Genç Cumhuriyet elbette endişelenecekti

Haberin Devamı

Sevgili okurlar; sizlere dün Kürt sorununun çözümü için ortaya çıkanların aslında samimi olmadıklarını, asıl amacın Türk kimliğini rencide etmek ve Türkiye Cumhuriyeti’ni zedelemek olduğunu anlatmıştım. Bugün yakın tarihe doğru bir geziye çıkmak ve Kürt sorununu yaratan nedenleri özetle anlatmak istiyorum. Çünkü bugün yaşadıklarımızın temeli yıllar öncesinin şimdi pek konuşulmayan olaylarına dayanıyor.

Osmanlı’nın çöküşü

Osmanlı İmparatorluğu 1800’lü yıllardan itibaren hızla çöküşe geçti. Bu yıllar 1789 Fransız devriminden sonra ortaya çıkan milliyetçi akımların da başlamasına denk gelir. Osmanlı İmparatorluğu’nda milliyet ayırımı yoktu. Devletin topraklarında yaşayanlar “Müslim- gayrımüslim” olarak ayrılırdı. Her iki kesimin yaşam biçimi, hukuku farklı-ydı. 1800’lü yıllarda başlayan milliyetçi akımlar emperyalist bir devlet olan Osmanlı’ya karşı bağımsızlık hareketlerine dönüştü.

Büyük toprak kayıpları

Bizim ortaokul ve lise sıralarında okuduğumuz tarih derslerindeki “çöküş” dönemi aslında Müslüman olmayan toplumların Osmanlı İmparatorluğu’na karşı açtıkları bağımsızlık savaşlarıdır. Bu savaşların çoğunda başarılı olan gayrımüslimler bağımsızlıklarını kazanmışlar ve devletlerini kurmuşlardır. Yunanistan, Bulgaristan, Ermenistan bu tür bağımsızlık savaşlarıyla ortaya çıkmışlardır.

Kürtler Müslüman

Bu dönemde bağımsızlık savaşı vermeyenlerin başında Kürtler gelir. Çünkü Osmanlı ile din farkı olmayan Kürtler diğer milliyetçi akımlar gibi davranmamış ve Osmanlı tebaası altında kalmayı tercih etmiştir. Buna rağmen milliyetçi olmayan ama yine de bir tür bağımsızlık havası içinde yaşayan Kürt aşiretleri Osmanlı için hep sorun olmuştur.

Hamidiye Alayları

İşte bu nedenle Osmanlı İmparatorluğu öncelikle Kürt aşiretleri ve Kürt eşkıyaları zapturapt altına almak ama aslında Doğu’da bağımsızlık hareketi başlatan Ermenileri önlemek için 1891 yılında padişah 2. Abdülhamit tarafından “Hamidiye Alayları” adı altında askeri bir güç oluşturulmuştur. Kürt aşiretlerinin başıboşlarını toplayan, çoğuna İstanbul’da eğitim verilen Hamidiye Alayları Ruslara ve Ermenilere karşı etkin görev yapmıştır.

Ermeni olayları

Aslına bakarsanız Türkiye’nin hâlâ başında olan ve Batı’nın ısrarla “soykırım” dediği Ermeni olaylarının temelinde bu Hamidiye Alayları yatar. Hamidiye Alayları 1800’ün sonlarından 1915’lere kadar Ermeni köylerine yapılan baskınların ve katliamların başaktörü olmuşlardır. 1915’deki Ermeni Tehciri de Hamidiye Alayları’nın şiddete dayanan eylemleri sayesinde gerçekleşirilmiştir.

Mustafa Kemal’in Kürtleri

Kurtuluş Savaşı’nı küçültmek isteyenlerin çok sık başvurduğu tarihi bilgilerden biri de, bu savaşın Türk- Kürt ortaklığı ile yapıldığının anlatılmasıdır. Evet, bu kısmen doğrudur. Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktıktan sonra, Sivas ve Erzurum Kongreleri’nde ve 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açarken yanında Kürt aşiret liderleriyle birlikte bazı dini isimleri de tutmuştur.

Atatürk sorun istemiyordu

Elbette Türkiye’yi hanedandan kurtarmaya çalışan Atatürk bu mücadele içinde hiçbir sorun çıkmasını istemiyordu. Din birliği olan Kürtlerin de Doğu’da sorun çıkarmaması gerekliydi. Dağınık ve aşiret düzeninde yaşayan Kürtler, Mustafa Kemal ve arkadaşlarına destek verirken büyük ihtimalle aslında hanedanın savunulduğunu, padişahın kurtarılmak istendiğini düşünüyorlardı.

Lozan - Musul - Kerkük

Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasından ve Cumhuriyet’in ilanından sonra genç Türkiye’nin en önemli işi Lozan’daki barış anlaşmasını bitirmekti. Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlarının söylediğinin aksine Lozan çok büyük başarıdır. Bu anlaşmadaki tek sorun aslında Misak-ı Milli sınırları içinde yer alan Musul ve Kerkük’ün yeni Türkiye’nin dışında kalmasıdır. Burada İngiliz politikası çok ekili olmuş, Lozan tıkanma noktasına gelmiş, Mustafa Kemal Kerkük’ü sonradan çözeceğini umut ederek anlaşmayı bir an önce bitirmiştir.

Musul-Kerkük nasılsa Türk

Mustafa Kemal’in kafasında Musul- Kerkük’ün Türk ve Müslüman olmasından dolayı bir süre sonra Türkiye’ye katılacağı planı vardı. Bir diğer plan da Hatay’dı. Bu bölge de Türkiye dışında kalmıştı ama Atatürk buradaki halkın Türkiye’yi seçeceğine inanıyordu. Bu 1939’da, Ata’nın ölümünden bir yıl sonra gerçekleşti. Ama Musul ve Kerkük, altındaki petrol nedeniyle Batı’nın çok ilgisini çekiyordu ve İngilizler sinsi politikalarıyla bölgenin Türkiye’ye geçmesini engellediler.

Kürtler isyan ediyor

29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilanı ve 1924 yılında yapılan Anayasa, Kürt aşiretlerini çok şaşırttı. Çünkü bunu beklemiyorlardı. Kürtler devletin laik değil hilafet devleti olmasını bekliyorlardı en azından. Ama yeni Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlet olmayı tercih etmişti. Kürt aşiretlerinin bu huzursuzluğunu fark eden İngilizler, etkisi günümüze kadar olan sorunun fitilini alçakça yaktılar. Genç Türkiye Cumhuriyeti’ni zora düşürmek için “İngiliz siyaseti” denilen sinsi planı uygulamaya başladılar.

Şeyh Sait isyanı

1925 yılında Şeyh Sait isimli bir Kürt aşiret lideri İngilizlerin himayesinde olan sürgündeki Vahdettin’in kışkırtmalarıyla Ergani ilçesine bağlı Eğil bucağının Piran köyünde ilk isyanı başlattılar. Hilafeti geri getirmek, Türkiye Cumhuriyeti’nin devrim ilkelerini yıkmak için isyanı genişlettiler. Diyarbakır’ı işgale kalktılar.

İsyan kanla bastırılıyor

Elbette yeni kurulmuş bir devletin böyle bir kalkışmaya kayıtsız kalması beklenemezdi. Kürt isyanı şiddetli biçimde bastırıldı. Sıkıyönetim ilan edildi. İsyanın İstanbul’daki uzantısı Terrakkiperver Cumhuriyet Fırkası kapatıldı. Kurulan İstiklal Mahkemeleri pek çok kişiyi idama mahkûm etti.

Devletteki endişe

Yeni kurulan bir devlete isyan eden, üstelik bunu din adına yapan ve devrimleri yıkmak isteyenlerin bulunması Türkiye Cumhuriyeti’nde tedirginlik yarattı. Genç devletin Cumhuriyet kadroları Kürt halkına kuşku ve endişeyle bakmaya başladı. Ama devletin temel politikaları belirlenmişti artık. Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini Türkler oluşturuyordu. Buna karşın Türk olmayanlarla gayrımüslimlerin yaşam hakkı da teminat altına alınmıştı.

Kalkınma başka yere kaydı

Güneydoğu tabii ki Türkiye Cumhuriyeti toprakları içindeydi ama yeni ülkülerin, devrimlerin hayata geçirilmesi önce batıdan başladı. Doğu ise “sonradan bakılmak” üzere kenara kondu. Geçen yıllar içinde Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarından itibaren genlerine işleyen endişe hiç bitmedi ve Güneydoğu’ya pek sıcak bakılmadı.

Hizmet hep gitti

Buna karşı Güneydoğu’ya hizmet hiç eksik edilmedi. Devletin tüm olanakları kullanıldı. Yollar, fabrikalar yapıldı. Okullar açıldı. Cumhuriyet’in idealist gençleri hizmet adına görevlerine bu bölgelerden başladılar. Ama Cumhuriyet’in hemen kuruluşunda yaşanan hilafetçi isyan devletin aklından hiç çıkmadığı için güvenlik önlemleri sürekli ve sert biçimde uygulandı.

Düşmanlık asla olmadı

Bu özet bilgiyi şöyle tamamlamak istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti elbette kuruluş aşamasının getirdiği bazı korku ve endişeleri uzun yıllar içinde barındırdı. Kürtlerin bir din isyanı başlatacakları ihtimali hep göz önünde tutuldu. Ama Türkiye Cumhuriyeti Kürtleri asla düşman olarak görmedi. O günlerin koşullarında Kürtlerin Türkleştirilmesi politikası doğru gibi göründü devlete.

Yanlış bir gün biter

Sonuç olarak her devlet özellikle kuruluş aşamasında, daha sonra üzüleceği bir takım uygulamalara imza atabilir. Bir devletin korunma içgüdüsüyle yaptığı yanlışları hemen düzeltmesi tarihin hiçbir döneminde mümkün olmamıştır. Bunlar da bir süreçtir ve Türkiye bu süreci yaşamıştır. Bugün Kürtlerin yaşadığı sorunların çok daha fazlası Türkiye’nin her tarafında yaşanıyor. Sorun Kürtlerin değil tüm Türkiye’nindir. Bunu çözebildiğimiz gün zaten Kürt sorunu diye bir şeyin varlığı da kalmayacaktır.

Tekrar iyi haftalar dilerim...


DİĞER YENİ YAZILAR