Lafa gelince bu iktidar ve yandaşları “Laikliğe aykırı kanun mu çıkarıldı, bir karar mı alındı?” diye sorup üste çıkmaya çalışıyor, tıpkı zeytinyağı gibi.
Elbette laikliğe aykırı bir kanunu henüz çıkaramıyorlar. Çok şükür ki ülkede Atatürk ilke ve devrimlerini koruyacak bazı filtreler hâlâ düzgün çalışıyor. Onların düzgün çalışması iktidarı çileden çıkarıyor o ayrı konu. Ellerinden gelse tıpkı Pervez Müşerref gibi “işlerime engel oluyorlardı bu nedenle bütün hakimleri görevden aldım” diyecekler. Onu şimdilik diyemiyorlar da “Yahu bunların aldığı kararlar aslında bize tavır” tepkisiyle idare ediyorlar.
Laikliğe, daha doğrusu cumhuriyetin tüm değerlerine karşı olduğunuzu göstermek için ille de yasa çıkarmak, kararlar almak durumunda değilsinizdir. Uygulamalarınızla, davranışlarınızla bunu gösterirsiniz. Nitekim bugünkü iktidar bu tavrını sık sık gösterdi.
Cumhuriyet ve değerleriyle, Atatürk devrim ve ilkeleriyle defalarca karşı karşı karşıya geldiler, hal ve tavırlarıyla gerçek niyetlerini gösterdiler.
Alın size son örnek; Suudi Kralı “devlet nişanı” takdim edilmek üzere Ankara’ya davet edildi. Ne zaman? 9 Kasım günü. Yani Atatürk’ün ölüm yıldönümünden bir gün önce. Ve Suudi Kral 10 Kasım gününü Ankara’da geçirdi.
Atatürk’e olan sevgisizliğini her fırsatta söyleyen, din devleti kavramının merkezi olan Suudi Arabistan Kralı’nı 10 Kasım günü “devlet törenleriyle” Ankara’da konuk ettik.
Başkomutanımız ve başbakanımız başka hiçbir ülke başkanına göstermedikleri ilgiyi ve nezaketi! Kral’a göstererek 1. sayfamızdaki pozu verdiler. Bir bedevi kabilesinin kralının ayağına giderek o pozu verenler bunun bedelini de siyaseten mutlaka ödeyeceklerdir.
Atatürk’ten hiç haz etmeyen bir bedevi kralını 10 Kasım günü üstelik Atatürk’ün yattığı başkent Ankara’da debdebeli devlet törenleriyle ağırlamak, bu Cumhuriyet’le, Atatürk’le, Atatürk’ün ilke ve devrimleriyle ve bu milletle alay etmektir.
“Bizde türbe ziyareti yoktur” bahanesiyle Anıtkabir’e bile gitmeyen bir Kral’a, o büyük insanın ölüm gününden bir gece önce parlak törenlerle devlet nişanı takmak, pahalı hediyelerini kabul etmek, önünde el etek öpmek bu millete karşı da saygısızlıktır.
Bu arada zenginlik karşı çıkılacak bir kavram değil. İnsanlar zengin de olabilir fakir de. Zengin olan bu zenginliğini istediği gibi yaşar.
Ancak bir ülkeyi ziyarete giderken 9 uçakla gelmek, yanında aşçısını, berberini, terzisini üstüne üstlük altından yapılmış tahtını getirmek, 120 araç kiralamak, Ankara’nın en lüks otellerinde 260 odayı kapatmak, odaların içinde değişklik yaptırmak zenginlik alameti değil ancak görgüsüzlüktür.
Çok para insanı görgülü yapmaz. Ankara’da Atatürk’ten haz etmeyen Suudi Kralı’na gösterilen anormal ilgi, sanıyorum milyonlarca vatandaşın içini sızlatmıştır.
Mecbur musunuz
Profesör Zafer Üskül’ü kamuoyu televizyon programlarından tanıyor. Son derece ciddi, düzgün konuşan, demokrasi, çağdaşlık, hukukun üstünlüğü konusundaki sözleriyle toplumun her kesiminde beğeni kazanan bir bilim adamı.
Ama belli ki gönlünde siyaset aşkı yatıyormuş, kendisine sadece AKP’den teklif gelince gitti o partiden milletvekili seçildi. Daha aday olduğu günden itibaren de müthiş bir türbancı kesildi. İlle de anayasayı değiştirecek ve türbanı üniversitelerde serbest bırakacak. Hatta daha da ileri gidip Atatürk’ün adının da anayasadan çıkmasını istedi.
Tayyip Bey bile bu kadarına dayanamadı ki “O arkadaşın anayasa hazırlığı ile ilgisi yok, biz başka ekiple çalışıyoruz” dedi. Ama nedense Zafer Hoca işin peşini bırakmıyor. Yine konuştu, yine türbanın anayasadaki değişiklikle üniversitede serbest bırakılacağını anlattı Mersin’de. Yahu hocam mecbur musunuz bunları söylemeye? Kendi genel başkanınız sizi ciddiye almazken nedir bu telaş böyle?
NTV’yi izlerken utanç duydum
Dün NTV’deki “Son Yolculuk” adlı olağanüstü belgesel Atatürk’ün önce İstanbul’dan Ankara’ya, Etnoğrafya Müzesi’ne, ardından 15 yıl sonra Anıtkabir’e nakledilirken çekilmiş filmleri içeriyordu.
Nefesimi tutarak izledim bu enfes belgeseli. Gerçi daha önce de benzer görüntüleri izlemiştim yıllar içinde. Ama bu kez farklı gözlemlemeye çalıştım.
Gerek 1938’de gerekse 1953’te yüzbinlerce insanın Atatürk’ü nasıl bir sevgi seli halinde uğurladığını görmek beni çok duygulandırdı.
O törenlerde yüzbinlerce insanı bir arada görme şansı yakaladım. Taaa 1938’de insanların nasıl giyindiklerini bir kere daha gördüm. İzleyenler de fark etmişlerdir, o günkü giyim kuşam görüntüleri ile bugünküler arasında büyük fark var. O yüzbinlerce insanın içinde bugün bize zorla dayatılan, türbandan eser yok.
İnsanlar belki bugünkü kadar şık olmayan ama tertemiz giysiler içinde. Kadınların neredeyse tamamının başı açık. Başı kapalı olanlar da bildiğimiz başörtüsünü takıyor. Aynı manzara 1953’te de var. Peki ya günümüzde? Sözde demokrasi ve fikir özgürlüğü adına sokakları doldurmuş kara çarşaflar, türbanlar, cüppeler. O belgeseli izlerken Türkiye adına utanç duydum. 1950’lerden beri adım adım Türkiye’yi bu hale getirenleri de “sevgiyle!” andım.
‘Hepimiz Amerikancıyız’
Cumartesi günü AKP’nin yayın organlarından Yeni Şafak Gazetesi’nin sürmanşetini okurken gülümsemeden edemedim. Sürmanşet aynen şöyleydi: “Oval Ofis virajı” Haber şöyle devam ediyordu: “İki hafta öncesine kadar Kuzey Irak’ı hedef alan Baykal, Beyaz Saray’daki Erdoğan-Bush zirvesinden sonra ‘U’ dönüşü yaptı: Türkiye 30 yıl sonrasını düşünerek hareket etmeli.”
Haber tahmin edeceğiniz gibi Baykal’ın Güneydoğu ve Kuzey Irak sorunları ile ile ilgili yaptığı yeni değerlendirmeyi konu alıyor.
Manşeti okuduğunuzda Baykal eleştiriliyor sanıyorsunuz. Ama öyle değil. Tam tersine gazetenin bir yazarı hemen manşetin içine yerleştirilen yorumunda Baykal’ın nihayet bir devlet adamı gibi konuştuğunu savunuyor.
Buradaki incelik şu: Baykal da Amerika’dan korktuğu için tavır değiştirdi.
Kısacası: Amerika’dan korkan, onun bir dediğini iki etmeyen sadece biz değiliz. Bakın Baykal da Amerikan yanlısı oldu ve ‘U’ dönüşü yaptı.
Bu propaganda bir süredir yapılıyor. İşin içine asker de karıştırılıyor. Askerler belki bilmiyorlar ama vatandaş kendi arasında konuşurken askerin de Amerika’ya bağımlı olduğunu söylemekten çekinmiyor. Özellikle AKP çevrelerinde konuşulan şu: Asker Amerika’ya rağmen hiçbir şey yapamaz. Eğer yapmaya kalkarsa maaş bile alamazlar. Irak’a girmeye cesaret edemezler.
Bu propaganda toplumun cahil ve eğitimsiz kesiminde hayli etkili oluyor ve AKP’nin Amerikan yandaşlığını önemli ölçüde perdeliyor. Öyle ya AKP Amerika’nın güdümünde, ama asker de öyle değil mi? Şimdi buna bir de Baykal eklendi. Demek ki neymiş: “Yaşasın hepimiz Amerikancıyız.” O halde Türkiye’nin kurtuluşu yakındır.

