Sevgili okurlar; artık sanıyorum kimse hiçbir şeye şaşırmıyor. Birbiri ardına gelen iddiaları, komploları, gözaltıları, tutuklamaları, iddianameleri, bu iddianamelerin eklerini, dinlemeleri, izlemeleri, video görüntülerini çok kanıksadık. Hiçbir şeye şaşırmıyoruz, şaşırmış gibi yapıyoruz. İşte Hanefi Avcı olayı. Şaşırmış gibi yaptık yine.
Arka arkaya iddialar
Hazır yeri gelmişken Hanefi Avcı olayı ile ilgili birkaç cümle yazmak istiyorum. Sanki bu polis müdürü hiç Türkiye’de yaşamıyordu, sanki kaçaktı da yakalandı. Bir anda ne iddialar ne belgeler ne bilgiler... Yandaş gazetelere bakıyorum da her gün bir “şaşırtıcı” iddia atıyorlar ortaya Hanefi Avcı için. Bunlar şu meşhur kitap yokken hiç mi bilinmiyordu yani?
Geçmişle hesaplaşma
Aslına bakarsanız, bütün bunlar “geçmişle hesaplaşma” adına yapılıyor. Özellikle yeni yetme yazarlar, dinciliği ideolojik bir silah olarak kullananlar, geçmişi bilen ama şimdi çıkarları yandaşlıkta olanlar ve tabii ki iflah olmaz Türkiye sevgisizleri akıl almaz iddiaları ortaya dökerek “Geçmişle hesaplaşıyoruz, korkmayalım bundan” diyor.
Hesaplaşma mı?
Peki ortaya bütün bu saçılanlar, bunlar üzerinde yönlendirici değerlendirmeler, gerçekten geçmişle hesaplaşma amacına mı yönelik, yoksa ülkeyi tamamen ele geçirmeyi amaçlayan faşizan bir anlayışın devlet gücünü de kullanarak, beğenmediği herkesi ve her kesimi sindirme operasyonu mu? İkinci ihtimalin ağır bastığını daha rahat söyleyebilirim.
Korku her tarafta
Aylardır bir “korku imparatorluğundan” söz edenler var. İktidar ve yandaşları bu tanıma çok öfkeleniyorlar. Ancak son günlerde görmeye başladık ki, yandaş kesimden de bu “korkuya” kapılmaya başlayanlar var. Her şeyin bir düzmece olduğunu bilmelerine rağmen aksini yazabilenler, şimdi bir parça tedirgin olmuş gibi görünmeye başladı.
O kadar değil
Bakıyorum da, örneğin Hanefi Avcı olayından sonra, birkaç yıldır gerçekleri saptırmak için birbiriyle yarışanlar bile “Bu kadar da olmaz” demeye başladı. Çünkü herkesi aptal yerine koyarak canlarının istediğini yazanlar, Avcı olayı ile birlikte “Canım halkı bu kadar da geri zekâlı yerine koymaya hakkımız yok” diyorlar ki, ibretlik bir durumdur bu.
Tasfiye olma korkusu
Bu köşeyi okuyanlar bilirler, gerçekleri bile bile saptıran yandaşlara “Yapmayın, İran’da da böyle olmuştu, orada da solcu ve liberal olduklarını zanneden ve demokrasi savaşı verdiğine inananlar işleri bittiğinde yok edilmişti” diye seslenmiştim kim bilir kaç kez. Anlaşılan bu gerçeği nihayet görmeye başladılar. Çünkü bundan sonra “bertaraf” edilecekler artık kendileri.
Öylece oturalım mı?
Sevgili okurlar; elbette yalan yanlış bilgilerle kamuoyu şartlandırılıyor ama, ortaya atılan her iddianın tamamen asılsız ve temelsiz olduğunu da söyleyemem. Türkiye’nin yakın geçmişinde yaşanan, demokrasiye, hukuka, insan haklarına aykırı pek çok olay var. Üstelik bunların çoğu da “devlet gücüyle- devlet adına” yapıldı. Bunların da hesabının sorulması gerek.
Savcılarla olmaz
Ancak eğer olayları derinine incelemeden, kimi gönüllü savcıların “cesaret” ve “kahramanlığına” güvenerek, ne olduğu belirsiz suçlamalar hakkında soruşturmalar açtırarak, insanları tutuklatarak ve bunu bir eziyete dönüştürerek hesaplaşacağımızı sanıyorsak aldanırız. Çünkü bu yol, görüldüğü gibi geçmişle değil, kişilerle hesaplaşma anlamına geliyor.
Meclis artık el koymalı
Ergenekon adı verilen bir operasyon başlatıldı biliyorsunuz. Burada “amaca uygun” sonuç alınmaya başlanınca ardından daha da geçmişe gidildi. Kimsenin bilmediği bilemeyeceği bazı bilgiler ve belgeler saçıldı ortaya. Her olay, her eylem bir komplo teorisi olarak sunuldu ve halkın kafası iyice karıştırıldı. Diyorum ki artık Meclis’in harekete geçme zamanı geldi hatta geçiyor.
Bir düzene konmalı
Aklına gelenin yaptığı ihbarla, bir televizyon konuşmasıyla, saklandığı söylenen belgelerle bir yere varmak artık zor. Bu iş Meclis’e devredilmeli ve bir soruşturma yapılmalıdır. Belli bir yıldan alınarak yaşanan tüm olaylar dikkat ve ciddiyetle mercek altına alınmalı, buradan çıkacak sonuçlarla suç duyuruları yapılmalı ve ondan sonra yargı da harekete geçmelidir.
Objektif olması için
Eğer sağlıklı bir çalışma yapılmazsa, bugünkü kaos ortamından kurtulmamız mümkün olamaz. Aynı olayla ilgili birbirini tutmayan değerlendirmeler sarar yine etrafı. Buna karşın Meclis’te partilerden eşit üyelerle kurulacak bir komisyon, objektif olarak her olayı tek tek inceler ve bütün belgeleri ortaya çıkarır. Oradan çıkacak sonuca da kimsenin itirazı olmaz.
Meclis bunu başarıyordu
Aslına bakarsanız Türkiye Büyük Millet Meclisi bunu daha önce denemişti ve başarıya da ulaşıyordu. Faili Meçhul Cinayetler ve Susurluk araştırmaları son derece başarılı biçimde yürütüldü. İş sonuç bölümüne geldiğinde tıkandı çünkü “devletin çarkları” buradan çıkacak sonucu engelledi. Ama aradan 10 yıl geçti. Durum artık farklı. Bu kez o çarklar çalışmayacaktır.
12 Eylül’e de komisyon
Meclis ayrı bir soruşturmayı 12 Eylül darbesi ile ilgili yapmalıdır. İktidar ve yandaşları referandumda “darbelere hayır” ve “darbecilerden hesap sorma” sloganlarını çok kullanmış ve bu çok da etkili olmuştu. Ancak herkes de biliyor ki bu referandumun sonucuna göre 12 Eylül darbecilerdinden hesap sormak pek de mümkün değil.
Yine kakofoni olacak
Gerçi bazı örgütler, kişiler ve STK’lar 12 Eylül’le ilgili çok sayıda suç duyurusunda bulundular, savcılıklara başvurdular. Ancak göreceksiniz bu suç duyurularının çoğu ya reddedilecek, ya takipsizlik verilecek ya görevsizlik kararları alınacaktır. Bazı savcılar ise dava açmak isteyecekler, hukuku zorlayacaklardır. Yani yine bir kakofoni oluşacaktır.
Oysa Meclis yapabilir
Peki, tüm bunları bir kenara bırakıp Meclis’te bir soruşturma başlatırsak ne olur? İşte o zaman darbenin tüm detayları masa üzerine yatırılmış olur. Üstelik sadece darbeyi yapan 5 general değil, buna fiilen katılan ve darbe döneminde devletin gücünü kullanarak suç işleyenlerden de hesap sorulması şansı yakalanır. İşte o zaman darbeden hesap sorarız belki.
Dünyadaki örnekleri
Açıkçası, benzer dönemler yaşayan başka ülkelerde de hesap sorma, yüzleşme benzer şekillerde yapıldı. Arjantin’de, Güney Afrika’da, Şili’de bireysel girişimler yerine kurulan soruşturma komisyonları bilgi ve belgeleri topladı. Ondan sonra hesap sormak da kolaylaştı. Türkiye’nin de, siyasi çıkar hesaplarının dışına çıkarak bunu başarması gerekir.
Hepinize iyi haftalar dilerim...
Numan Kurtulmuş, Saadet Partisi’nden istifa etti. İşin özeti; Numan, kurtulmuş! (Gani Yıldız)
Biri sizi aldatıyorsa suç sizi aldatandadır, ama aynı kişi tarafından ikinci defa aldatılıyorsanız bu sefer suç sizindir. (Fur Kaner)

