Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan geçtiğimiz hafta bir gününü Nobel Ödüllü yazarımız Orhan Pamuk’a bıraktı. Gazete Pamuk’un yönetmenliğinde hazırlandı.
Konunun anonsu yapıldığında Orhan Pamuk’un nasıl bir gazete hazırlayacağını çok merak etmiştim. Ancak gazete önüme geldiğinde gerçekten büyük bir hayal kırıklığına uğradım ve üzüldüm daha da ötesi Pamuk’u ayıpladım.
Pamuk’un kendi hazırladığı gazetede Cumhuriyet Gazetesi’ne olan hıncını almasına dünkü Cumhuriyet ağır cevaplar vermişti. Benim konum bu değil.
Pamuk’un hazırladığı gazetede en çok dikkatimi çeken şu oldu.
Pamuk ve pek çok kişi yıllardır şu eleştiriyi yapar: “Medya kendi çıkarı için yayın yapıyor. Şirketlerin hatta kişilerin çıkarları haberlerden daha önemlidir. Bu nedenle bu medyaya güvenilemez.”
Bu iddiada haklılık payı yok mu? Var elbette. Böyle şeyler de yaşamadık mı? Yaşadık.
Ama ne ilginçtir ki, bu eleştirileri çok yapan Orhan Pamuk, eline bir gazete hazırlama fırsatı geçtiği anda, bunu kendi hesaplaşması, daha doğrusu kendi çıkarı için kullandı.
Bu konularda “çok radikal” olduklarını her fırsatta belirten Radikal yöneticileri de belli ki hiç bir uyarıda bulunmadılar.
Oysa ben Orhan Pamuk’tan ne bekliyordum.
Nobel Ödüllü, son derece entellektüel, düşüncesi sağlam, namuslu bir aydının, hazırlayacağı gazetede o günün Türkiye’sinin yaşadığı sorunlarla ilgili yorumunun ne olacağını merak ediyordum.
O günün gündeminde Başbakan’ın tarikat ziyareti, Cumhurbaşkanlığı tartışması, eşlerin seviyesiz bir kavga haline getirilmesi, Saddam’ın idamının ardından Irak’ta ve bölgede yaşananlar, Kıbrıs’taki bilek güreşi vardı.
Orhan Pamuk tüm bunları ıskalayıp medyayı kendi çıkarı için kullanmayı tercih etti. Aklına, zekasına, bilgi birikimine ihanet etti.
Üzüldüm ve ayıpladım.
“Ama AKP’li değilim”
Gazeteci olarak yazdığımız yazı ve haberler nedeniyle çeşitli yollardan övgüler ve eleştiriler alırız. Elbette herkesi memnun etmek mümkün değil. Ancak hepimizin bir görüşü, fikri var ve bunları özgürce, korkmadan, herkesin önünde dile getiriyoruz.
Son günlerde özellikle iktidara yönelik eleştirileri eleştiren mesajlarda “çok ilginç” bir ayrıntı dikkatimi çekmeye başladı.
Sistemli bir şekilde ve çok sayıda mesaj hep “Ben AKP’li değilim ama” cümlesiyle başlıyor ya da bu cümle yazı içinde mutlaka kullanılıyor. Bunca yıldır böyle bir şeye hiç rastlamadım. Pek çok iktidar geçti meslek hayatım boyunca, hepsine yönelik ağır eleştiriler de yazdım, ama hiç birinde “Ben şu partiden değilim ama” ifadesinin altını çizen mesaj, mektup, faks ya da telefon almadım.
Öyle sanıyorum ki, bugünkü iktidar gazetecilere şu mesajı vermek istiyor: “Siz eleştiriyorsunuz ama AKP’li olmayanlar da bunların haksız olduğuna inanıyor. Siz bunları yazdıkça AKP’li olmayanlar da bizim saflarımıza katılacak.”
Bu bir tür aba altından sopa göstermek gibi.
Tabii buna kanacak varsa.
TV’deki işaretler ne işe yarıyor?
RTÜK çocukları televizyon yayınlarındaki bazı tehlikelerden korumak amacıyla ekranların sağ üst köşesine programla ilgili bilgi konulması uygulamasını başlattı biliyorsunuz.
Örneğin “Genel izleyici” yazıyor. Anlıyoruz ki bunu herkes, çoluk çocuk seyredebilir. Her programa uygulanan bu yöntem acaba çocuklara yönelik çizgi filmlerde geçerli değil mi?
Açın bakın televizyonlardaki çizgi filmlere, bir çoğunda şiddet, dehşet, vahşet ve cinsellik var. Birbirlerini kılıçla kesen adamlar, seksi kıyafetli kızlar, doğa üstü güçlere sahip kahramanlar...
Çocukların bundan etkilenmemesi mümkün mü? Değil elbette.
Bir de gol atın
Kıbrıs’ta askerle bilek güreşine giren Mehmet Ali Talat Lokmacı barikatını dün yıkmaya başladı. Talat’tan ve Türkiye’deki siyasal İslamcı basından aynı sesi duyuyoruz. Diyorlar ki “Türkiye iyi niyetini gösteriyor. Topu Rumlara veriyoruz. Dünya bizim çözüm için ne kadar çabaladığımızı görüyor.”
Gerçekten böyle mi? Gerçekten topu Rumlara vererek haklılığımızı gösteriyor ve inandırıcı oluyor muyuz? Bana hiç öyle gelmiyor. Ayrıca artık şu futboldaki Fair Play’den de vazgeçmeliyiz belki. Bugüne kadar “bakın biz ne kadar iyiyiz” demek adına topu hep Rumlara verdik. Onlar bize teşekkür etmediği gibi topu aldıklarında kalemize hep gol atmaya çalıştılar.
Artık bizim de topu Rumlara vermek yerine şöyle tarihe geçecek bir gol atmamızın zamanı gelmedi mi?
“Bu futbolcularla ! mı?” diyorsanız, ona bir şey söyleyemem tabii.
İyi ki kim olduğunu açıklamaktan sakınmış
Milli Piyango’nun yılbaşı çekilişinde 20 milyon liraya ortak olan 4 talihliden biri Denizlili. 5 milyon liranın talihlisi parasını alıp Denizli’deki bir bankaya yatırmış. Böyle bir para hangi banka şubesine yatarsa o şubenin müdürü havalara uçar. Nitekim Denizli’deki banka şubesinin müdürü de sevincinden ne yapacağını şaşırmış.
Müdür adına açıklama yapan müdür yardımcısı talihlinin ismini açıklamak istemediğini belirtmiş ama ondan söyle öyle bir tarif vermiş ki, evlere şenlik.
Banka müdür yardımcısının açıklamasına göre 5 milyon liranın adını saklayan talihlisinin özellikleri şöyle: 35 yaşında, ortaokul mezunu, evli ve iki çocuk babası, kiralık evde oturuyor, 92 model Şahin arabası var. Talihli dinlenmek ve parasını nasıl değerlendireceğini belirlemek için 3 aylığına Almanya’daki bir yakının yanına gidiyor. Şu anda vize işlemleriyle ilgileniyor.
Denizli gibi bir yerde bu tanımdan sonra talihlinin kimliğini saklaması mümkün mü?

