırladıkça hayretim daha da artıyor.

Hepsi budur.

DİĞER YENİ YAZILAR