Son günlerde AKP’nin iktidar olmasından hiç memnun olmayan kişilerle bile yaptığım konuşmalarda çok ilginç yorumlar alıyorum.
Diyorlar ki “Allah için Tayyip Erdoğan’ın hakkını vermek lazım. Şu terör krizini çok iyi yönetti. Bu sıkıntılı günleri çok sakin atlatıyoruz.”
Doğru mu bu saptama? Doğru. Art arda gelen terör saldırıları ve 50’ye yakın şehit vermemizden sonra Türkiye’de bir öfke patlaması yaşanmıştı. En “munis” görünenlerde bile Irak’a “derhal” girilmesi gerektiği düşüncesi öne çıkmaya başlamıştı.
Ancak Tayyip Erdoğan “Yahu yoksa bu adam Türkiye’yi sevmiyor mu?” eleştirilerine bile göğüs germeyi göze alarak öfke kontrolünü eline aldı, kamuoyunu oyaladı, Amerikan Başkanı’na gitti, yepyeni bir söylemle geri geldi.
Geçen süre içinde kamuoyundaki öfke azaldığı gibi “Aslında iyi ki böyle yapmış” havası da yaygınlaştı. Hatta bu gelişmelerin sonunda AKP’nin biraz daha güçlendiği bile anlaşıldı.
Temel nokta şudur: Türkiye’de yaşayan kimse savaş istemiyor, kaos istemiyor. Ne kadar öfkeli olursanız olun, ne kadar milliyetçi duygular taşırsanız taşıyın, sonuçta kimse oğlunun ölmesini arzulamaz, kimse düzeninin bozulmasına izin vermek istemez.
İşte bu duyguları iyi tahlil eden Erdoğan bence büyük bir riske girerek işi soğutmayı ve lehine çevirmeyi başardı.
Şimdi gelelim işin “fakaaat” tarafına.
Tayyip Bey ve kurmayları gerçekten çok serinkanlı bir politika izleyerek krizi iyi mi yönettiler, yoksa daha önceden verilmiş sözleri tutmak, bunun karşılığında iktidarlarını güçlenerek korumak mı istediler?
Yaşadığımız bazı gerçekler, sanki ikinci ihtimali daha güçlü kılıyor benim kafamda. Amerika’nın bir anda çark etmesi, Barzani ve Talabani’nin önceleri adeta tahrik eder gibi abuk sabuk konuşurken birden sinmesi, Avrupa Birliği’nin bile “Türkiye bu konuda çok haklı” açıklaması yapması bende şüphe uyandırıyor.
Bilmediğimiz bir şeyler mi oluyor acaba?
Bugünü kurtardık, peki yarın ne olacak? Türkiye’nin bu bölge ile ilgili “vazgeçilmez” talepleri var mı? Yarın oluşacak yeni durumlarda Türkiye nasıl tavır takınacak? Bu sorulara ben cevap bulamıyorum açıkçası.
Anlaşıldığı kadarıyla, bilmediğimiz anlaşmayla PKK örgüt olarak bitirildi. Yani bundan sonra etkili ve güçlü PKK saldırıları olmayacak, olamayacak. Tabii hareket içinden tasfiye olup, marjinal hale gelecek alt grupların saldırıları asla bitmeyecektir. O başka.
Ancak PKK devreden çıkacaksa bölgede resmi bir Kürt Devleti kurulacak demektir. Örneğin Türkiye’nin bu konudaki “net politikası” nedir? PKK ortadan kalktıktan sonra bir Kürt Devleti’nin kurulmasına izin verecek miyiz? Bu devlet bizim için tehlike mi değil mi? Eğer böyle bir devlet kurulursa ve bir süre sonra “Kuzeyimizdeki soydaşlarımızla aynı çatı altında olmak istiyoruz” derlerse ne yapacağız?
Kafalardaki şüphe budur. Erdoğan ve iktidarı “diplomasi politikasıyla” şimdilik bugünü kurtarıyor. Yarının planı nedir? Yukarıda sormaya çalıştığım sorulardan sadece biri gündeme geldiğinde ne yapılacak? O zaman “günü kurtarma politikası” yeterli olmayacaktır herhalde.
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisi
Ankara Yüksek İhtisas Hastanesi’nin Acil Servisi ile ilgili yazı çok ilgi çekmişti. Çünkü güzel bir olaydı, herkesin görmek istediği bir durumdu. Ama hep de güzel olaylar gelmiyor önümüze.
Bu kez Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisi’nde yaşanan bir olaydan söz edeceğim. İstanbullu bir öğretmenimiz 19 Kasım’da İzmir’e gidiyor. Beraberinde olan özürlü çocuğu ayağını bir yere sıkıştırıyor ve bilek kırılıyor. Öğretmenimiz hemen Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisi’ne koşuyor. Ama orası büyük bir hayal kırıklığı. Çünkü her nedense kimse acılı çocuğun imdadına koşmuyor. Gerekçe de o sırada getirilen bıçaklanmış bir kişi. Öğretmenin çabasıyla sonunda çocuğun ayağına bakılıyor ve alelusul sarılıyor.
Öğretmenimiz o gece otobüsle İstanbul’a dönüyor. Ertesi gün çocuğunu bir hastaneye götürüyor ve bileğin kırık olduğu burada anlaşılıyor. Ayak alçıya alınıyor tabii.
Neden böyle oluyor acaba? Ülkenin hastanesi örnek olurken diğerinde neden bunlar yaşanıyor?
Bu yılın hatta önümüzdeki yılın da çılgınlığı belli ki Facebook. 16 yaşındaki bir Amerikalı lise öğrencisinin kendi arkadaşlarıyla haberleşmek için başlattığı internet sitesi tüm dünyayı kapladı. Türkiye’de de yüz binlerce gencin Facebook’u kullandığı anlaşılıyor.
Ancak her çılgınlıkta olduğu gibi bunda da yakında sorunlar yaşayabiliriz. Zaten konu dünyada da tartışılıyor. En azından pek çok şirketin milyonlarca dolar ödeyerek toplamaya çalıştığı kişisel bilgilerin “kendiliğinden” ve istendiğinde ulaşılabilir biçimde adeta hizmete sunulmasının sakıncalarını önümüzdeki yıllarda görebiliriz.
Ama benim dikkat çekmek istediğim nokta başka. Şimdiki gençler Facebook’u çok sevdiler. Çok da eğleniyorlar. Arkadaşlarının fotoğraflarını koyuyorlar, matrak anılarını yazıyorlar, birkaç kişinin bildiği “sırları” bile paylaşıyorlar.
Ama gençlere diyorum ki “Şimdi güldüğünüz, eğlendiğiniz fotoğraflar, anılar, sırlar, bundan 15-20 yıl sonra öyle bir anda karşınıza çıkar ki, kariyerinizi bile zedeleyebilirsiniz.” Bana göre önümüzdeki dönemde bu konu çok tartışılacak.
Star TV yönetimine açık mektup
Değerli Star TV yöneticileri; Televizyon dizilerini düzenli olarak izleme olanağı bulamıyorum. Zaman zaman izlediğim bazı dizileri de araya haftalar girdiği için karman çorman ediyorum kafamda.
Kanalınızda bir süre gösterilmiş sonra da yayından kaldırılmış “Benden Baba Olmaz” isimli bir dizi varmış. Üzgünüm ama ben ne yazık ki hiç denk gelip göremedim.
Ama bu dizi günlerdir beni de çok meşgul etmeye başladı. Çünkü meğer bu dizinin çok “ateşli fanatikleri” oluşmuş. Ve bu ateşli fanatikler dizinin yayından kalkmasına fena halde öfkelenmişler. Aralarında büyük bir grup kurmuşlar, internet üzerinden de sürekli yayın yapıyorlar.
Benimle ilgisine gelince. Son 10 gündür e-mail kutuma müthiş bir bombardıman yapılıyor. Bilmiyorum başka yazar ve gazetecilerin e-mail kutularına gönderiliyor mu bu mesajlar ama, bu beni artık çok sıkıntıya sokmaya başladı.
Çünkü her gün zaten yüzlerce mesaj alıyorum. Bunları açıp okumak, notlar almak, cevaplar yazmak çok zamanımı alıyor.
Üstüne şimdi bir de “Benden Baba Olmaz dizisi kaldırılamaz” mesajları eklendi. Bir iki olsa diyeceğim bir şey yok. Ama her gün onlarca mesaj geliyor. Hemen hepsi aynı.
Sizden ricam, bu diziyle ilgili bir açıklama yapın, şu ateşli fanatikleri tatmin edici bir şeyler söyleyin. Bir gazete yazarı olarak diziye müdahale edecek halim ya da sorunu çözecek durumum yok. Ama lütfen siz de bir şeyler yapın da biz de kurtulalım.
Sevgi ve selamlarımla.

