Globalleşirken aç kalmayalım

Haberin Devamı

Olayın geçmişi Özal’lı yıllara dayanıyor aslında. Sovyet sisteminin iyice zayıfladığı, kapitalist Amerikan sisteminin dünyaya daha hakim olmaya başladığı dönemlerde “globalleşme” sloganı çok makbuldü.

Hâlâ da söylenen şu: Dünya değişiyor. Artık kimse yerel olamaz. Yerel olan eriyip gider. Dünyayla entegre olmak gerek. Dünya küçük bir köy haline geldi. Bugün artık kimse kendi kendine yetemez, Çin’in köyündeki adamın yaptığı saati takacak, Arjantin’de yetişen karpuzu yiyecek, Güney Afrika’dan gelen kömürü yakacağız.

Gerçekten de dünyanın gidişi bu yöndeydi ve ayak uydurmak zorundaydık. Ancak yine de bazı konularda dikkat çekmeye çalıştık hep. Örneğin tarım kesiminin bu mantıkla çok mağdur edildiğini, oysa Türkiye’nin kendine yeten 7 ülkeden biri olduğunu bildiğimizi söylüyorduk.

O zaman kıyameti koparıyorlardı. “Köylülük mü istiyosun, senin fiyatlardan haberin var mı? Buğdayı 1 liraya almak yerine neden 1.5 liraya mal edelim. Türkiye sanayileşecek, o kadar” diyorlardı.

Oysa istenen elbette köylülük değildi, ama halkın en temel ihtiyaç maddesi olan gıdayı bu kadar dışa bağımlı hale getirirseniz bir gün aç kalma tehlikesi baş gösterebilirdi.

Şimdi dünyada tarım ürünleri krizi çıktı. İktidar kabadayı bir tavırla sorun olmadığını söylüyor. Ama şimdilik. Yarın 1.5 liraya mal ettiğimiz için 1 liraya ithal etmeyi tercih ettiğimiz buğday 5 lira olursa ne yapacağız?

Tarlalarınızı çorak hale getirin, ithali daha ucuz diye tarım kesimini adeta öldürün, başını dik tutmaya çalışanlara da mazot ve gübre yükü ile eziyet edin, hayvancılığı yok edip elin deli dana etini yedirin sonra da buna “dünyalı olmak” deyin.

Türkiye tarihinde hiç açlık çekmedi. Hep kendine yetti. Ama şimdi açıkçası korkuyorum. Tarımı o kadar ihmal ettik ki dünyadaki kriz büyürse bizim halimiz daha berbat olur.

Bir de not: Eğer gıda fiyatlarındaki bu artış sürerse o ev ev yapılan yardımlar da sıkıntıya girer. Avantaya alıştırılan seçmen o zaman ne yapar artık bilemem.

*****

İntikam gibi

İlhan Selçuk kalp ameliyatı olduğu gün hastaneye ziyarete gittim. Görmek tabii ki mümkün değildi ama gıyabında Cumhriyet Gazetesi’ndeki arkadaşlara geçmiş olsun demek istedim.

Sohbet sırasında bir gazeteci dostumuz şunu anlattı; “İlhan Bey gözaltına alınmadan birkaç gün önce Fethullah Gülen’le ilgili bir yazı yazmış ve başlığını da (Feto) koymuştu. Ertesi gün Gülencilere yakın bir tanıdığım arayarak (İlhan Bey’in yazı başlığı iyi olmadı, Fethullah yerine Feto denilmesine çok öfke duyuyorlar. İnşallah bir şey olmaz) dedi. O zaman aldırmadım tabii ama birkaç gün sonra İlhan Bey gözaltına alınınca ve üstelik Ergenekon operasyonunun arkasında Fethullah Gülen’e yakın polislerin olduğu dedikoduları çıkınca içime bir kurt düştü.”

Hastaneden ayrılırken “İlginç ama galiba biraz fazla komplo teorisi” diye geçirdim içimden. Aradan iki gün geçti Adıyaman’da bir gazeteci Fethullah Gülen’e “Feto” dediği için tutuklandı.

*****

Bir boru reklamı

Özellikle haber televizyonlarda yayınlanan bir boru reklamı var. Hatırlatmak için özetleyeyim; ekranda bir sunucu, şiddetli yağıştan söz ediyor ve bir sokaktan canlı bağlantı yapacaklarını söylüyor. Canlı bağlantıya geçiliyor, buradaki sunucu yağan yağmurun şiddetini anlatırken sokakların dereyi andırdığını söylüyor ve sağa bakıyor. Bir sokak görüyoruz, şiddetli yağışa rağmen insanlar sanki güneşli bir bahar havasında dolaşır gibiler. Sonra sola bakıyor. Yine aynı manzara. Derken iş elbiseli biri başını uzatıyor ve “Biz bu sokaklara falanca boruyu döşedik, size buradan iş çıkmaz” diyor.

Ana fikir şu: Televizyonlar ön yargılı olarak haber yaparlar. Amaç haber yapmak değil, insanları veya kurumları karalamaktır.

Ve bu reklam dediğim gibi en çok haber kanallarında olmak üzere tüm televizyonlarda yayınlanıyor. Kimsenin de gıkı çıkmıyor.

“Efendim parasını verdikten sonra bize ne?” demek tabii ki mümkün. Elbette ar damarı çatlayınca her şeyi yapmanız mübah olabilir. Ama gazeteciliği böyle gösteren bir reklamın yayınlanmasından para kazanılmasını ben içime sindiremiyorum.

Merak ediyorum acaba örneğin CNN International kendi mesleklerini böyle aşağılayan bir reklamı, birkaç kat fiyata bile olsa yayınlar mı?

*****

Milletvekili dövmek

AKP işin ucunu iyice kaçırıyor artık. Meclis’teki tek kişilik muhalefete bile tahammül gösteremiyor. Bunları asla basit olay gibi geçiştiremeyiz. Bu iktidarın artık hem devlet ciddiyetini hem de otoriteyi kaybetmeye başladığının göstergesidir. Hiçbir partiye mensup olmayan bir tek kişiyi bile dövmeye kalkmak başka türlü izah edilemez.

*****

Biri sana kötülük ederse unut, ama sen

birine kötülük edersen

hiç unutma.

HALİL CİBRAN

*****

Unutulmaz armağan

Karadeniz’e Amerikalı bir tarım uzmanı gelmiş. Aylar boyu o köyden o köye koşturup gayretle çalışmış. Bölge halkına bilmedikleri birçok şeyi öğretmiş. Zaman içinde Amerikalı Karadenizlileri, Karadenizliler de Amerikalı tarım uzmanını pek sevmiş. Fakat her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi Amerikalı uzmanın da gitme vakti yaklaşmış. Bir gün köyün muhtarı halkı köy kahvesinde toplamış. “Uy hemşerularım” diye söze başlamış: “Ha bu adam bize çok eyilik etti, bunca zaman bize bir şeyler öğretmek için oradan oraya koşturdu. Ha bu adama giderken bir hediye versek diye düşünüyorum. Amma öyle bir hediye verelim ki baktıkça bizi hatırlasın, tuttukça bizi ansın, aklından hiç çıkmasın.” Köy halkı “Ne verelim, ne alalım” diye düşünürken, arka sıralarda oturan Temel bağırmış “buldum da, sünnet ettirelim.”

*****

Dayatma satış

Sevgili Can Bey; Ben size dayatma satışı anlatacağım. 14.04.2008 tarihinde aracımın fenni muyenesini yaptırmak için İzmir Çınarlı’daki şubeye gittim. Görevli geldi, çeşitli kontrollerden sonra, ilk yardım çantasını sordu her zaman aracımda hazır bulunan her şeyi tamam ilk yardım çantamı gösterdim. Ancak görevli “Olmaz” dedi. Hemen yanımızda uydurma ilk yardım çantası satan kişiler var. Tam muayene yapılan yerin içinde. “Bunlardan alacaksınız aksi halde işlem bitmez” dedi. Mecburen tıpkı başkaları gibi aldım. Tutarı 27 YTL, anlaşılan ortak çalışıyorlar. Bu dayatma soygunu dile getirirseniz menmun olurum. Teşekkürler. (F. G.)



DİĞER YENİ YAZILAR