Çok merak ettiğim bir konu var. Şimdi bu merakımı ilk okuduğunuzda “Zaten bunu konuşmuyor muyuz yıllardır?” diyeceksiniz biliyorum ama bırakın devam edeyim.
“Kuzey Irak’ta ne oluyor, Türkiye’den ne isteniyor, Türkiye ne istiyor?”
Bu sorulara mantıklı cevap bulabiliyor musunuz?
Hadi geçelim “Kuzey Irak’ta ne oluyor?” sorusunu. “Türkiye ne istiyor” konusunda bir şey bilenimiz var mı?
Hep tekrarlanan bir şey var. “Türkiye bir Kürt devletinin kurulmasına karşı.” Çok güzel de karşılığında ne söylüyoruz, ne bekliyoruz? İşte bunun cevabı yok.
Tamam Kürt devleti kurdurmayalım, ne yapalım?
Türkiye’nin temel sorunu bu bence. Çünkü Türkiye bu bölge ile ilgili bir proje üretmiyor.
Eğer sizin alternatif bir projeniz yoksa başkalarının planlarına boyun eğersiniz. Türkiye işte bu durumda. Kendi projesi olmadığı için başkalarının projeleri ve planları üzerinde konuşuyor, karşı çıkıyor hatta vuruşuyoruz.
Oysa Türkiye’nin bu bölge ile ilgili planları olmalı. Gizlilik derecesinde stratejik ve askeri planları kastetmiyorum. Türkiye’nin de geleceğini garanti altına alacak, tüm ülkenin barış ve huzur içinde yaşamasını sağlayacak tutarlı plan ve projelerden söz ediyorum.
Petrolümüzü Irak’tan sağlasak
Şimdi diyorum ki bazı projeler üzerinde düşünelim. Örneğin Kürt aşiretler ne istiyor? Bağımsız bir devlet kurmak ve özgürce yaşamak. Ama onlar da biliyorlar ki komşuları nedeniyle bu bölgede huzur ve güven içinde yaşamaları çok zor. Amerika da hep yanı başlarında olmayacağına göre gelecekleri pek iç açıcı değil.
Oysa Türkiye ile dost olabilseler her şey çok değişecek.
Peki şöyle yapsak örneğin. Kürtler kendi devletlerini kursalar. Türkiye Musul ve Kerkük petrol bölgelerinden sadece kendi ihtiyacı olan petrolü alsa. Gerisini Kürtler diledikleri gibi değerlendirse. İster Amerika ile, ister İsrail ile, ister İngiltere ile ortaklık yapsa. Bu gelirlerle kendi ülkelerini yeni baştan inşa etse. Bunun için de önceliği Türkiye’ye tanısa. Türkiye de bedava petrol ile ithalatında önemli bir nefes alsa. Kürt bölgesine yapılacak yatırımlardan ciddi para kazansa. Bu kazançla öncelikle Güneydoğu’yu baştan aşağı modenleştirse. Halkına iş ve aş sağlasa, barış ve huzuru getirse.
Fena mı olur?
Bunu bir hayal gibi görmeyin. “Bunu bize yaptırmazlar” aşağılık kompleksine de düşmeyin. Önce hayal edin ve adım atın. Sonra bekleyin bakalım kim neden karşı çıkacak. O zaman tekrar düşünüp projeyi geliştirin.
Kürt bölgesi eyalet gibi olsa
Sonra yine düşünün. Geçenlerde de yazmıştım. Kürt aşiretleri bir devlet kursa. Bu devlet Türkiye’ye bağlansa. Tıpkı bir eyalet statüsüne kavuşturulsa. Musul ve Kerkük’teki petrol ortak olarak çıkarılıp pazarlansa. Buradan asıl payı Kürt eyaleti alsa ve bu parayla ülkesini kalkındırsa. Türkiye de elde edeceği kazançla doğu ve güneydoğuya gerçek yatırımlar yapsa. Halkını çağdaş seviyeye getirse.
Bu da fena mı olur?
Yeter ki biz proje üretelim ve önerelim.
Ancak şu ana yapılan tek şey, hep başkalarından gelen ve gerçekten Türkiye aleyhine olan plan ve projeleri reddetmek. Hep önümüze sürüleni konuşuyoruz. Oysa artık Türkiye’nin ortaya plan ve projeler koyması gerekiyor.
Tabii diyeceksiniz ki, “bugünlere gelmemizin temel nedeni kimilerinin çıkarlarını savunmak adına oldu. Bu çıkar sahiplerini nasıl ikna edeceğiz ve bu ülke için çalışmalarını nasıl sağlayacağız.”
Doğru tabii bu saptama. Ancak ne söylenirse söylensin, lütfen düşünün ve şu sorunun cevabını verin: “Türkiye’nin Güneydoğu’da ne yapmak istediğini bilen biri var mı?”
Kutlu olsun
Bugün bayramlarımızın en yücesini kutluyoruz, Yurdumuzu karış karış işgal ettikten sonra içimizdeki hainlerin de yardımıyla Türkiye’yi tarihe gömmeye kararlı olan emperyalist güçlere karşı verdiğimiz inanılmaz savaşın ardından kurduğumuz Cumhuriyetin yıldönümü bugün.
Bir kere daha durup düşünmemiz gereken bir gün. Eğer Atatürk ve ilkeleri olmasaydı, ne pahasına olursa olsun bu ilkeler korunmasaydı bugün halimiz nice olurdu?
Aslında ne hale geleceğimizi göstermek isteyenler ve bunu özleyenler hedefe daha yakın olduklarını sanıyorlar. Yabancı işbirlikçileriyle Türkiye Cumhuriyeti’nin yönünü değiştirebileceklerini sanıyorlar. Bunun için artık tüm kaleleri ellerine geçirdiklerini de düşünüyorlar.
Ama yüreği bu ülke için atan milyonlara rağmen bunu başaramayacaklarını da biliyorlar.
Bu büyük gün hepimize kutlu olsun.
Amerika’dan ‘fırça’ yiyen milletvekili
İktidar partisi milletvekillerinden biri geçtiğimiz dönemde sorunları bizzat yerinde izlemek ve bunun üzerine çalışmalar yapmak amacıyla Güneydoğu bölgesine gidiyor.
Oradan da Kuzey Irak’a geçip Kerkük’ünde yolunu tutuyor. Burada Türkmenler’le toplantılar yapıyor. Hatta savaş nedeniyle Türkiye’den Irak’a gönderilen yardım malzemelerinin bir bölümünün bu bölgeye taşınması için çaba harcıyor.
Ama bu girişimin karşısında Amerika’yı buluyor. Amerikalı yetkililer bu milletvekilini hükümete şikâyet ediyorlar. Şimdi başkomutan olan dönemin dışişleri bakanı da bu milletvekilini arayarak “Amerika ile sorun çıkarılmamasını istediklerini” bile söylüyor.
Bu milletvekili Türkiye’ye döndükten sonra Amerikan Büyükelçiliği’nden biri arıyor ve “resmi bir görüşme” talep ediyor. Milletvekili randevuyu veriyor. Amerikalı yetkili görüşmede “Bazı davranış ve sözleriniz Beyaz Saray tarafından hiç hoş karşılanmadı, bunu bildirmek istiyorum” diyor.
Milletvekili de “Bizim Washington büyükelçimiz bir senato üyesine gidip benzer bir ifadede bulunsa ne hissedersiniz?” diye soruyor.
Amerikalı elçilik etkilisi “Onu bilemem, ama bu durumdan sizin yöneticilerinizin de haberi var” cevabını veriyor.
Amerika’ya şükran mektubu gitti mi?
Duyunca şaşırdığım ve doğruluğunu merak ettiğim bir konuyu yazmak istiyorum.
Bundan ne kadar önce olduğunu hatırlamıyorum. Ama en azından iki yıl kadar önce olduğu kesin. Bazı Türk askeri güvenlik elemanları Irak’ta şehit edilmişti.
Bu elemanların cenazelerini getirmek için Amerika devreye girmişti. Cenazeler bu sayede güven içinde Türkiye’ye getirilmişti.
Bu olaydan sonra dönemin Genelkurmay Başkanı Amerika’ya bir şükran mektubu yazmış. Bizzat Beyaz Saray’a teslim edilen şükran mektubunda “Amerika’nın Türk Silahlı Kuvvetleri’ne gösterdiği bu alicenaplık asla unutulmayacaktır” ifadesine de yer verilmiş.
Merakım şu; gerçekten ordunun en tepesinden bu tür bir mektup Beyaz Saray’a gönderildi mi? Gönderildiyse bu neden kamuoyuna da duyurulmadı?
Elbette her konu kamuoyuna duyurulacak diye bir şart yok, ama mektup strateji ile falan ilgili değil, sade bir teşekkür mektubu. Bu gerçekten saklandı mı?

