Haydi bu Pazar günü dünya nüfusunun nasıl dağıldığını görelim. Yaklaşık 6 milyar insanın yaşadığı dünyada kim nedir, nasıl yaşar, ne kazanır sorularına cevap bulalım.
Bakın dünya nüfusunun;
Yüzde 57’si Asyalı,
Yüzde 21’i Avrupalı,
Yüzde 14’ü Amerikalı (Kuzey,Orta,Güney)
Yüzde 8’i Afrikalı.
Bunların yüzde 52’si kadın, yüzde 48’i erkek.
Dünya nüfusunun yüzde 30’u beyaz, geri kalanları da beyaz olmayanlar. Kızılderili, sarı ırk, siyah ve melezler.
Nüfusun yüzde 30’u Hıristiyan, bir o kadarı da müslüman yüzde 40 ise pek çok dine mensup.
Nüfusun yüzde 11’i homoseksüel.
Yüzde 6 dünyadaki tüm servetin yüzde 59’una sahip.
Nüfusun yüzde 80’i kötü evlerde yaşıyor.
Gariptir ama dünyada okuma yazma bilmeyenler yüzde 40’lık bir dev kitle oluşturuyor.
Dünyada her saniye biri doğarken biri de ölüyor.
Şaşırmayın bilgisayar sahibi olanların nüfusa oranı yüzde 1. Yine dünyada üniversite mezunlarının oranı da sadece yüzde 1.
Şimdi şunları göz önünde bulundurun
Nüfusla ilgili ilginç bilgileri aldığınıza göre kimbilir belki daha mutlu ve huzurlu hissetmek için aşağıdaki konuları göz önünde bulundurun. İyi gelecektir.
- Eğer bu sabah hastalıklı değil de sağlıklı uyanmış iseniz, 1 hafta sonrasını göremeyecek olan 1 milyon insandan daha şanslısınız.
- Eğer harp tehlikesi ile, işkence görmek ihtimali ile, aç kalma korkusu ile karşı karşıya değilseniz, 500 milyon insandan daha iyisiniz.
- Tutuklanmaktan, işkence görmekten yahut öldürülmekten korkmadan ibadethaneye gidebiliyorsanız 3 milyar kişiden daha iyi bir sansa sahipsiniz.
- Buzdolabınızda yiyeceğiniz, üzerinizde elbiseniz ve başınızı sokup uyuyabileceğiniz bir eviniz varsa, dünyadaki insanların yüzde 80’inden daha zenginsiniz.
- Bankada ve cüzdanınızda para varsa, dünyanın en imtiyazlı yüzde 8’i arasındasınız.
- Anneniz, babanız sağ ise, siz bu dünyada nâdir kişilerden birisiniz.
- Bu yazıyı okuyabiliyorsanız okuma yazma bilmeyen 2 milyar kişiden biri değilsiniz.
Bu listeyi dilediğiniz kadar uzatabilirsiniz. Ama son olarak şöyle bir uyarı ve öneride bulunmak istiyorum:
Paraya ihtiyacın yokmuş gibi çalış, kimse seni üzememiş gibi sev, kimse seni seyretmiyormuş gibi danset, kimse seni dinlemiyormuş gibi şarkı söyleBunları yaparken de gülümsemeyi ihmal etme.
Veya...
Veya sen gene her zaman yaptığın gibi; nereye olduğunu bilmeden, kan ter içinde koşmaya ve hayattan şikayet etmeye devam et !
Katlanan kağıt
Geçen hafta ilginç bilgiler içinde şöyle bir şey vardı: Bir kağıt parçası en çok 7 defa katlanabilir.
Sanıyorum pek çok kişi eline bir dosya kağıdı alıp katlamaya çalıştı. Ve büyük ihtimalle daha 6’ncı katlamada pes etti. Çünkü ben de denedim ve 7’e ulaşamadım bile.
Ama hafta içinde minik bir okurum mesaj attı. Diyor ki “ Bir televizyonda gördüm. Futbol sahası kadar büyüklükteki bir kağıdı tam 8 kez katlamayı başardılar. Sizin yazdığınız 7 katlama demek ki doğru değil.”
Haklı tabii. Ama futbol sahası büyüklüğünde kağıt yapıp da bunu katlamaya kalkmak hiç aklıma gelmemişti.
Diyeceksiniz ki “ Kardeşim başka işin mi yok?” Orası öyle. Ama dünya bizim sandığımızın dışında dönüyor işte ve bu dünyanın bir yerindeki insanlar böyle lüzumsuz ama gülümseten iddiaları denemek ve kanıtlamak için çeşitli yollar buluyorlar. Siz de keyfini çıkarın, yaşam güzel.
Kıssadan hisse
İlginç bir öykü anlatmak istiyorum. Herkes bundan istediği dersi çıkarabilir tabii.
Adamın dört oğlu vardı. Adam oğullarının bir şey gördüklerinde veya yasadıklarında çok çabuk yargılamadan onları anlamalarını isterdi.
Her bir oğlunu bir araştırmaya göndermeye karar verdi ve uzaklarda bulunan bir armut ağacına gidip bakmalarını istedi.
Birinci oğul ağacı görmeye kış mevsiminde gitti, ikincisi ilkbaharda, üçüncüsü yazın ve dördüncüsü de sonbaharda.
Hepsi geri döndüklerinde baba onları çağırdı ve ne gördüklerini anlatmalarını istedi.
Birinci oğul ağacın çirkin olduğunu, seklinin bozuk, bükülmüş ve kıvrılmış olduğunu söyledi.
İkinci oğul “ hayır, ağaç yeşil tomurcuklarla kaplıydı ve umut vadediyordu.” dedi.
Üçüncü oğul itiraz etti; ağacın çok güzel kokan ve çok güzel görünen çiçeklerle dolu olduğunu söyledi. Gördüğü şey hayatında gördüğü en zarif, en hoş şeydi.
Sonuncu oğul hiç birisine katılmadı. Ağacın olgunlaşmış olduğunu ve meyvelerden eğildiğini, meyvelerin da hayat dolu olduklarını söyledi.
Adam oğullarına her birisinin haklı olduğunu, çünkü her birinin ağacın hayatındaki sadece bir mevsimi gördüğünü söyledi. Sonra da ” Bir ağacı veya bir insani sadece bir mevsimle yargılayamazsınız ve kim olduğunuzun esası ve hayattan gelen zevk, sevinç ve sevgi sadece en sonunda, tüm mevsimler geçtiğinde ölçülebilir.” Dedi.
Bu da bana gülümseten eleştiri
İki haftadır Mustafa Aslaner’in çeşitli kaynaklardan toplayıp derlediği bazı ilginç bilgileri sizlerle paylaşıyorum. Tabii bunların kesin doğru olduğunu kanıtlamam mümkün değil. Ama bir Pazar günü hepbirlikte biraz gülümseyelim istedim.
Hafta içinde Profesör Doktor Tarık Minkari’den bir mesaj aldım. Çok hoş mesaj benimle de biraz dalga geçiyordu. Bu mektubu aynen sizlerle paylaşıp biraz daha gülümsemek iyi gelir diyorum.
Sayın Can Ataklı Beyefendi,
Önce benim kurgu filmime sütunlarınızda yer verdiğiniz için teşekkür ederim. (Büyükanıt’la ilgili) Bakalım zaman ne gösterecek.
Pazar günkü yazınızda, sayın Mustafa Aslaner’in bir TV programında sunduğu ilginç “ komprime” bilgilerden bir demet sunmuşsunuz. Doğrusu bazıları o kadar kılçıklı idi ki, fakir yutamadı.
İzninizle birkaç örnek vereyim:
Fil zıplamayan tek memelidir.
Gergedan ve hipopotam (su aygırı) zıplar mı?
Yetişkin bir ayı bir at kadar hızlı koşabilir.
İyi de kaç metre ya da kaç dakika koşabilir?
Aslan bir günde 50 kez çiftleşir.
Doğru ama senede kaç gün?
(Kopya vereyim: Sadece üç gün.) Peki sonra ne yapar?
İşte bunu söylemem.
Yataktan düşerek ölme olasılığı iki milyonda bir.
Bu istatistiki bilgi hangi yaşa göre?
90 yaşındaki 100 hastayı yataktan düşürürseniz ölü sayısı say say bitmez.
Günümüzde evlenenlerin yarısı boşanmaktadır.
Araştırıcı amma kötü grup seçmiş.
Her 25 kişiden biri astım hastasıdır.
Sakın bu her 25 göğüs hastasından biri astmatiktir olmasın?
Peru’da umumi tuvalet yoktur.
Köyde mi, yoksa LİMA’da mı?
Develerin üç tane kaşı vardır.
Üçüncü kaşı nerededir?
Zürafalar yüzemez.
İlahi dostum. Bu güne kadar kimse zürafayı yüzebileceği kadar derin suyun içine götürdü mü ki....
Teşekkür ederim. Dostlukla

