Güneydoğu Barzani’ye emanet

Haberin Devamı

Sevgili okurlar geçen hafta başta CHP olmak üzere partilerin “aslında kendilerinden olmayan” çevrelere karşı açılımlarını izlemekle geçirdik. CHP çarşaflı bir kadına rozet takarken MHP ve AKP ise Alevi kesime ne kadar yakın olduklarını anlatmak için yarıştaydı.

Ekonomi tabii ki önde

Bu açılımlar başlarken ekonomi elbette gündemin baş köşesinde oturuyor ve kriz Türkiye’yi tehdit etmeye devam ediyordu. İktidar geç kalmış da olsa bir dizi ekonomik önlem alınacağını açıkladı, ana hatlarını da sızdırdı. Bu kadar geciktikten sonra bir yarar sağlayacak mı orası şu anda meçhul tabii.

Pek konuşulmayan gelişme

Kamuoyu “yarın ne olacağım” telaşı içinde günlük durumuna bakarken, sessiz sedasız yaşanan bir gelişme bana göre pek hak ettiği yeri bulamadı gündemde. O da ABD’nin Irak’la vardığı anlaşmaydı. Anlaşma kabaca Irak merkezi hükümetinin güvenlik konusunda tam yetkili olduğunu belirtiyor.

Türkiye’yi ilgilendiren bölüm

Bu anlaşmanın Türkiye’yi ilgilendiren bölümü ise biraz endişe verici. Çünkü anlaşma yürürlüğe girdiğinde Türkiye sıcak takip ya da sınır ötesi operasyon yapmak için Bağdat hükümetinden resmen izin istemek durumunda kalacak. Şu anda bu izni ABD’den alıyoruz. En azından kamuoyunun dikkatini çeken bir tatsızlık yaşanmadı fazla. Ama yetki Irak’a geçince?

Barzani faktörü

Sevgili okurlar bu özet bilgiyi verdikten sonra asıl konuya gelmek istiyorum. ABD-Irak anlaşması, bölge hayli uzun zamandır çok ciddi bazı hazırlıklar ve planlar yapıldığını ortaya koydu. Bunlara Türkiye’nin de dahil olduğu konusunda hep ciddi şüphelerim oldu. Nitekim köşeyi izleyenler bu konudaki yazılarımı hatırlayacaktır.

Şüpheler kesinleşiyor

Şu anda geldiğimiz noktada bu şüphelerimin kesinleşmeye başladığını fark ediyorum. Türkiye ABD’nin de güdümünde, bölgede henüz kamuoyuna açıklanmamış olan bazı taahhütlere girdi. Bunun başında Kuzey Irak’ta ilan edilmemiş Kürt Devleti’nin Başkanı Barzani Türkiye’nin muhatabı konumuna getiriliyor.

Barzani’nin derdi

Barzani, PKK terörüne kısmen engel olarak ama mevcut AKP iktidarını destekleyerek hem güvenliğini sağlamak hem de gelecekteki adımların altyapısını hazırlamak istiyor. Böylelikle bir yandan Türkiye’nin desteğini alırken diğer taraftan meşruiyetini artıracak.

AKP’nin işine geliyor

Anlaşıldığı kadarıyla Barzani Türkiye ile ilişkilerini daha sağlıklı yürütebilmek için Güneydoğu’da siyaseten AKP’nin egemen olmasını daha doğru buluyor. Bu nedenle artık açıktan açığa AKP’ye destek vermeye ve bölge halkına “yerel seçimlerde oyunuzu DTP’ye değil, AKP’ye verin” demeye başladı.

Resmi politika da böyle

Sevgili okurlar, AKP’ye çok yakın olan Kürt kökenli kimi gazeteci ve siyasetçi geçtiğimiz günlerde bol bol TV ekranlarına çıkıp sorunla ilgili çözüm önerilerini dile getirdiler. Burada gördüğüm ortak nokta, özetini yazmaya çalıştığım Barzani açılımının aslında devletin resmi politikası olduğunu belirtmeleriydi. Hatta bu konuda Milli Güvenlik Kurulu’nda da karar alındığını söylediler.

Asker de böyle düşünüyor

Barzani’nin muhatap alınmasının Milli Güvenlik Kurulu kararı olduğu iddialarına henüz bir yalanlama gelmedi. Bence gelmeyecek de, çünkü resmen açıklanmasa da bu doğru. Bunun da ötesinde Silahlı Kuvvetler’in de Güneydoğu’da DTP’ye karşı AKP’nin kazanmasını istediği artık bilinmeyen gerçek değil.

Asker AKP işbirliği

Anlaşıldığı kadarıyla asker Güneydoğu’da Kürt kökenli olmayan bir adayın siyaseten başarılı olamayacağını görüyor. Bu durumda muhatap olacak siyasi kişinin DTP’li olması yerine AKP’li olması tercih ediliyor. Bu yüzden askerin bölgede AKP’ye destek olarak, seçimleri kazanması için çok yoğun bir faaliyet içinde olduğu yolunda ciddi haberler geliyor.

Barzani çok rahat

Türkiye resmi olarak tercihini bu yönde koyarken, bundan cesaret alan Barzani’nin, Türkiye’nin onurunu kırıcı davranışlarda bulunması ise en azından şahsen benim canımı acıtıyor. Bağdat’ta Türkiye Irak resmi görüşmelerine, kaçırılan askerlerin teslim törenine katılan henüz resmen kurulmamış Kürdistan devletinin içişleri bakanının gönderilmesi her halde iyiniyetle açıklanamaz.

İp orada kopmuştu zaten

Ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Türkiye zaten o devir teslimde her şeyi kabullenmiş ve kaybetmişti. Sınırımızın iki kilometre ötesinde PKK örgütünün ileri gelenleri toplanmışlar ve törenle adeta “esir teslimi” yapmışlardı. Türkiye buna ağzını bile açamamıştı. Şimdi o törene katılan sözde bakanın karşımıza görüşmeci olarak çıkarılması hiç de yadırgatıcı değil. Her ülke hak ettiği kadar itibar görür.

DSP’den gelen tepkiler

Sevgili okurlar, geçen hafta yazdığım “CHP bu kez DSP ile ittifak yapmasın” yazım doğal olarak hayli tepki aldı. “Çok doğru, artık bu oyun bitsin” diyenler tahmin ettiğim gibi ezici bir çoğunluktaydı. Buna karşı çıkanlar ise sadece DSP’liler oldu.

“Çok güçlüyüz” diyorlar

DSP adına tepki gösterenler bu partinin arkasında büyük halk desteği olduğunu ve ilk seçimlerde büyük zafer kazanacaklarını ileri sürüyorlar. Eh herkes istediğini söyler, şunun şurasında ne kaldı seçime, sonuçları hep birlikte göreceğiz.

Öğretmenler günü

Sevgili okurlar bugün Öğretmenler Günü. Annesi babası çok uzun yıllar eğitime hizmet vermiş biri olarak öğremenlerin değerini en iyi bilenlerden biri sayıyorum kendimi. Başta hem anne baba olarak hem de hâlâ öğretmenlerim olan ve bugünlere gelmemi sağlayan annem babam olmak üzere tüm öğretmenlerin bu anlamlı gününü kutlamak istiyorum. Türkiye onlar sayesinde ayakta.

Erdoğan’ın tehdidi

Ekonomik kriz konusunda bunalan Erdoğan neden gittiğini anlayamadığım Hindistan’da çok ilginç çıkışlarda bulundu. İş dünyasını ve bankaları suçladı sonra da adeta halkı tehdit eder gibi “Seçimde ikinci olursam çeker giderim” dedi. Bunu zamanında Turgut Özal da yapmıştı. Sonunda olay tehdit olmaktan çıktı, halk desteğini çekti ve ANAP batışa doğru yola çıktı.

Aşırı popülizm kendini de yakar

Bu arada Erdoğan “hamdolsun” deyişi hakkında da son derece popülist bir yaklaşımla, kendisinin her daim Allah’a şükreden birisi olduğunu söyledi. Dini siyasete alet etmekte gittikçe ustalaştığını hissettiğim Başbakan bu sözlerle eğitim ve kültür düzeyi düşük kitleleri elbette etkileyecektir, ama devlet adamlığı vasfını iyice kaybetmekte olduğunu söylemeliyim.

Ve ekonomik sıkıntı

Sevgili okurlar bu hafta ekonomiden çok fazla söz edemedim. Ancak yarın ekonomik durumu, Tayyip Erdoğan’ın en sevdiği yöntemle, futbolla anlatmaya çalıştığım bir yazı hazırlıyorum. Okumanızı şimdiden tavsiye ederim.

Hepinize iyi haftalar....


***



Ne kadar az yüksekten uçarsan, düştüğünde o kadar az incinirsin. Tibet atasözü

DİĞER YENİ YAZILAR