Güneydoğu’da askerin kanı akıyor

Haberin Devamı

Sevgili okurlar; iktidarın artık ABD’nin talebiyle başlattığını kendisinin de kabul ettiği Kürt açılımı konusunda en rahatsız edici sloganı “Siz anaların ağlamasını mı istiyorsunuz, siz barış gelmesin kan aksın mı istiyorsunuz.” Bu, iktidarın yaptığını gizlemek ve sorgulamaları en demagojik biçimde sindirmek için bulduğu bir yöntemin bir parçası.

Adı bile demagojik

İktidar, ABD’nin Irak’tan çekilme kararı üzerine gelen “Bölgeye siz hâkim olun, bunun için Kürtlerle bir anlaşma zemini bulun” ricası(!) üzerine harekete geçerek önce “Güneydoğu” sonra “Kürt açılımı” adını verdiği, içinde ne olduğu belli olmayan bir açılıma kalkıştı. Ancak daha sonra gelebilecek tepkileri önlemek adına açılıma “demokratik” adını koydu.

Kim kan döküyor?

Tarih bilgisinden yoksun, pek okumayan, olayları izlemeyen, düşünmek yerine başkalarının söylediğine uymayı tercih eden ve böylelikle kafasının rahat olduğunu sananları kandırmak en azından nötralize etmek amacıyla sürdürülen bu politika ile insanların beynine “Güneydoğu’da kan akıyor, analar ağlıyor, bunu bitirelim” klişesi yerleştiriliyor. Kimseye “Güneydoğu’da kim öldürülüyor?” sorusu sordurulmuyor.

PKK saldırı başlattı

Oysa Güneydoğu’da ölümler çok geride kalmıştı. 2000 yılına geldiğimizde neredeyse sıfır terör vardı ve kimse ölmüyordu. Bu 2006’ya kadar sürdü. Sonra birdenbire PKK saldırıları başladı yine. Asker yollarına mayın döşendi, karakollar basıldı, askerler şehit edildi, kaçırılıp rehin alınanlar oldu. Bu süre içinde güvenlik güçleri sadece takip yaptı. Karşı karşıya gelme sırasındaki çatışmalar sırasında ölen birkaç terörist dışında PKK adına ölüm olmadı.

PKK propagandası

Bu durumda “analar ağlamasın, kan dursun” söylemi PKK propagandasından başka bir şey değildir. Çünkü PKK ısrarla kendisini adeta devlet yerine koyarak “Silahlar bırakılsın, ateşkes sağlansın” söylemi ile politika yapıyor ve Türkiye’deki bazı devlet organları bile büyük bir aymazlık içinde bu propagandaya alet oluyor.

Türkiye öldürmüyor

Gerçeği görelim. Türkiye şu anda Güneydoğu’da sadece teröre karşı savunma halinde. Sınır dışı operasyonlarda kullanılan uçaklar insansız alanları ya da yakınlarını bombalayarak caydırıcılık yapıyor. Eğer olaylarda ölen PKK’lı varsa, bunlar da baskınlar sırasında açılan karşı ateşle öldüler, operasyonlarla değil. Demek ki şu anda ağlayan analar varsa asker analarıdır.

Terörü ayırmalıyız

Bu durumda Kürt açılımında “analar ağlamasın” sloganının arkasına sığınmak sahtekârlıktan başka bir şey değildir. Herkesin anlaması gereken gerçek şudur: “Eğer kan dursun isteniyorsa, bütün Kürtler de el birliği yapıp PKK’nın silah bırakmasını talep edecektir. Bir devletin karşısında bir terör örgütü silah bırakma pazarlığı yapamaz, silahı kendi bırakır.”

Ve daha açıkçası

Biraz daha açayım. İktidarın zayıflığından yararlanan terör örgütü PKK şunu diyor: “Beni ortadan kaldırmaya çalışmayın. Bunu yaparsanız daha çok can alırım, çok anayı ağlatırım.” Kısacası PKK Türkiye devletini açıkça tehdit ediyor ve “sizi kana boğarım” diyor, iktidar ve yandaşları bu propagandaya boyun eğerek halkı “hümanist” duygularla etkilemeye çalışıyor.

Batman’da bir gün

Cumartesi günü Batman’daydım. Kısa bir süre sonra partisini resmen kuracak olan Mustafa Sarıgül’le birlikte bu güzel kentimize gittim. Sarıgül ve hareketi ile ilgili gözlemlerimi yarından itibaren yazacağım. Çünkü yaklaşık iki yıldır Sarıgül’ü izliyorum ve artık çok dikkatle incelenmesi, ciddiye alınması gereken bir aşamaya geldiğini düşünüyorum.

Sokakta hararetli sohbet

Mustafa Sarıgül, hareketinin Batman İl Teşkilatı’nı açarken ben de otobüsten inip kalabalığa karıştım. Televizyonlarda çok görünmenin avantajı ile tanındığım için çok kısa bir süre sonra etrafım kalabalık tarafından çevrildi. Batman’daki pek çok farklı görüşle sohbet etme olanağı buldum. İlk izlenimim şu oldu: “Herkesin yüzünde bir umut ışığı var.”

Açılıma destek olun

Kimileri oynadıkları oyunu bozduğum için beni Kürt açılımına karşı, Kürtlere karşı koyu bir Türk milliyetçisi, buradan hareketle statükocu, cuntacı görmeye kalkabilir. Ama halkın arasına girince durum farklı oluyor. Çevremde toplanan ve Kürt kimliklerini büyük gururla açıklayanlardan biri bile olumsuz bir tepki göstermedi. En sert tepki “Açılıma karşı çıkmayın, bu tüm Türkiye için gerekli” sözleriydi belki de.

Çok itiraz yok

Konuşabildiğim Batmanlılar da yapılan ağır propagandaların etkisi altında doğal olarak. Örneğin dil konusunda önce çok sert konuşuyorlar, ama sohbet biraz ilerleyince bu sıkıntıların çoğunun kalktığını kabul ediyorlar. İşsizlik çok ciddi bir sorun. Gencecik insanların sokaklarda boş boş gezmesi herkesi rahatsız ediyor. Çiftçiler ise “AKP geldi çiftçilik öldü, bunları niye yazmıyorsunuz?” diye tepki veriyor. Galiba sohbetlerde en stresli anlar bunlardı. Çünkü çiftçi medyaya çok kızıyor sorunları yazmadığı için.

‘Bizi Türkleştirmeyin’

Daha uzun sohbet ettiğim, yüzü umutla gülen bir genç “Bizi Türkleştirmeyin” dedi örneğin. Ama bir başkası da (kulağıma eğilerek) “Burada bir sorun yok aslında, ama terör ortamının yarattığı öyle bir rant var ki, kimse sorun bitirilsin istemiyor” dedi. Batman’la ilgili aldığım bazı notlar var. Önümüzdeki günlerde bunları da paylaşacağım sizlerle.

Onur Öymen’e haksızlık

Meclis’teki Kürt açılımı görüşmelerinin ilk oturumunda Onur Öymen’in Dersim isyanı konusunda söyledikleri çok haksız ve adaletsiz biçimde tartışıldı. Öymen belki bazı örnekleri vermeyebilirdi, bu belki hataydı o kritik anlarda, ama Öymen’e yapılan saldırıların da insaf sınırlarını aştığını söylemeliyim.

Zamanlama hatası mı?

Onur Öymen’in söylediklerinde aslında yanlışlık yok. Sadece pek çok kimsenin duymak istemediği şeyler vardır, Öymen bunu dile getirdi. Nitekim bazı CHP’liler Dersim olayını konuşmak bile istemediklerini beyan ettiler. Konuşmayınca bir olay yok sayılamaz ki. Ama konuşulmayan olayın farklı yönlerini zamanlama hatası yaparak bile söylemek bir anlamda aydınların görevidir.

Dursun Çiçek olayı

Darbe belgesi hazırladığı ileri sürülen Albay Dursun Çiçek yine önce tutuklandı sonra serbest bırakıldı. Önceki haftadan beri hem yazılarımda hem televizyonlardaki konuşmalarımda “hukuken bu albayla ilgili bir suçlama yapılması mümkün değil, çünkü elde kanıt yok” diyordum. Nitekim mahkeme delil yetersizliğini ileri sürdü tahliye kararı verirken.

Albayı savunmak değil

Ruhat Mengi’nin programında “Bu belge tamamen bir komplodur, ne imza ne rapor gerçek değil, bu düşünceyi artık cesurca dile getirmek gerek” dediğimde o albayı savunmuyordum, anlayan anladı. Dediğim büyük bir oyun oynandığı idi. Önce ortaya fotokopi belge koyanlar, sonra bunların orijinalinin imha edildiğini açıkladılar bir ihbarcıya dayanarak. Demek ki delil yoktu. Anlatmaya çalıştığım albayın bu nedenle suçlanamayacağı idi, öyle de oldu.

Dinleme rezaletleri

Yıllardır yakındığımız ve üzerine ağır yazılar yazdığımız “yasa dışı veya yasaya uygun dinlemeler” konusu sonunda rezalet boyutuna çıktı. Yargıtay’ın bile dinlenmeye kalkışılması, hâkimlerin savcıların izlenmesi sonra bunların medya ile paylaşılması ne demokratik yapıya ne hukuk düzenine uyuyor. Ama ağızlarından bu iki kavramı hiç düşürmeyenler bu kepazelik karşısında seslerini çıkarmıyor, çıkaranlar da cansiperane savunuyor. Hepinize iyi haftalar...

DİĞER YENİ YAZILAR