AKP’nin en büyük şanssızlığı parti olarak ciddi bir devlet geleneği yaşamadan tek başına iktidara gelmesi oldu. Gerçi bu partinin kurucuları ve yöneticileri arasında yıllarca parlamentoda temsil edilen hatta hükümet içinde yer alan isimler olmasına rağmen AKP parti olarak bir deneyim kazanmadan her şeyin başına geçti.
Ve AKP demokrasinin tam hazmedilmediği her ülkede görüldüğü gibi tek parti istikrarını tek parti diktatörlüğü sanma hastalığına kapıldı. Buna bir de parti üst yönetiminin ve tabanının dini hassasiyetleri öne çıkararak ülkeyi biraz da bu kurallarla yönetme hevesi eklenince ülke bugün geldiği gergin noktaya ulaştı.
Bu nedenle AKP’nin tek parti diktatörlüğüne dönüşen tek parti iktidarının sona erdirilmesi demokratik olarak kaçınılmazdır.
AKP’nin yerine bir başka partinin tek başına iktidara gelme olasılığı az olduğuna göre Türkiye bu kez gerçek anlamda koalisyon dönemiyle tanışmak ve bunu yaşamak zorundadır.
İlk yazımda da söylediğim gibi koalisyon öyle korkulacak, ülkede istikrarı sıkıntıya sokacak bir sistem değildir. Demokrasinin iyi öğrenilmesi ve hazmedilmesi için okul niteliğindedir ve Türkiye’nin buna ihtiyacı vardır.
Türkiye demokrasiye daha çabuk ulaşmak için devrim niteliğinde değişimler yapmak zorundadır.
Bugüne kadar koalisyonlar seçim sonuçlarına göre bir zorunluluk olarak ortaya çıktı. Her parti öncelikle tek başına iktidara geleceğini sanarak seçim yarışına girdi, ortaya çıkan durum karşısında koalisyonlara boyun eğdi.
O halde artık devrimi gerçekleştirelim ve bunu seçimden sonra bir zorunluluk olarak yaşamak yerine seçimden önce başaralım.
Yapılacak ilk seçime partiler ikisi hariç barajı geçmek için hazırlanıyor. Ve barajı yarım puanla bile geçeceğine inanan parti iktidarın da ortağı olacağı hayalini kuruyor.. Parti liderleri “yeterki barajı geçelim, ondan sonra nasıl olsa iktidarın içindeyiz” hesabı yapıyor.
İşte hata burada. Barajı geç ve anahtar parti ol, iktidarın ucundan tut. Bunun ülkeye hiçbir faydası yok.
Oysa parti liderleri “ittifaktı, birleşmeydi” gibi hayaller peşinde koşacaklarına seçimden önce koalisyon kurarlarsa hem güçlü biçimde iktidara gelirler hem de halkın umudu olurlar.
Yapılacak iş çok basit. İki, üç ya da (tercih etmem ama) dört parti masaya oturmalı. Ortak olarak inanacakları ve güvenecekleri bir kamuoyu anketi yaptırmalı. Bu anketin sonunda en çok oyu alan hangi partiyse onun başkanlığında bir koalisyon kurulacağı açıklanmalı.
Partiler kendi tüzel yapılarını hiç bozmadan içlerinde birinci görünen partinin çatısı altında milletvekili listelerini yapmalı. Parti liderleri kamuoyunun önüne çıkıp bu koalisyonu ilan ettikten sonra, geliyorum en önemli noktaya; koalisyon protokolünü, hükümet programını ve hatta hangi bakanlıkların hangi partiye verileceğini açıklamalı. Liderler bu anlaşmadan caymayacaklarına söz vermeli. Bu halkta büyük güven yaratacaktır.
Seçimlerden sonra Meclis’in açılış gününde herkes kendi partisine dönmeli. Uzun boylu görüşmeler yapılmadan önceden ilan edilen hükümet protokolü çerçevesinde hükümet kurulmalı ve hemen programını da devreye sokmalı.
Bakın bu demokratik bir devrim olur. Türkiye’nin buna ihtiyacı vardır. Ayrıca böyle bir fırsat bir daha da ele geçmez.
Kadın bakan olmanın şartı “okey” oynamak
Kadından Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’nun bir fotoğrafını gördüm gazetelerde. Nimet Hanım Yaşlılar Haftası nedeniyle ziyaret ettiği Zeytinburnu Semiha Şakir Huzurevi’nde üç erkek yaşlı ile masaya oturup iki el “okey” oynamış. Fotoğrafı görünce Necmettin Erbakan’ın kurduğu Refahyol hükümetinin kadın bakanı Meral Akşener geldi aklıma.
Meral Hanım da, sanıyorum Doğu illerinden birine gittiğinde bir kahveya girmiş ve erkeklerle okey oynamıştı.
Ne ilginçtir, bugüne kadar “okey” oynayan bir erkek bakan fotoğrafı görmedim. Ama değişik hükümetlerdeki iki kadın bakan erkeklerin arasına dalıp, en yaygın kahve oyunu olan “okey” oynamaktan çekinmiyor. Okey öyle masaya oturulduğu anda öğrenilip oynananacak bir oyun değil. Demek ki kadın bakanlar okeyle daha önceden tanışmışlar ve oynamışlar.
Eleştirmek için yazmıyorum. Aslında çok da hoşuma gitti. Erkekler “aman siyasetçi oyun oynar mı” kasıntılığı içinde dolaşırken iki kadın bakanın çekinmeden masaya oturup “okeye dördüncü olmaları” bana çok sempatik geliyor.
Anıtkabir’e akan onbinlerce kişi
18 Mart Çanakkale Zaferi için sadece Gelibolu’da değil yurdun pekçok yerinde törenler yapıldı. Ama bana göre en anlamlı tören Anıtkabir’de yapılanıydı. Bu gazetelerde nedense büyük yer almadı.
Bugüne kadar 18 Mart kutlamalarında Anıtkabir’in bu kadar dolup taştığını hiç görmemiştim. Oysa bu yıl Anıtkabir mahşer yeri gibiydi.
Bu herhalde durup dururken olmuyor. Laik cumhuriyete, Atatürk ilke ve devrimlerine, demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne inanan milyonlarca sessiz insan son iki yıldır tepkisini Anıtkabir’e giderek gösteriyor. Cumhurbaşkanlığını bir oyuna çevirip Türk halkı ile adeta kafa bulan Tayyip Bey ve AKP kurmaylarının Anıtkabir görüntülerini izlemelerini tavsiye ederim. Halkı sadece kendisine oy veren yüzde 25 olarak görmenin yanlışlığını belki anlarlar. Bu sessiz çoğunluk, anlamayanlara zamanı geldiğinde gerçeği gösterdiğinde kimse üzülüp darılmasın.

