Gözaltı, aşağılamanın bir yöntemi olmamalı

Haberin Devamı

Yıllar önce de yazmıştım, yine yazmak istiyorum. Çünkü bazı konular var ki, ne kadar yazarsanız yazın hiçbir şey değişmiyor.

Şu gözaltı konusu örneğin. Elbette hukukumuzda ve yasalarımızda yeri var. Bir iddia ile suçlanıyorsanız savcılık talimatıyla polis gelir sizi götürür ve sorgular. Sonra eğer gerek görülürse mahkemeye sevkedilirsiniz, kararı da mahkeme verir.

Ancak Türkiye’de, özellikle bazı konularda gözaltına alınmak demek aynı zamanda kişilik haklarınızın ayaklar altına alınması demek oluyor.

Hatta hukuksal bir konu olan gözaltı süreci insanlık dışı bir eylem olan işkenceyle eşdeğer hale geliyor.

Bakın ne oluyor? Sabahın kör karanlığında kapınıza kalabalık bir polis ekibi geliyor. Savcılık emrini göstererek sorgulamaya götürüleceğinizi söylüyorlar. Bu arada eğer yine mahkeme kararı varsa eviniz de aranıyor.

Sonrası tam bir facia. Emniyete götürülüyorsunuz. En az iki gün muhtemelen kapalı bir odada, eğer çok ünlü biriyseniz polislerin ya da müdürlerin oturduğu bir odada hiçbir şey yapmadan bekliyorsunuz.

Neden bu bekleme? Çünkü evinizde arama yapılmış, bazı şeylere el konulmuş. Bunlar inceleniyor ve bunlardan soru çıkartılıyor.

Sonra sorgu süreci başlıyor. Burada sorgucuların yöntemlerine karışmaya elbette hakkımız yok. Nasıl gerekiyorsa öyle davranıyorlar.

Ama gözaltında tutulduğunuz süre boyunca sakal traşı olmanıza izin vermiyorlar. Sonra duş yapamıyorsunuz, bırakın çamaşır değiştirmeyi, gömlek, ceket değiştirme hakkınız bile yok.

Sorguya ne zaman alınacağınızı bilmediğiniz için büyük ihtimalle uyumuyorsunuz da, ayrıca üzerinde kirli bir battaniye olan daracık odada uyumak da çok zor olsa gerek.

Peki gözaltında kişi neden sakalını kesemez. “Jiletle intihar edebilir” diyor örneğin bir polis memuru. O zaman berber gelir, ne olacak yani. Ya da ne bileyim elektrikli traş makinası kullanabilsin.

Haydi jiletle intihar edebilir, peki çamaşır ve gömlek değiştirmesine neden izin verilmez. Belli ki gözaltı süreci aslında insanların aşağılanması, küçük düşürülmesi, özgüvenlerini kaybetmeleri için yapılan uygulamaların bir bütünü.

4 ya da 6 gün içerde tutuluyorsunuz, sonra mahkemeye gitmek üzere sizi dışarı çıkarıyorlar. 6 günlük sakal, buruşuk bir gömlek, çuval gibi olmuş ceket ve pantolon. Yani normal zamanda serseri zannedileceğiniz bir halde kamuoyunun önüne çıkarılıyorsunuz. Buna kimsenin hakkı olmamalı.

Gerçi daha birkaç gün önce karakolda dövülen bir genç, hayata veda etti. Onun yanında bunun lafı mı olur diyeceksiniz ama işkence işkencedir. Sadece ölümler olunca aklımıza gelmemeli.

*****

Oldu mu ya şimdi Kurtlar Vadisi

Sen mafyayı halka sevdir. Yargısız infazı şirin göster. Canı istediği an istediği kişiyi öldüren adamı kahraman yap.

Bütün bunların “vatan sevgisi” için yapıldığını millete aşıla.

Derin devletin iyi bir şey olduğunu anlat.

Her devletin kendini korumak için yasa dışı yollara saptığını güzel güzel anlatıp bunu benimsettir.

Sonra da kalk Ergenekon’un bir terör ve hırsızlık çetesi olduğunu anlatmaya başla.

Ne bu yazdıklarım. Ne olacak Kurtlar Vadisi dizisi!

Kurtlar Vadisi’nin çok izlenen ilk bölümündeki kahraman Polat Alemdar kimi temsil ediyordu. Abdullah Çatlı’yı değil mi?

Susurluk Olayı’nın en önemli isimleri bu dizide kahraman yapılıp göklere çıkarılmamış mıydı? O dönemin kahramanlarına “bunlar çete” diyenlere karşı Kurtlar Vadisi kalkan olmamış mıydı?

Peki şimdi oynayan Kurtlar Vadisi Pusu da neyin nesi?

Eskiden kahramanlaştırılan kim varsa kötüleniyor. Örneğin, önceki bölümde Abdullah Çatlı’yı canlandıran Polat Alemdar’ın şimdi kimi temsil ettiğini anlamak mümkün mü?

Eski Kurtlar Vadisi üzerine yayılan bir “televizyon efsanesi” vardı. Güya senaristlere dizide anlatılan derin devletin asıl aktörleri yardım ediyor ve bilgi veriyordu.

Yeni televizyon efsanesi ise diziye yine senaryo desteği verildiği yolunda. Peki kim veriyor bu desteği! “Eski derin devlet öldü, yaşasın yeni derin devlet” diyenler mi yoksa?

Ya da derin devlet el mi değiştirdi?

Polat Alemdar ülke yönetimini mi temsil ediyor artık? Öyle ya, sanki sihirli el değdi de dizinin yeni bölümü Kuran-ı Kerim’le başladı.

Jandarma askerleri “terörist emekli paşaya” destek oluyor. Üniformalarıyla açıkça suç işliyorlar, Türkiye de seyrediyor. Cezaevi yönetimi adeta “terörist paşanın” emrine girmiş. Canı istediğinde giriyor, canı istediğinde çıkıyor.

İnsan merak etmeden de duramıyor ki...

*****

Krizden fırsat yaratmak

Başbakan Erdoğan dünyanın üzerine çöken ekonomik krizden Türkiye’nin etkilenmeyeceğini söyledi önce. Sonra bunu biraz yumuşattı ve “Tabii ki bize de etkisi olacak” dedi ve ekledi: “Ama bunun gelip geçici olduğuna hâlâ inanıyorum.” Bu kriz gelip geçici değil delip geçici aslında.

Ve Başbakan’ın en büyük beklentisi bu krizden bir fırsat yaratmak. İyi de kim bu fırsatı bulacak?

Kesin olan bir şey var ki, bu kriz iki kesime çok fazla zarar vermeyecek. Biri çok zenginler. Onlar kağıt üzerinde kaybedecekler ama varlıklar aynen duracak. Muhtemel iflaslar olursa, bilin ki onlar aslında zaten batmış durumdaydılar da farkında değillerdi.

Krizden etkilenmeyecek ikinci kesim çok yoksullar. Onlar zaten yardımlarla ayakta duruyorlar, bunlar devam ettikçe onların itirazı da olmayacaktır.

Bu krizin belini kıracağı kesim Türkiye’nin orta kesimidir. İşi olan, birikimleriyle ev, araba alabilen, iyi kötü tatile çıkan, modern hayatın gereklerinden yararlananlar için kötü günler geliyor.

İşsiz kalanlar, varlıklarını kaybedenler, borçlarını ödeyemeyenler bu kesimden çıkacak. Bu kesim için ne fırsatı söz konusu olacak?!

*****

İyi- kötü haber

Avukat hapishanede tutuklu müvekkiline gidip, “Sana bir kötü bir de iyi haberim var” demiş, “Kötü haber şu ki cinayet mahallinde bulunan kanın tahlil sonuçları geldi, bire bir seninkine uyuyor, dolayısı ile elektrikli sandalye cezan kesinleşti.”

Tutuklu korku içinde “Bu, bu, bunun üzerine iyi haber ne olabilir ki?” diye sormuş. Avukat sakince cevaplamış: “Kolesterolün sadece 200.”

*****


İnsan ne kadar yükselirse, gönlü o kadar alçalmalıdır. Cicero

DİĞER YENİ YAZILAR