Kayseri Havaalanı’ndayım. Chek-in’den biniş kartımı aldıktan sonra uçağa binmek üzere ikinci güvenlik kapısının önüne geldim. Güzel ama çok asık yüzlü bir kadın polis biniş kartımı eline alıp inceledikten sonra “GBT yaptırmamışsınız, gidin yaptırın” dedi emir veren bir sesle.
Ben de “Anlamadım ne yapmam gerekiyor?” diye sordum. Tabii benim gibi diğer yolcular da aynı şaşkınlıkla, GBT? diye aynı tonda cevapladı. “Nedir bu GBT?” diye üsteleyince eliyle bir yeri işaret etti ve “Genel Bilgi Toplama. Aranıp aranmadığınızı kontrol ettikten sonra buradan geçebilirsiniz” dedi.
Kadın polisin eliyle işaret ettiği yere baktım. Camlı bir bölme. Üzerinde kocaman “GBT- Polis” yazıyor. Önünde tıpkı check-in’deki gibi kuyruk. Herkesin elinde biniş kartları ile hüviyetleri bekleşiyorlar. Görevli iki polis biniş kartını ve hüviyetinizi alıyor, bilgisayarda bir şeyler yazıyor sonra kartın üzerine bir damga vurup iade ediyor.
Görevli polise “Bu nedir böyle, başka hiçbir havalimanında bu uygulama yok” dedim. Polis memuru “1 Kasım’dan beri uyguluyoruz, yasa çıkmış. Artık uçağa binen herkesi herhangi bir suçtan aranıp aranmadığı konusunda inceliyoruz” karşılığını verdi.
Düşünebiliyor musunuz, kendi ülkenizde seyahat ediyorsunuz ve uçağa binebilmek için “aranmadığınızı” kanıtlamak zorundasınız.
Böyle bir uygulama dünyanın en faşist ülkelerinde bile yapılmaz. Hiçbir devlet kendi halkına böyle bir hakareti reva görmez. Bu uygulama anayasının eşitlik ilkesine, seyahat özgürlüğüne aykırı olduğu gibi uluslararası insan haklarına da aykırı bir durumdur.
Emniyet Genel Müdürlüğü hangi gerekçelerle bu ilkel kararı aldı ve uyguluyor bunu hemen açıklamak zorunda. Genel Bilgi Toplama adı verilen ve vatandaşları aranmadığı konusunda ispata davet eden bu uygulama aynı zamanda devletin de aczidir. En ileri teknolojileri kullanarak suçluyu arama ve bulma konusunda artık uzmanlaştığını sandığımız Emniyet Genel Müdürlüğü meğer böyle tesadüf yöntemleriyle suçlu arıyormuş, ortaya bu çıkıyor.
İnsanı kendi memleketinden soğutmaya kimsenin hakkı olamaz.
Çok şükür
Basından ve bölge halkından aldığım bilgiye göre Başkomutan Abdullah Gül Marmaris Okluk Koyu’ndaki Cumhurbaşkanlığı konutunu kullanmak üzere harekete geçmiş. Görevliler şu sıralarda evin bulunduğu bölgede temizlik yapıyormuş. Bu arada evdeki eksikler ve tamirat gerektiren yerler de saptanıyormuş.
Bu çok iyi bir karar. Gerek Demirel gerekse Sezer döneminde hep yazmıştım. “Cumhurbaşkanları bu konutu mutlaka kullanmalı. Hem kendileri dinlenmeli hem de yabancı konuk ağırlamalı” diye. Ama Demirel ve Sezer, artık içlerinde olmadığından mı bilemem bu konutu hiç kullanmadılar. Kullanmadıkları gibi örneğin başbakanlara da kullandırtmadılar.
Oysa Okluk Koyu, özellikle yabancı konukları ağırlamak ve iyi ilişkiler kurmak adına çok etkili bir yer. Gül umarım bu fırsatı iyi kullanır.
Maddeyi yazamıyorlar da ondan
Seçimlerden bu yana bir anayasa tartışmasıdır gidiyor. AKP yüzde 47 oy almasının verdiği güçle “özgürlükçü bir anayasa” yapmak için kolları sıvadı. Tabii herkes biliyor ki “özgürlükçü” denilen anayasanın tek amacı var. O da türban yasağını önce “üniversitelerde” kaldırmak, sonrası Allah kerim.
Birkaç aydır, özellikle hidayete erip soldan AKP’ye geçen “uzmanlar” maddeleri yazmak için çabalıyor. Komisyonun başında oturan bir profesör, üniversitelerde öğrenci yetiştirdiği dönemde yazdığı anayasa kitabında “Bir anayasa seçilmiş iktidarlar tarafından yeniden yazılamaz, anayasalar büyük olaylardan sonra, bir savaştan, iç savaştan ya da darbelerden sonra yazılır. Aksi düşünülemez” dediği halde şimdi seçilmiş iktidarın anayasasını yazmaya çalışıyor.
Ancak anlaşıldığı kadarıyla bir sorun var. Çünkü AKP sözcüleri bile “türban konusunu anayasaya koymak doğru değil, bunu toplumsal uzlaşmayla çözmemiz gerek” demeye başladı.
Oysa sorun başka. O hidayete ermiş anayasa yazıcıları türbanı “şimdilik” üniversitelerde serbest bırakacak cümleyi yazamıyorlar. Cümleyi içinde “türban” kelimesi geçirmeden yazdığınızda, ileride üniversiteye kimin hangi kılıkla geleceğini tahmin bile edemezsiniz. Türban diye yazarsanız bu kez anayasanın “değiştirilmesi mümkün olmayan” maddelerinden birini çiğnersiniz ki bu da olmaz.
Formül bulunamadığı için de işi “yasayı takmayıverelim” diyecek bir YÖK başkanına bırakmayı tercih ediyorlar.
Yasa koyucu “uymayıver” diyor
Türbanı siyasal simge haline getirenlerin “Bari üniversiteye girsinler” savaşı tam gaz sürerken, eski bakan bir AKP milletvekili tüm gücüyle topa girdi.
Meclis Eğitim Komisyonu Başkanı Profesör Mehmet Sağlam “Üniversitede türban yasağını rektörler kaldırabilir” dedi. Nasıl kaldırılacağını da şöyle açıkladı: “Eğer rektörler türban yasağını uygulamazlarsa, göz yumarlarsa sorun kendiliğinden çözülür.”
Tabii ki öyle. Eğer bir yasayı uygulamakla görevli kişiler, bundan kaçınırsa yasa da uygulanmamış olur.
Ama bunu söyleyenin kim olduğuna bakmalıyız. Mehmet Sağlam Bey bir milletvekili. Yani yasa koyucu. Eğer bir ülkede yasa koyucucular “Yasaları uygulamayın olsun bitsin” diyebiliyorlarsa o ülkede hukuktan ve adaletten söz etmek mümkün olmaz.
Eğer yasa çıkaranlar “uymayıverin” diyebiliyorlarsa o zaman yasa koyuculara da gerek kalmaz, herkes istediğini yapar, denge kendiliğinden kurulur. Kimin sayısı fazlaysa veya gücünü ortaya koyabiliyorsa onun dediği olur, tıpkı ilkel çağlarda olduğu gibi.
İnsan parlamentosunda böyle bir zihniyet taşıyan birini oturmasından üzüntü duyuyor. Hele bu kişi yıllarca üniversitelerde hocalık yapıp da öğrenci eğittiyse daha da üzülüyor.

