Medyamızın genel haline bakarsak, İsrail saldırısından sonra hükümet öyle bir gürledi ki, İsrail ne yapacağını bilemiyor. Dünya ayakta, herkes bizi destekliyor.
Aslında durum öyle değil. İsrail yaptığı rezaletin arkasında duruyor. Geri adım attığı yok.
Dünya ise her zamanki kadar kınıyor İsrail’i.
Başbakan esip gürlüyor da iş işten geçtikten sonra ne fayda? Şimdi yapılan açıklamalar, estirilen rüzgâr geçicidir. Dünya’da bir hükmü olmayacağı açıktır.
Türkiye, İsrail’e karşı uluslararası bir yaptırımda bulunabiliyor mu? Siz ona bakın.
Hatta bırakın uluslararası yaptırımı. Türkiye hangi yaptırımı uygulayabilecek?
Cumhurbaşkanı “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz” diyor. Eskisi gibi olmayacak olan ne?
İki ülke arasındaki ticaret mi duracak, karşılıklı yatırımlara son mu verilecek, askeri anlaşmalardan mı vazgeçilecek?
Önceki gün “İki gemi Akdeniz’e açılabilirdi, jetlerimiz uluslararası denizlerde alçak uçuş yapabilirdi” demiştim. Bu görüşüm bazı okurlarda “savaş kışkırtıcılığı” olarak algılanmış. Hemen açıklayayım ki, bunu bir savaş kışkırtıcılığı olarak yazmadım.
Ama uluslararası ilişkilerde bir caydırıcılık ve güç gösterme kavramı vardır. Öyle bir operasyon yaparsınız ki, uluslararası hukuk açısından hiçbir sakıncası olmaz ama konunun muhatabı ne demek istediğinizi anlar.
Bunun benzerini Kardak krizinde yaşamıştık. Yunan askeri Kardak Adası’na çıkmıştı. Durum kritikti. Deniz Kuvvetleri benzer biçimde Kardak’ın hemen yanındaki bir adaya çıkarma yaptı. Yunan askeri o anda geri çekildi.
Çünkü yapılan hareket Yunanistan’a karşı değildi. Sanki sıradan bir tatbikat yapıyorduk. Ama mesaj alındı.
İki gemimiz Akdeniz’e açılsaydı, jetlerimiz de Mavi Marmara yakınlarında uçuş yapsaydı hukuken hiçbir anlamı olmazdı ama İsrail mesajı alırdı.
O yazı bu anlama geliyordu.
Ah be Nazlı Hanım
Nazlı Ilıcak’la önceki akşam TV 8’de birlikteydik. Nazlı Hanım programın katılımcısı ama elindeki telefondan gözünü ayırmıyor ve sık sık da tuşlara basıyordu.
Sonradan anladım ki yeni merakı twitter’dan yayın yapıyormuş.
Tıpkı birkaç gün önce ben Habertürk’teyken yaptığı türde dedikodu peşindeymiş meğer.
Nazlı Hanım’ın twitt’lerinden (böyle tanımlanıyormuş) birkaçını gördüm. Neden yazar bunları anlamak da mümkün değil.
Örneğin, bir takipçisi (tanım buymuş) herhalde benim için iyi bir şeyler söylemiş ki Nazlı Hanım cevap yazmış: “Haklısınız Can iyi çocuktur ama o kadar Ak Parti düşmanı ki bütün değerlendirmeleri o zaviyeden oluyor!”
Muhalefet etmek düşmanlık değildir, kim bilir kaç kere belirttim. AKP’nin yöntemlerine, hukuk tanımazlığına, demokrasi karşıtlığına muhalefet ediyorum. Ama sadece AKP’ye değil ki, bana göre yanlış olan her şeyi yazmaya çalışıyorum.
Neyse, ama Nazlı Hanım’ın hızını alamayıp yazdığı bir başka twitt’e gerçekten çok kızdım. Diyor ki Nazlı Hanım; “Çok iki yüzlü ve maddeci. Uzanlar-Balkaner konusuna hiç girmiyorum bile dikkatinizi çekerim.”
Allah aşkına girin Nazlı Hanım. Ne biliyorsanız söyleyin. Hesabını veremeyeceğim hiçbir şey yapmadım hayatımda. İster köşenizde yazın ister açın bana sorun. Ama sağda solda dedikodu yapmayın.
20 yıla yaklaşan tanışıklık ve yakınlığımıza biraz saygılıysanız girin o dediğiniz konulara. Hiç olmazsa gazetecilikten zorunlu olarak uzaklaştırıldığımda uğradığım alçaklıkları açıklama fırsatı vermiş olursunuz bana.
İSPARK’a dikkat
Eskiden İstanbul’da en çok şikâyet edilen konulardan biri korsan otoparkçılardı. Ne idüğü belirsiz üç beş kişi bir araya gelip cadde ve sokakları parselleyip araçlarını park edenlerden para alırdı.
İstanbul Belediyesi bu sorunu bitirdi. İSPARK adındaki kuruluş bütün kentin cadde ve sokaklarında park hizmeti veriyor ve karşılığını da alıyor.
İyi bir hizmet. Doğru bir hizmet.
Ancak aksadığını gördüğüm birkaç nokta var. Birincisi bazı konut alanlarında hâlâ sorun çıkıyor. İnsanlar araçlarını nereye park edeceklerini bilemiyorlar. İkincisi farklı fiyat uygulamaları var. Bunu neye göre yapmışlar anlamadım.
Üçüncüsü ise hem önemli hem de bazı sakıncaları var. Siz farkında olmadan da park parası ödemek zorunda kalabiliyorsunuz. İSPARK görevlileri, herhangi bir yere park edilmiş araçlara para yazabiliyor. Sizin haberiniz bile olmuyor. Ancak İSPARK’ın internet sitesine girip aracınızın plaka numarasını yazarsanız, borcunuzu öğrenebiliyorsunuz.
Burada önemli olan, bu işlemin istismar edilip edilmediği. Çünkü incelediğinizde park borcunuz olduğunu görüyorsunuz ama bunun kanıtı yok. Yani İSPARK görevlileri plakaya göre “kafadan” park parası yazabilir.
Bu konuda başımdan geçeni sağdaki yazıda sizlerle paylaşıyorum.
Park borcum olduğunu nasıl öğrendim?
Önceki hafta Topkapı Sarayı Karakol Lokantası’nda eski İstanbul Valisi Muammer Güler’i uğurlama yemeğine katılmıştım. Arabamı da Sultanahmet Çeşmesi’nin yanındaki İSPARK’a ait bölüme park ettim. Bir saat için 5 lira ödedim.
Yemek bir saati geçti. Geçen her saat için 4 lira daha alıyorlarmış. Üzerimde bozuk yoktu, görevli “Sonra verirsiniz” dedi. Ben de “Bir daha ne zaman geleceğim ki?”karşılığını verdim.
Görevli bu kez “Yok öyle değil, İSPARK’ın herhangi bir görevlisine sorgulatın, borcunuzu çıkarır, orada ödersiniz” dedi.
Meğer görevlilerin elindeki cihazlarla sorgulama yapılabiliyormuş.
Neyse, birkaç gün sonra Nişantaşı’nda park edince aklıma geldi ve görevliye “Benim 4 lira borcum vardı, bir baksanıza” dedim.
Görevli baktı ve “4 değil, 28 lira” demez mi? Geri kalan 24 liralık park parası (herhalde bir kerelik değildir) nerelerde ve ne zamanlarda yazıldı bilemiyorum. İSPARK yazan yere park ettiğiniz an zaten görevli hemen geliyor. Bu da demektir ki İSPARK, İSPARK’a ait olmayan yerlerde de park parası kesiyor gıyabınızda.
Biraz soruşturdum, şöyle bir dedikodu var: İSPARK satılacakmış, fiyatı yükseltmek için büyük miktarda alacak hesabı tutuluyormuş. Mesele buymuş. Doğru mu bilemem, ama İSPARK bu “gıyaben yazılan” park paralarına bir açıklama getirmek zorunda. Kendimden biliyorum, İSPARK’a ait bir yere park edip de parasını ödemediğim hiç olmadı. Hele 28 lira.
(Bu arada o parayı da ödedim.)
Her fırsatta antisemitizme karşı olduklarını dile getirenlere düşen görev, “Gazze’ye gidemeyenlerin gaza gelmesini” önlemektir. (Gani Yıldız)

