Aklımın almadığı bir konu var. Meslekteki 31. yılımı yaşamaya başladım. Kendi meslek yaşamımda hiçbir başbakanın ya da bir devlet görevlisinin Tayyip Erdoğan kadar desteklendiğine hiç tanık olmadım. Ama ne tuhaftır ki, bu olağanüstü desteğe rağmen Tayyip Bey aklına gelen her yerde medyaya ağır eleştiriler yönelterek, güzel olmayan ifadeler kullanıyor.
Son olarak Kahramanmaraş’ta konuşan Tayyip Bey “Basın icraatlarımızı anlatmıyor, yaptıklarımızı hazmedemiyorlar, bunların hazmetme kapasitesi yaptıklarımızı kavramaya müsait değil. Bunlar yapılanların heyecanını hazmedemezler” demiş.
Gerçekten inanılmaz. Bu kadar destek gören, adeta göklere çıkarılan, birkaç ufak tefek atış dışında hiçbir eleştiriye muhatap olmayan bir Başbakan acaba nasıl bir medya istiyor.
Tayyip Bey diyor ki “Basın her şeye bir kulp takacak. Bugün 54 fabrika açıyoruz, bunlar daha önce açılmıştır diyecekler.”
Neden böyle bir komplekse kapılıyor acaba Tayyip Bey? Geçen hafta da aynı anda 750 açılış yapmıştı. Bir kere mantıken bunların hepsinin aynı günde biirilmiş olması mümkün değil ki? Elbette bazı açılışlar semboliktir. Çoğu kez bir hizmet devreye girer, resmi açılış sonra yapılır.
Ama Tayyip Bey ve etrafındakiler sanki o açılış gerçekten o sırada yapılıyormuş gibi bir hava yaymaya çalışıyor. Medya da bunu belirtince öfkelerine hakim olamıyorlar.
Oysa, yıllarını bu mesleğe vermiş bir gazeteci olarak Tayyip Bey’e, kendisini daha önceki Başbakanlarla kıyaslamasını öneriyorum.
Örneğin rahmetli Özal’la, Demirel’le, Çiller’le, Yılmaz’la, Ecevit’le bir kıyaslasa, kendisine gösterilen ayrıcalığı da görecek.
Bu medya Özal için neler yazmadı? Haksız mıydı? Bana göre değildi. Zaman zaman aşırıya kaçan bazı eleştiri ve yorumlar olmasına rağmen yazılanlar yanlış değildi.
Ya Özal’ın eşi Semra Hanım? Bugün Türk medyası Emine Hanım için tek bir olumsuz haber bile yayınlamadı. Bırakın türbanını giydiği kıyafetleri bile eleştirmedi. Tam tersine, her nedense bazı modacılara övücü konuşmalar bile yaptırdı.
Tayyip Bey’in çocukları da diğer başbakan çocukları gibi yıpratılmadı. Bazen kendi kendime acaba Çiller’in oğlu bir trafik kazası yapsaydı, medya bu kadar hoşgörülü olur muydu diye düşünmeden edemiyorum.
Ya akrabalar? Tayyip Bey’in abisi, amcası hiç konu oldu mu medyaya? Belki AKP’liler içinde “Ötekilerin akrabaları gibi bir şey yapmıyorlar ki” diyebilirler. Acaba?
Tayyip Bey’in deyimi ile “vakti zamanı gelince” bunları da yazan çıkacaktır elbette. Belki de biri ben olurum. Son günlerde geçtiğimiz üç yıl tuttuğum günlüğümü tekrar okuyorum. Meğer neleri not almışım neleri..
Sonuçta, Tayyip Bey aklına her geldiğinde medyayı eleştireceğine yatıp kalkıp bin kere dua etsin. Çünkü Tayyip Bey, henüz medya nedir görmedi...
Abdülkadir Aksu’ya gensoru günü golü
Dün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu hakkında verilen gensoru önergesi görüşüldü. Ben bunları yazarken henüz sonuç alınmamıştı. Ama nasıl olsa sonucu biliyoruz. AKP tam kadro halinde bakanına sahip çıkacak nasıl olsa.
Ama tesadüfe bakın ki, tam bu görümelerin yapılacağı günden bir gün önce Amerika Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye’ye gidecek vatandaşlarına yaptığı uyarılar açıklandı.
Amerikan Dışişleri Bakanlığı Türkiye’de bir suç patlaması yaşandığını hatırlatarak “Türkiye’ye gidecek vatandaşlarımız dikkatli olsunlar” dedi. Daha sonra da dikkat edilmesi gereken güvenlik konularını tek tek sıraladılar.
Bunları dünkü gazetemizde okudunuz. Burada tekrarlamaya gerek yok. Ama sizin de dikkatinizi çekmiştir, bu uyarılar hem doğru hem de hepimizin yüzünü kızartacak nitelikte.
Aman boşverin bunları, İçişleri Bakanı AKP oylarıyla kurtuldu ya siz ona bakın..
Eleştiri ile ilgili bir anı
Yıllar önceydi. O sırada Günaydın’da çalışıyoruz. “Efsane patron” Haldun Simavi uzun süren Londra seyahatinden dönmüş, yine gazetenin başında. O yıllarda gazete patronları (Haldun Simavi, Erol Simavi, Kemal Ilıcak, Dinç Bilgin) aynı zamanda gazetelerinin genel yayın müdürüydü. Herkes gibi onlar da haber toplantılarına katılır, birinci derecede karar veren kişi olurlardı. Şimdiki patronlar gibi “Valla ben karışmıyorum, bizim çocuklar yapıyor” demezlerdi.
Haldun Simavi uzun aradan sonra katıldığı toplantıda önüne son birkaç günlük gazeteyi almış, kırmızı bir kalemle her tarafı çiziyor, “Bu olmamış, bunu yapamamışsınız, burası kötü” diye de herkesi fırçalıyor.
Günaydın o sırada milyon sınırına yaklaşmış, herkesin morali yerinde, Haldun Simavi bir anda her şeyi yıkıyor. İşte o anda, her zaman olduğu gibi yine Aydın ağabey (Öztürk) herkes adına göğsünü siper ederek “Haldun Bey, gazetenin satışı ortada, hiç mi iyi bir şey yapmadık?” diye soruverdi.
Haldun Bey kafasını kaldırdı “Yavrum” dedi (Böyle konuşurdu) sonra sürdürdü: “Ben sizi övmek için oturmadım ki masaya, kötüyü gösterdim, söylemediklerimi demek ki iyi yapmışsınız.”
Eleştirmek her şeyin kötü olduğu anlamına gelmez. Ama bilin ki eleştirilen konular doğrudur ve mutlaka üzerinde çalışılarak düzeltilmesi gerekir.
Yahudi lobisinı kızdırdık
Abdullah Gül’ün Amerika gezisinden bir dedikodu daha aktarmak istiyorum. Biliyorsunuz Nisan ayında Amerikan temsilciler Meclisi’nin Ermeni Soykırımı tasarısını onaylaması bekleniyor. Konu Türkiye’yi şiddetle rahatsız ediyor. Bu yıl tasarının geçeceği konusunda endişelerin artmasına neden olan en önemli gösterge, bugüne kadar yanımızda olan Yahudi Lobisi’nin bu kez saf değiştirmiş gibi görünmesi.
Yahudi Lobisi bugüne kadar her seferinde bu tasarının geçmesini son dakikada önleyen güç olmuştu.
Abdullah Gül bu kez Yahudi Lobisi’nin karşı tarafta olduğunu görünce İsrail’den yardım istemeye karar vermiş. Bu nedenle İsrail’in güçlü isimlerinden Şimon Perez devreye sokulmuş. Ancak bu Amerika’daki Yahudi lobisini çok kızdırmış. “Biz İsrail’in Amerika’daki uzantısı değiliz, bizi İsrail’le etkileyemezsiniz” diyen Yahudi cemaatinin önderlerinin Ermeni tasarısını daha ciddi biçimde desteklemeye karar verdikleri belirtiliyor.

