Sevgili okurlar; geçen haftaya damgasını 1 Mayıs rezaleti vurdu. Başbakan’ın iktidar gücünü göstermek adına çalışanlarla girdiği inatlaşma hem çok acı bir gün geçirmemize hem de tüm dünyanın önünde küçük düşmemize neden oldu.
Anlamsız bir şekilde 12 Eylül darbesinin yasağının arkasına sığınan Erdoğan elbette kendisini destekleyenlerden tepki görmedi. Bu olay AKP’nin oyunda azalmaya neden olmayacaktır. Bu açıdan gönlü rahat olduğundan aynı rahatlıkla da konuşuyor.
Ancak; 1 Mayıs’ta iktidarın emriyle İstanbul’u kâbus yerine çeviren Vali ve Emniyet güçleri sanıyorum yaptıklarının hesabını mutlaka verecektir. Şu anda Başbakan ve bakanlarının desteği ile İstanbul’da bir şey olmamış gibi davranabilen Vali ve Emniyet Müdürü’nün makamlarını çok uzun süre koruyabileceklerini sanmıyorum.
Çünkü her ikisi de, artık mızrağı saklayamayan dinci medyada bile afişe olmuşlardır. Hastane bahçesine atılan gaz bombalarının, sopalarla dövülen insanların, dağıldığı halde hınçla saldırıya uğrayanların görüntüleri tüm dünyaya yayıldı. Son iki günde dünyada en çok izlenen görüntüler bunlar. Bizim gibi tam demokratik olmayan ülkelerde bile mülki yöneticiler bu kadar açığa çıkmış suç kanıtlarına rağmen direnemezler.
Sevgili okurlar; 1 Mayıs’ta yaşananlar akıl ve mantıkla açıklanamayacağı gibi vicdanla da tanımlanamaz. İktidarın emriyle halkına saldıranlar resmi ağızlardan dilimize yeni kazandırılan “orantılı güç” kullanma yolunu seçmemişler ve bunu gaddarlığa taşımışlardır. Kapalı alana sıkışmış onlarca insanın üzerine gaz bombası atmayı herhalde kimse izah edemez.
Geçtiğimiz haftanın bir diğer önemli olayı da sevgili okurlar; AKP’nin kapatma davasına karşı savunmasını ek süre istemeden ve hatta normal süre bitmeden Anayasa Mahkemesi’ne vermesiydi. Bu konuşulmasına rağmen pek de beklenmiyordu. AKP’liler dahil ek süre istenerek zaman kazanılacağını sanıyordu. Buna karşın benim tahminlerim aksi yöndeydi. AKP’nin acele edeceğini düşünüyordum, aldığım bilgiler de bunu teyit ediyordu. Tayyip Bey’in neden acele ettiğine ilginç bir yorum getiren konuşmayı sizinle yarın paylaşmak istiyorum.
Sevgili okurlar geçen hafta nefret ettirici bir şey daha yaşadık. Kimilerinin “sanatçı” diyerek göklere çıkardığı türkücü İbrahim Tatlıses haftada 65 bin lira parayı beğenmemesini eleştiren Mustafa Mutlu’ya ağıza alınmayacak hakaretler savurdu, üstelik hükümetin kontrolündeki bir TV kanalındaki canlı yayında.
Mustafa Mutlu elbette gereken cevabı verdi, ama bu yeterli olamaz. Başta RTÜK olmak üzere tüm medya dünyasının bu terbiyesizliğe gereken cevabı vermesi gerekiyor. Eğer gereken yapılmazsa bu, tüm medyanın da ayıbı olur.
Hepinize iyi haftalar
Genelde insanlığın kaderi, hak ettiği olacaktır.
Albert Einstein
Mısır’dan kömür
İnsanın aklına bazen garip sorular takılır. Cevabını da bulmakta zorluk çeker. Çünkü en önemlisi, bu soruları kime soracağını bilemez. İşte bu nedenle bazı sorularımı “ilgilisine” sormak istiyorum. Üzerine alınan biri olursa ve cevaplarını biliyorsa lütfen göndersin.
1- Türkiye’nin önümüzdeki yıl termik santrallarda kullanılmak üzere kömür ithalatı yapması söz konusu mu?
2- Bu ithalatın yapılacağı ülkeler arasında Mısır var mı?
3- Çok önemli bir ismin oğlu geçtiğimiz günlerde Mısır’a gitti mi?
4- Kahire Büyükeçliğimiz bu kişi için seferber olup Mısır’ın önemli bakanlarından randevu almak için çaba harcadı mı?
5- Bu mahdum bey Büyükelçiliğin sağladığı randevular sayesinde bazı bakanlarla görüştü mü?
6- Kömür ithalatını bu mahdum beyin yapma olasılığı nedir?
Pilotlar da gecikmelerden sıkıntılı
Geçen haftayı adeta havada geçirince uçakların sürekli gecikmeli kalktıklarını gördüm. Önce İzmir’e gittim. Uçağa zamanında bindik. 20 dakika durduğu yerde bekledik, 20 dakika da pistte. Toplam 40 dakika rötar. İzmir dönüşünde bir saat rötar olduğu bildirildi, alanda bekledik.
Ardından Adana’ya gittim. Bir saat rötarlıydı. Uçakta pilotlar kokpite davet ettiler. İnişte merkezden bilgi geldi, dönüşte
1 saat 20 dakika rötar vardı.
Bunun nedenini pilotlara sordum. Hiç aklıma gelmeyen bir gerekçe anlattılar. Meğer Atatürk Havalimanı radar sistemi yenileniyormuş. Bu nedenle uçak iniş aralığı ortalama 6 dakikaya çıkmış. Zaten çok yoğun trafiği olan Atatürk Havalimanı tıkanma noktasına gelmiş böylelikle.
Bilgiyi veren kaptan pilot “Bu bizi de çok sıkıntıya sokuyor, yolcuyla biz karşı karşıya kalıyoruz ve açıklamakta zorluk çekiyoruz”
dedi. Bu durum 15 gün kadar daha devam edecekmiş
Oysa keşke her havayolu şirketi pilotlarına kalkıştan önce yolcularına bu bilgiyi aktarma talimatı verse. Ayıp bir şey yok ki. Hem yolcular rahatlar hem de uygar bir davranış olur bu. Herkes benim gibi gazeteci olmanın avantajını kullanıp gerçeği öğrenemez ki.
“Havaalanına türban takıp mı gelelim?”
Milliyet Gazetesi’ne çok teşekkür etmek istiyorum. Atatürk Havalimanı güvenlik geçişlerinde türbanlı kadınlara ayrıcalık yapıldığını yazmıştım 15 gün kadar önce. Her zamanki gibi dinci çevreler buna “Yalan, kanıtı var mı, öyle birinin anlatmasıyla olmaz” korosuyla karşı çıkmıştı.
En komik olan ise havalimanı güvenlik teşkilatının müdürünün “Böyle şey yok, ama eğer tarih ve saat verirseniz kameralardan bakarız” demesiydi.
Bunların hiçbirine gerer kalmadı, Milliyet Gazetesi geçen hafta bir gün boyunca güvenlikten geçen kadınları görüntülemiş. Haberde başı açık olan kadınların ceketlerinin, kemerlerinin, ayakkabılarının, aksesuarlarının çıkarıldıktan sonra x-ray’den geçirildiği, buna karşın türbanlılara bunların hiçbirinin yapılmadığı sadece bazılarının üstünün kadın görevlilerce elle arandığı belirtiliyordu.
Geçen hafta iki kez Atatürk Havalimanı’ndan uçağa bindim. Bu kez aynı gözlemi kendim de yaptım. Güvenlik görevlileri başı açık kadınlara hasım gibi davranıyor. O kadınları soydurmaktan, eğilip bükülüp ayakkabı çıkarıp giymelerini izlemekten adeta keyif alıyorlar.
Duruma isyan eden bir kadının “Keşke türban takıp gelseydim, bakın öteki kapıdan türbanlılar nasıl kolay geçiyor” demesini sadece donuk gözlerle izlediler. Güvenlikten geçtikten sonra bir görevliye “bunu neden yaptıklarını” sordum. Aldığım cevap çok ilginçti. “Amirlerimizden gelen emir böyle. Türbanlıya dokunmamamızı istiyorlar. Onlar kameradan bakıyor. Bazı türbanlı kadınları kapalı bölmeye davet ediyoruz, orada aranıyorlar” dedi.
Havaalanı güvenlik teşkilatı havaalanını işleten şirkete ait. Bu şirketin sahibi AKP’nin en büyük destekçilerinden. Anladığım kadarıyla emirler de buradan geliyor. Böylelikle başı açık kadınlar adeta hakarete uğratılarak yıldırılmaya çalışılıyor. Bu kişi de iktidara olan bağlılığını herhalde böyle kanıtlamaya çalışıyor.
İyi de din devletine gidişte bu kadar fedakârca çaba göstermek, bunun olmaması halinde nasıl bir bedele dönüşür acaba bu AKP’li iş adamı bunun farkında mı?

