Galatasaray’a bir sitemim var.
Başkan Ünal Aysal “25 milyon Galatasaraylı’nın 20 milyonu AKP’ye oy verdi” dediği için değil.
Zaten Başkan da herhalde yaptığı yanlışı anladı, düzeltmeye çalıştı sözlerini; pek olmadı ama, bunları neden söylediğini herkes biliyor. Amaç Galatarasay’ı iktidarın hışmından korumak; ne yapsın, çaresiz.
İleri demokrasiye geçtiğimiz için bu tür şeyler sorun oluyor ne yazık ki.
Sitemim, Galatasaray’ın şike ve 58’inci madde konusunda takındığı tavra.
Galatasaray sportif açıdan belki haklı kabul edilecek bir gerekçeyle “Bizim adımız şikeye hiç bulaşmadı, şikeye bulaştığına kanaat getirilen takımlara cezası bir an önce verilsin” diyor.
Sporla ilgili arkadaşlara “Galatasaray’ın tek kaygısı bu mu?” diye sordum.
“Bir yandan böyle. Ama...” dediler. “Aması ne?” diye sordum tabii.
Galatasaray bu yıl şampiyon olacağına çok inanıyor. Eğer Federasyon şike yaptığına kanaat getirdiği kulüplere ceza vermezse, UEFA Türkiye’ye ağır bir ceza kesecek. Milli takım da Avrupa liglerinde top koşturacak takımlarımız da bir yere gidemeyecek. Bu durumda Galatasaray da Şampiyonlar Ligi’ne gidemeyeceği için çok büyük bir maddi kayıpla karşı karşıya kalacak.”
Şimdi düşünüyorum. Galatasaray bu yıl şampiyon olabilir mi? Tabii ki.
Ama şampiyonluğu nasıl
garantiler?
En yakın rakipleri küme düşürülür ya da puanları silinirse.
Peki böyle bir şampiyonluk Galatasaraylıları mutlu eder mi?
Galatasaraylılar rakiplerinin puanı silindiği için adeta otomatik olarak şampiyon olursa bu, koca kulüp için şerefli bir zafer olabilir mi?
Hiç sanmıyorum.
O halde “Avrupa liglerinden gelecek gelir için, Fenerbahçe’nin takındığı tavra karşı çıkmak” ne anlama geliyor?
Fenerbahçe şike yapmıştır ya da yapmamıştır.
Durum Beşiktaş için de geçerli, adı geçen diğer takımlar için de.
Ama Fenerbahçe de, Beşiktaş da “Suçlu olup olmadığımız kesinleşmeden, sırf bizi kurtarmak için yapılacak bir düzenlemeye razı gelemeyiz” diyorlar.
Hatta Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören çıtayı daha da yükselterek “Gerekirse birkaç yıl Avrupa liglerine gitmeyiz, ama hiç olmazsa onurumuzu kurtarırız” diye konuşuyor.
Bu nedenle Galatasaray’ın açıkça söylemese de Avrupa liglerinden gelecek geliri bahane ederek tüm futbol dünyasının onurunu kurtaracak karara karşı çıkmaması gerekir.
Fenerbahçesiz, Beşiktaşsız bir ligde şampiyon olmak Galatasaray için de bir şey ifade etmeyecektir.
Lütfen bir cevap verin; Balbay ve Özkan neden hala hücrede?
Uzun tutuklulukmuş, suçlarını bile hâlâ bilmiyorlarmış, kanıt diye bir sürü düzmece belge iddinameye konmuş, hepsini bir kenara bırakıyorum.
Türkiye’de aklı, vicdanı, namusu; demokrasi ve hukuka inancı olan bir tek kişi çıkıp “Mustafa Balbay ile Tuncay Öztan’ın neden 1061 gündür 8 metrekarelik hücrede tutulduklarını” mantıklı biçimde açıklayabilir mi?
Başbakan kendisini Ergenekon davasının savcısı olarak takdim etmişti. Öyleyse Savcı Bey’e soralım “Bu iki tutuklu neden hücrede, üstelik 1061 gündür?”
Her şeye üzülen, üzüntüsünü seçim kampanyası gibi tutumlarla gidermeye çalışan, kartopu oynayan, yemek yapan, eski arabalara binen sayın Cumhurbaşkanı bu durumdan hicap duyuyor mu duymuyor mu?
Meclis Başkanı, sahip çıkması gereken bir milletvekilinin hücrede tutulmasından dolayı hiç utanç duyuyor mu?
CHP lideri kendi milletvekillerinin hâlâ tutuklu olmasını hatta yanına yaklaşılması mümkün olmayan azılı bir cani gibi hücreye atılmasını içine nasıl sindiriyor, neden en küçük bir girişimde bile bulunmuyor?
Ağızlarından demokrasiyi düşürmeyen; sözde hukuka, insan haklarına saygılı, yetmez amacı AKP yandaşları bu durumu ileri demokrasiyle nasıl bağdaştırıyor?
Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan yıllardır hapiste tutulan iki gazeteci arkadaşımız. Ama onlar gibi daha niceleri, iktidarın intikam duygularının esiri olarak içerde.
Bu durum yüzünden hepimiz utanç içindeyiz.
Yediğimiz, içtiğimiz boğazımıza tıkanıp kalıyor, çünkü elimizden hiçbir şey gelmiyor.
Onlara yönelik karalama kampanyaları, ağızlarından salyalar akanların “Ama onlar gazetecilikten girmediler ki” diye sırıtmaları zaten yüreğimizi dağlıyor.
Bari aklıselim sahibi biri çıksın da şu hücre olayını mantıklı biçimde anlatsın.
Ama Cezaevi Müdürü’nün dediği gibi “Bunu onlar talep ettiler” gibi saçma sapan bir gerekçenin arkasına sığınmasın.
82’deki yüzde 92
Cumartesi günü İzmir’deydim. Buca Belediyesi’nin düzenlediği Uğur Mumcu’yu anma toplantısındaki panelde Ümit Zileli ile birlikte konuştuk. Heyecanlı ve diri bir kalabalık vardı, gelecekle ilgili umutlarım arttı.
Öğle uçağı ile gittiğimiz için akşama kadar hayli zamanımız vardı. Yemek sırasında pek çok kişiyle sohbet etme olanağı bulduk.
Bir İzmirli, çok ilginç bir saptamada bulundu.
Dedi ki “yapıldığı günden itibaren darbeye karşı çıktık. Askerlerin yaptığı anayasaya da hayır oyu verdik. Ama ne yazık ki halkın yüzde 92’si bu anayasayı hiç düşünmeden onayladı.”
Sonra biraz nefeslenip devam etti;
“Şimdi neye canım çok sıkılıyor biliyor musunuz? Bugün demokrat kesilenlerin neredeyse tamamı o tarihte askerin anayasasına evet oyu vermişti. Şimdi onlar demokratlık gösterileri yaparken bizlere darbeci, statükocu diye saldırıyorlar. Gerçekten içim daralıyor.”
İzmirli dostumuza çok hak verdik.
Günümüzde her şey karıştı. Eskinin darbe ve asker hayranları, “Paşa sizinle çalışsaydık Türkiye’yi uçururduk” diyenler; şimdi göstermelik mahkemelerle güya darbelerle hesaplaplaşıyorlar. Halkımızın bir bölümü de buna inanıyor ya...
Gelene gidene Başbakan karar veriyor
Birkaç gündür, alçak bir saldırı ile öldürülen Musa Anter’in yıllar sonra Türkiye’ye gelen oğlu Anter Anter’le ilgiliyiz.
Her olayı Türkiye aleyhine çevirmeye çalışan çevrelerin gözdesi haline gelen Anter Anter, hakkındaki yasak nedeniyle Türkiye’ye gelemiyordu.
Bir gün Başbakan’a mektup yazmış, hiç olmazsa babasının mezarı başında bir Fatiha okumak istediğini söylemiş. Başbakan buna çok üzülmüş. Hemen özel izin çıkmış, Anter Anter de memlekete gelip babasının mezarını ziyaret etmiş.
Anter “Ben artık buradan gitmem” diyor çok haklı olarak.
Top yine Başbakan’a gitmiş, talimatlarını vermiş, şimdi Anter’in yasağının kaldırılması için çalışma başlamış.
Buraya kadar her şey çok insani ve mantıklı görünüyor değil mi?
Oysa değil.
Çünkü bu insani ve mantıklı gibi görünen olay, aynı zamanda Türkiye’de bir tür sivil diktatörlük olduğunun da kanıtı.
Vatandaşlıktan çıkarma da yeniden vatandaşlığa alınma da yasalarla yapılıyor.
Yani bunlar Başbakan’ın keyfine göre düzenlenmiyor.
Anter Anter mutlaka Türkiye’de yaşamalı, yıllar önce yapılan bir ayıptan kurtulmalıyız.
Ama bunun sanki Başbakan’ın himmetiyle yapılıyor gibi olması Türkiye’nin demokratik hukuk devleti olma özelliğine gölge düşürür.
Başbakanlar yasalar yoluyla halledilecek işleri sanki kendi inisiyatifleriyle yapılıyor gibi gösterip bundan demokrasi kahramanlığı çıkaramazlar.

