Güya yargı karşısında kimse ayrıcalıklı değildi

Haberin Devamı

Durumu görüyorsunuz değil mi? MİT savcılığa başvurarak müsteşarının savcılık tarafından “şüpheli kişi” sıfatıyla ifade vermek üzere davet edilmesine itiraz etti.

Savcılık eski müsteşar ve yardımcısı hakkında “yakalama emri” çıkarttı. Mevcut Müsteşar‘ın ise ifadesi Ankara’da alınacak.

İsteyen bir savcı MİT Müsteşarı’nı “şüpheli” sıfatıyla ifade vermeye çağırabilir mi?

Normal hukuk prosedürüne göre hayır.

Savcılığın bunu yapabilmesi için Başbakanlığa başvurması ve izin istemesi gerekir.

Ancak bu iktidarın oluşturduğu özel yetkili savcılar bu kapsamın dışında kalıyor.

Özel yetkili savcılar diğer savcılara göre çok daha yetkili ve ister MİT Müsteşarı ister başka biri olsun fark etmiyor.

Nitekim eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un ifadesi alınmak istendiğinde de aynı sorun ortaya çıkmıştı.

Hukukçular ikiye bölünmüştü ancak yargı AKP iktidarı tarafından kendisine verilen yetkiyi kullanarak Başbuğ’un sorgulanabileceğine karar verdi.

Üstelik eski Genelkurmay Başkanı’nın durumu MİT Müsteşarı’nınkinden çok daha farklıydı.

Çünkü yine bu iktidarın “ileri demokrasi” diyerek çıkardığı ve halkın da evet dediği son anayasa değişikliklerine göre Genelkurmay Başkanları ancak Yüce Divan yani Anayasa Mahkemesi tarafından yargılanabildiği halde, özel yetkili savcılar bunu da kabul etmediler.

Sonucu biliyorsunuz, saatler süren sorgudan sonra eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ mahkemeye çıkarıldı ve tutuklandı.

Şimdi hükümet ne yapıyor? MİT Müsteşarı’nı kurtarmak için tek madelik bir kanun yapıyor.

Bugüne kadar eleştirilen her yargı eylemine “Yargı bağımsızdır, kimsenin ayrıcalığı olamaz, gazeteci olmak, asker olmak, Genelkurmay Başkanı olmak önemli değildir, yargı önünde herkes eşittir” diye sahip çıkıyorlardı.

Oysa şu anda AKP’de derin bir öfke var. AKP ve yandaş medya “Yargıda skandal” başlıkları atıyor, AKP sözcüleri ve yandaşlarla yalakalar “MİT Müsteşarı PKK ile bağlantılı gösterilerek ifadeye çağrılamaz” diyor.

Ortaya çıkan şu ki, bugüne kadar yazdıklarımda çok haklıymışım.

Bu iktidar ve yandaşları demokrasiyi, hukuku, özgürlükleri, yasaları ve yargıyı işler sadece kendi arzuları doğrultusunda yürüyorsa ağızlarına alıyorlar.

İşler aleyhe döndüğü an ortada ne demokrasi ne hukuk ne özgürlükler kalıyor.

*****


Şerefli dinleme şerefsiz oldu

Medyada kendisini tabuları yıkan demokrasi kahramanı olarak sunan bir gazete şimdi birden ateş küpüne döndü.

Çünkü meğer bu gazetenin Başyazarı, Genel Yayın Müdürü, bazı yazarları hem yasal hem de yasa dışı yöntemlerle dinleniyormuş.

Üstelik mahkemeler dinleme izinlerini “terörist faaliyetleri izleme” kapsamında vermiş.

Şimdi gazete “bu nasıl hukuk?” diyor.

Oysa neredeyse herkesi karalayan, aşağılayan, itibarsız hale getiren ve en önemlisi yüzlerce kişiyi tutuklattıran telefon deşifreleri hep bu gazetede yayınlanırdı.

Gazetenin Yazı İşleri Müdürü yaptıkları işin ne kadar yüce olduğunu kanıtlamak için “Demokrasi için telefon dinleyen de dinleten de şereflidir” diye yazmıştı.

Yazı İşleri Müdürü gazetesi adına yazdığı yazıda “Hatta demokratik rejimi yıkmaya yönelik karanlık planlara karşı demokrasiyi, hukuk devletini korumak bir kamu görevidir. Böyle karanlık kumpaslara şahit olan devlet görevlilerinin bunları deşifre etmesi en birincil vazifeleri, anayasadan kaynaklanan mecburiyetleri, hatta vatani borçlarıdır. Evrensel demokrasi ilkelerine göre bu amaçla yapılan gizli telefon ve ortam dinlemeleri de mübahtır, caizdir hatta sevaptır” diyecek kadar da ileri gitmişti.

Şimdi işe bakın. Dünün “şerefli” dinlemeleri sıra kendilerine gelince “şerefsiz” dinleme oldu.

Eeee bir yerde ayak dolanacak elbette.

*****


“Korkacak ne var, yargıya güvenin, gidin aklanın”

Başlıktaki cümle, AKP iktidarının Türkiye’yi dönüştürme operasyonlarına başladığı günden beri en çok duymaya alıştığımız sözlerden biri.

Türkiye’nin aydınları, gazetecileri, akademisyenleri, rektörleri, emekli ve muvazzaf subayları ite kaka gözaltına alınır, evleri didik didik aranır, hepsi hapishanelere doldurulurken, yapılan hukuki hatalara dikkat çekenlere karşı hep bu söz söyleniyordu.

“Eğer bir suçun yoksa korkacak bir şeyin de olmaz, git yargıya, suçsuzsan aklanırsın.”

Laf doğru da, yıllardır içerde tutulan ve haklarındaki suçlamaları bile bilmeyenler ne yapacaklar?

İktidarın yarattığı yargı terörü şimdi geldi kendini vurdu. Kıyamet koptu. MİT Müsteşarı’na böyle suçlama yapılabilir miymiş?

İyi de yapıldı işte. Eğer MİT Müsteşarı bu suçlamaları kabul etmiyorsa yargıya güvenmeli. Gidip ifadesini vermeli. Haklılığını ve suçsuzluğunu kanıtlamalı.

Bu kadar basit yani.

*****


Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı Raşit Küçük, vatandaşa kırmızı ışıkta geçmenin caiz olmadığını anlatacaklarını söylemiş. Anlaşıldı, “Kurallara uyun, yoksa araba çarpar”ın yerini, “Kurallara uyun, yoksa Allah çarpar” alıyor! (Gani Yıldız)

*****


Savcı yerine Köşk

MİT olayının en çarpıcı noktası Müsteşar’ın savcılık çağrısına uymak yerine soluğu Çankaya Köşkü’nde alması oldu. Müsteşar’ın Başbakan’la görüşmesi Cumhurbaşkanı ile görüşmesinden sonra gerçekleşti. Oysa Müsteşar Cumhurbakanı’na değil, Başbakan’a bağlı.

Böylelikle Müsteşar bir yargı konusunu Köşk’e taşımış oldu ki, bu da iktidar kanadında yargı bağımsızlığı lafının palavra olduğunu kanıtlıyor.

İktidarın “yargı bağımsızdır” söylemi, yargının sadece kendi emir ve talimatlarını yerine getirmesi anlamındadır. İşin ucu kendine dokunduğunda ne yargı kalıyor ne de bağımsızlık.

Türkiye de bunu hak etmiyor.

*****


Gençlerden ‘Gençliğe Hitabe’ eylemi

Türkiye Gençlik Birliği’nin bugün Ankara’da Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni okuma eylemi yapacaklarını öğrendim.

İktidar yandaşlarının Atatürk’ü kötüleme ve izlerini silme arzularını yerine getirebilmek için ortaya attıkları “Atatürk’ün gençliğe hitabesi okullardan kaldırılsın” önerisini protesto eden gençler bugün saat 13.00’te Ankara’da “İlk Meclis” önünde bir araya gelecekler.

Bazı siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarının da destek vereceği eylemde Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi hep bir ağızdan okunacak.

DİĞER YENİ YAZILAR